Gazetevatan.com » Yazarlar » Bizim omurgasız 'Tardigrad'lar...

Bizim omurgasız 'Tardigrad'lar...

12 Eylül 2008 Cuma


Boyu 2 milimetreyi geçmeyen bir canlı Tardigrad...Laboratuvar deneylerinde -272 derecedeki helyum içine atılmış -192 derecede 20 ay süreyle bırakılmış ve 92 derecede eter, alkol ve diğer zararlı kimyasal maddeler içine atılarak haftalarca kaynatılmış, ama bir şeycik olmamış!..
Normal ısıya döndürülüp,
su verildiğinde tekrar
yaşamaya başlamış...
Beyni, iki gözü ve sindirim sistemi var...
Ancak kalbi ve akciğerleri yok.
Kuru ortamlarda büzülerek
dokularındaki suyun buharlaşmasını sağlıyor ve derin uyku haline
geçiyor...
Bu sırada oksijen tüketimi hemen hemen duruyor...
Kurumuş tardigradlar rüzgârla başka yerlere taşınıyor ve gittikleri yeni bölgelerde elverişli ortam bulunca (ıslak yosunlar ya da nemli yerler gibi) derin uyku halinden çıkıp tekrar yaşama dönebiliyorlar...

Tardigradların esas özellikleri ise “omurgasız” oluşları...
Rus Soyuz füzesiyle uzaya fırlatılan Avrupa uzay aracındaki hayvanlar 270 km. irtifada uzay boşluğuna bırakıldılar!
Dünya’dakinden en az bin kat fazla öldürücü ultraviyole ışını altında kaldılar!
- 272 derece soğukta bırakıldılar!..
Yine ölmediler...
151 derece sıcaklıkta da ölmüyorlar zaten...
Yaşam süreleri topu topu
bir yıl...
Ve omurgasızlar!..
Tardigradları Current Biology Dergisi’nden incelerken, bizim omurgasız tardigradlar geldi gözümün önüne...
Bir anda fark ettim ki, bu 2 milimetrelik canlılarla, bizimkiler arasında derin benzerlikler var...

Tıpkı denizdeki benzerleri
gibi bizdeki omurgasız tardigradlar da dış etkenlerden zinhar etkilenmiyorlar...
Bir gün öyle, bir gün böyle o patronla çalışırken “etik” dediğine, bu patronla çalışırken “rezil” demekten hiç yüksünmüyorlar...
Çünkü tardigrad gibiler, “omurgasız” onlar...
-272 derecede helyum içine de atsan da, 92 derecede eter ve alkolle kaynatsan da hiçbir şey olmuyor onlara...
Kimin borusunu çalıyorlarsa onun tetikçisiler...
Hangi patronla çalışıyorlarsa ona göre pozisyon alıyorlar...
Biz de tardigradların söylediklerdinden kendimize bir yön vermeye çalışıyoruz...
Basın özgürlüğü nedir, siyaset nedir, iktidar nedir, medya-siyaset nasıl şekillenmelidir?..
Etrafta o kadar omurgasız tardigrad var ki, doğru düzgün ne Avrupa Birliği’nin, ne demokrasinin standartlarını konuşabiliyoruz...

Sadece omurgasız tardigrad standartlarımız hâkim duruma...
Tardigradların standart özellikleri ise şöyle:
1) Omurgasızlar...
2) Kalpleri yok, yani kalpsizler...
3) Buna karşın beyinleri,
iki gözleri ve sindirim sistemleri var...
Kapleri ve omurgaları
yok ama beyinleri çalışıyor, gözleri görüyor ve sindirim sistemleri her şeyi sindirebilmelerini sağlıyor...
4) Kurumuş tardigradlar esen rüzgâra göre bir yerden bir başka yere hareket ediyorlar...
Onlar da tıpkı bizim omurgasız tardigradlar gibi, bir çeşit “rüzgâr gülü...”
Rüzgârın savurduğu yere göre hareketleniyorlar...
5) Omurgasızlık ve kalpsizlik şaka gibi ama bir özellikleri
daha var onların...
Akciğerleri de yok ...
Yani resmen ciğersizler...
6) Omurgasız, kalpsiz, ve ciğersiz tetikçilerin esen rüzgâra göre aldıkları tardigrad standartlarından Avrupa Birliği’nin demokratik standartizasyonuna geçmedikçe, Türkiye’de basın özgürlüğü de medya-siyaset ilişkisi de daha çok zikzaklar çizecektir...
Moda deyimle bu hamur daha çok su kaldırır...


********************



BİR FATİH TERİM’İN KÜFRÜ EKSİKTİ...


Milli Takım İsviçre’yle oynuyor, biz oyunu değil, olayları konuşuyoruz...
Takımın ‘Hoca’sını, ‘İkinci Hoca’sını, ‘Üçüncü Hoca’sını, Federasyon sorumlusunu, futbolcusunu soyunma odasını, çelmeyi, tekmeyi konuşuyoruz...
Milli Takım Avrupa Şampiyonası’na gidiyor...
Biz medyaya kızan Fatih Terim’in kızış biçimini konuşuyoruz...
Günlerce, haftalarca “öyle dedin böyle dedin” tartışmalarıyla geçiyor koskoca Avrupa Şampiyonası finalleri...
Milli Takım Dünya Kupası elemelerine başlıyor...
Bu kez Emre Belözoğlu’nu konuşmak zorunda kalıyoruz...
Sonra Emre Belözoğlu bitiyor, Fatih Terim sahne alıyor...
Bu kez onun Osman Tamburacı’ya ettiği söylenen sinkaflar gündemimize oturuyor...

Ya el hareketi ya kol hareketi ya çelme ya tekme ya da sinkaf...
Ne başarının tadı, ne Avrupa’da yarı final havası, ne Dünya Kupası’nı kazanma umudu, hepsinin bir güzel içine edilmekte...
Hadi ama ligler başlasın, Avrupa kupaları gelsin sırada...
Sıkıldım Milli Takım’ın bu “Fena Halde Leman” muhabettinden ben...