Gazetevatan.com » Yazarlar » Banker Kastelli’ye takdiri ilahi mi?..

Banker Kastelli’ye takdiri ilahi mi?..

02 Haziran 2008 Pazartesi


Trabzonlulara özgü tez canlı, güler yüzlü ve fakat asabi bir adamdı Banker Kastelli...

Zeki olduğu kuşku götürmezdi, uyanık olduğu da belliydi...

Ama çok Karadenizli’de vuku bulduğu gibi, kendine, kafasına ve uyanıklığına aşırı güven, “yaptım oldu” diyen bir karizmayla birleştiğinde zaman zaman duvara çarpması kaçınılmaz oluyordu...

***


Milletin parasını batıran diğer bankerlerin üç kağıtçı ve dolandırıcı olduğunu söyler, kendisinin “nitelikli bir iş adamı” olduğunu savunurdu...

Gerçekten de “ofis çaycılarının” banker olup milletin parasını düdüklediği günlerde, Banker Kastelli’nin en azından Cüneyt Arkın’a, Hulusi Kentmen’e reklam filmi çektirecek bir karizması vardı...

Millet tam “ulan bu banker işi fena basmaya başladı... Paralar toptan buharlaşmasın” diye sorarken, müthiş uyanıkça bir buluşla, Yeşilçam’ın ünlülerini televizyon reklam niyetine kendi adına bangır bangır bağırttı:

“Biz de kendimize,

Güvenli bir yol seçtik...

Banker Kasteliii...

Banker Kastelli...”

***


Parayı yüzde 50 faizle birkaç ayda birkaç misline çıkartayı düşünen “uyanık” ahali bir anda coştu:

“Ula bu adam ve paralar buharlaşacak olsa Cüneyt Arkın’ın Hulusi Kentmen’in, Ekrem Bora’nın işi ne ekranlarda” demeye başladı...

Sanatçılar o reklam filmlerinden paralarını aldılar mı bilmem, ama o sanatçılara kanan halk “paralarının buharlaştığını görüp, ne intiharlar yaşadı...”

Dün, arka arkaya İstanbul’un tepe noktalarının nabzını iyi tutan iki ünlü dostumla, farklı mekânlarda rastlaştım...

Ne ilginçtir ikisi de aynı tepkileri verdi:

“Banker skandalı sırasında çok kişinin ahını almıştı... Parasını kaybedip intihar edenler olmuştu... Takdiri İlahi!..”

***


Aslında cevvalliğini, hoş sohbetini, Karadenizlilere özgü, espirili ve kıvrak zekâsını severdim...

İntihar haberine baktım...

Kredi kartı borcu varmış...

Karısının evine haciz gelmiş...

Gururuna yedirememiş...

İntihar etmiş...

Cennet de cehennem de bu dünyada galiba...

Yaratan, herkese zamanında yaptıklarını karşısına çıkartıyor sanki...

Allah rahmet eylesin...

*****


EMRE FENERBAHÇE’DE MUTLU OLAMAYACAK!..

Biliyorum, profesyonel dünyada Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray yok...

Profesyonel futbolcu, hele bir de büyük transfer yaparsa herkesi kendisi hakkında konuşturur...

Colin Kazım’ın Emre’ye Milli Takım kampında dediği gibi, “BBC, SKY bütün dünya televizyonları Emre’den söz eder...”

Ama Emre’ye söylemeliyim ki, “Emre Fenerbahçe’de kendisi ne söylerse söylesin, çok da fazla mutlu olmaz...”

Olamaz!..

Belki Galatasaray’da sadece birkaç sezon oynayıp geçmiş olsaydı...

Belki UEFA Kupası’nın o tarihi takımının “o maskot ve bücür” futbolcusu olmasaydı...

Belki, bizzat UEFA’yı alan Galatasaray’ın “sembolü” olmamış olsaydı, Fener’de mutlu olabilirdi...

Ama şimdi Emre Fenerbahçe’de mutlu olmaz... Olamayacak...

***


Daha kötüsü de şu...

Aktif futbol bir gün bitecek...

Sonra yorumculuk, teknik adamlık her neyse ne, onlara sıra gelecek...

Galatasaraylı Emre olarak, o bücür haliyle çocuk yaşında UEFA kupası’nı kaldıran Emre olarak hafızalarda kalsaydı...

Büyümüş ve sarı lacivert formayı giymiş Emre olarak değil...

Çocukluk naiflik demek...

Murathan Mungan’ın dediği gibi...

“Hani herkes arkadaş...

Hani oyunlar sürerken...”

Eskidendi Emre...

Çok eskiden!

*****


1 NUMARALI KADIN TENİSÇİNİN ISLIKLANAN YENİLGİSİ...

Öyle bir kız ki Sharapova...

Tanrı hem yetenek vermiş...

Hem de güzellik...

O yüzü ve o fiziğiyle, manken olabilecek kadar güzel...

O elleriyle, kollarıyla ve süratli bacaklarıyla dünyanın bir numaralı kadın tenisçisi...

Yılda milyonlarca dolar para kazanıyor...

Şan, şöhret, güzellik, trilyonlarca lira para ve “o kort senin bu kort benim” dünyanın en elit sporunu en elit mekânlarda yapma hakkı da senin...

Bir insan daha ne ister?..

***


Oysa Sharapova dün, ne kazandığı milyon dolarları, ne şanı, ne şöhreti ne de bebek gibi güzel yüzünü ve fiziğini düşünecek haldeydi...

Hepimizden daha üzgün ve mutsuzdu...

Paris’te Roland Garros’da tie-break’te son iki servisi alsa kazanacağı maçı, demoralize olup kaybetti...

O üzüntü ve gururla dünyanın en ünlü açık tenis turnuvalarından Roland Garros’daki Fransız seyirciyi bile selamlamadan korttan kaçarcasına uzaklaştı...

Bu tavırları yüzünden zaten bir türlü yıldızı barışmamıştı Fransız tenis severlerle Sharapova’nın...

Kendisini selamlamayınca, seyirci ıslıklarla gönderdi Sharapova’yı...

Çok güzel, çok zengin ve dünyanın en fazla gıpta ettiği insanlardan biri olabilirsiniz...

Ama mutluluk “anlık” bir şeydir...

Ve çoğu zaman sıradan bir işi yapan insan o anlık mutlulukları daha fazla hisseder...

Bazen Paris’in Roland Garros’una dün yağan kısık yağmuru hissedebilmek için, insanın Sharapova değil, sıradan olması gerekir...