Gazetevatan.com » Yazarlar » Teoman gibi veda edebilmek günlük şöhrete...

Teoman gibi veda edebilmek günlük şöhrete...

08 Ağustos 2011 Pazartesi


Medya kabızdır...

Muhabirler yıllar önce hasbelkader belledikleri soruyu seneler geçse de, aynı adama, hiçbir şey değişmemiş gibi sorarlar...

Vasat ve sıradandırlar...

“Sarhoş”ken Teoman’ın iyi görüntü verdiğini farketmişlerdi...

Nevizade kazan, onlar kepçe “Teoman’ın bar çıkışı, alkollü silüetini ararlardı...”

O acayip tiz perfore ses, “Az sonra” çekerken bağırırdı...

“Teoman’ın alkolden ayakta duramadığı görüntüler... Azzz sonraa...”

***


Çok haksızlık edildiğini düşünürdüm çocuğa hep...

Bardan çıkmış bir kızla görünürdü...

Kızın seceresi çıkartılırdı...

Oğlan kameraları farkeder, içkili haliyle uzaklaşmaya çalışırdı, “Nereye gidiyorsun” diye sıkıştırılır, “sarhoş bir replik vermesine” uğraşılırdı...

Çocuk bir “alkollü sanatçı metaası olarak” yapımcıların karına kar katmak için bir rating malzemesi olarak, programlarda fütursuzca kullanılırdı...

Bunun adına da “basın özgürlüğü” denirdi...

Kirli bir düzendi ve hep aynı soru sorulurdu:

“İçkili misin Teoman? İçkiyi bırakmayı düşünüyor musun?..”

Sanki soru soran arkadaş, Teoman’ın annesidir ya da velisi...

Sanki onu “içkiden arındırmak ve topluma kazandırmak!

Paparazzi arkadaşın toplumsal misyonudur...”

Laf olsun torba dolsun, rating gelsin, yapımcı zengin olsun...

Teoman denilen arkadaş da “alkollü kontenjanından kapak olsun...”

***


Sonra çocuğun, hiç tahmin etmediğim bir hayran kitlesi olduğunu gördüm...

Kızlar, genç kadınlar, vicdanı henüz dümura uğramamış free takılan ruhlar, hiç ummadığım entellektüel şahıslar, Teoman’ı ilginç bir şekilde seviyorlardı...

O “hayatı altedemeyen” halini...

O biraz mahçup, yaşam karşısında “ürkekleşmiş” tavrını...

“Kafasını bir türlü iyi yaparak, kayıtsızlaşmış sempatik çapkın” tavrıyla çıkış yolu bulduğunu sandığı umursamaz havasını...

***


Şimdi onu, yıllardır lime lime edenler, kişiliğini parçalara bölenler, karakter suikasti yapanlar, “sarhoş” muamelesi çekenler, ne yaptığını bilmeyen bir bar müptelası kıvamında tutanlar, Teoman’a hep beraber “nereye gidiyorsun?..” diye soruyorlar...

“Daha karpuz kesecektik?..”

Evet bir yerlere gitmemeli Teoman ki, bar çıkışlarında “yine alkol duvarını aştı genç sanatçı azzz sonraaa...” fragmanını dönebilsinler...

Teoman veda etmemeli ki müzik piyasasına, “maymuna çevirmeye çalıştıkları her popüler kültür ikonu gibi Teoman’ın etinden, suyundan sonuna kadar faydalansınlar...”

Nereye gidiyorsun “Karpuz Kesecektik...”

***


Anlayamadıkları ve hiçbir zaman anlayamayacakları şudur:

Yaşamın küçük kurnazlıklarla onlara sağladığı, “küçük burjuva faydacı dünyaları”, hayata karşı hafif serseri, bohem ve kayıtsız bir duruşu olan bir müptela çocuğu anlamaya müsait değildir...

Onlar Charles Bukovski’yi öldükten ve çok meşhur olduktan sonra, “kendi faydacı dünyalarına meze olsun” diye sever ve okurlar...

Orhan Veli kısa hayatında sonsuz acılar içinde “cep delik cepken delik” yaşarken, cebinde beş kuruş parasız hayata veda ederken, o simsarlar yokturlar...

Orhan Veli öldükten yıllar sonra prim yaptığında ancak, “Orhan Veli”ci olurlar...

Nazım Hikmet yaşarken ve hapislerde sürünürken yokturlar...

Nazım Hikmet öldükten yıllar sonra “iade-i itibar”a mazhar olduktan sonra Nazım Hikmet’çidir onlar...

Bolivya dağlarında ölen Che Quevera’yla bir ilgileri yoktur...

“Commandante Che Quevera” parçasıyla dans edip, kız ayarlamakta ustadırlar...

***


Zavallıdır onlar...

Teoman’ı anlayamazlar...

İlahlar hayatın onlara bahşettiklerini ellerinin tersiyle itebildikleri için, yarattıkları değerleri ölesiye korulabildikleri için “ilah”tırlar...

“Bu ün ihtiyacı beni ilerde çirkinleştirecekse kendi gözümde, ben bunu reddediyorum...

Kendimden çok şarkılarımdan dolayı...

Onları seviyorum ve kolluyorum böylece...”

Bunu anlamaları imkansız arkadaş...

Sen bildiğini yap...

*****


“ÇOK SEVDİĞİM İKİ İNSANI KAYBETTİM...”

“Çok kısa bir zaman içerisinde çok sevdiğim iki insanı kaybettim” diyor Teoman dün okuduğum “veda mektubunda...”

“Bu acıları halledemeyince her zamanki formülümle müziğe sığındım...

Artık zor geliyor...

İlerde daha da zor gelecek...

Onlarla geçiremediğim vakitlere üzülüyorum...

Ve bundan sonra sevdiğim insanlarla daha fazla vakit geçirmek istiyorum...

Şarkılarımı yazdım, oradalar...

Dinlenilirse, sevilirlerse, yaşarlarsa çok mutlu olacağım...

Ama sadece alışkanlık nedeniyle, konserler verebilmek, oyunda kalabilmek adına savaşmayacağım...

Üstümü başımı kirletmeyeceğim...

Ortalık çok çamurlu...

Olay bu kadar aslında...

Abartmaya gerek yok dememin nedeni bu...

Önümde iki tane konserim var...

3 Eylül’de son konserimi veriyorum...

Ondan sonra da kendimi emekli ediyorum...

Yapmadığım içimde kalan şeyleri yapacağım...

Gençlere ise, müziği şiddetle tavsiye ediyorum yine de...

Harika bir histir...

İnsanın şarkı yazması, söylemesi, çalması...

Son konserimle ilgili fazla drama yaratılmasın lütfen...

Artık başka bir hayat peşindeyim...

Şarkılarımı yazdım...

İçim rahat...

Onları kendi kendime çalacağım sadece...

Belki de birkaç dostuma...

Biraz daha rahat bırakılırsam çok mutlu olacağım...”

***


Bu kadar net...

Bu kadar duru bir ifade...

Temmuz başında herşeyi bırakıp, “tatile çıkıyorum çocuklarımla” dediğimde, hep bana “ne zaman dönüyorsun” diye sormuşlardı...

“Bilmiyorum” demiştim hep...

Bu yazıları uzaklarda bir dünyadan yazıyorum bir aydır...

Çocuklarımla, hayatı, doğayı, güneşi ve denizi keşfediyoruz...

Oyunlar oynuyorlar, tül perdeli cibinlikler içinde denizin dalgalarının hışırtısında öğle uykuları uyuyorlar...

Akşam yeniden oyunlar oynuyorlar...

Sonra yanıma kıvrılıp uyuyorlar...

Üstün başım kirli değil...

Çamurlu oyunlar, hayatımı karartmıyor...

Sevdiklerimle geçirdiğim şu saatler, bu ahir ömürde bana verilmiş en büyük hediye biliyorum...

Üreteceğim zaman üretirim...

Yaratacağım zaman yaratırım...

Sevdiklerimle geçirdiğim saatler, hayatın gerçek anlamıdır...

Teoman bugünleri bir geçsin, çok güzel parçalar besteleyecek ruhunun dinginliğinde...

Uzaklaşsın, “kirli” dediği dünyalardan...

Onu “çamurlu” yaptığına inandığı hayatlardan...

Yepyeni bir yolculuğa çıksın, hayatı yeniden keşfetsin...

Yapamadıklarını yapsın, yaşayamadıklarını yaşasın...

Hayata “nanik” yapsın...

Yakışacaktır ona...