Radyasyonla ilgili 9 ürpertici gerçek! 14 December, 17:21'de eklendi

Radyasyonla ilgili 9 ürpertici gerçeği sizler için bir araya getirdik...

1. En Radyoaktif Bölgeler
Doğal kaynaklardan yayılan radyasyon; kozmik ışınlar, dünya ve insan bedeninin içinde bulunduğu bir dizi ögeden besleniyor. Ancak gezegenimizdeki her noktada bu radyasyon miktarı aynı değil. Örneğin Denver, Colorado’da yaşayan insanlar, deniz seviyesinde bulunan insanlara göre tam dört kat daha fazla kozmik ışınlara maruz kalıyor. Ayrıca insan bedeni yıllık 300 miliem radyasyonu absorbe edebilirken, bu bölgede yaşayan insanlar yıllık 115 milirem ekstra radyasyonla karşı karşıya kalıyor. Ancak Denver, radyasyon seviyesinin en yüksek olduğu yer değil. Hindistan’ın Kerela bölgesinde bu rakam yıllık 380 milirem, Brezilya’nın Guarapari bölgesinde ise yıllık 600 milirem.
2. Uçuşlarda Radyasyon Etkisi
Potansiyel uçuş kazaları ya da uçak kaçırma vakaları, insanları uçuşlardan korkutmak için yeterli birer sebep olamasa da, uçuşlar süresince maruz kalınan radyasyon seviyesi endişe verici boyutlarda. Uçuşlar belirli normlar çerçevesinde, hava basıncını ve dolaylı olarak sürtünme kuvvetini azaltma amaçlı olarak 10.000 m gibi yüksek irtifalarda gerçekleştirilir. Ancak uçaklar, bizi bu irtifadaki elektromanyetik dalgalardan korumaya yetmez. New York – Londra arası bir uçuşta maruz kalınan radyasyon seviyesi, bir gögüs röntgeninde maruz kalınanla eşdeğer miktardadır.
 
Sürekli seyahat etmeyen yolcular için ölümcül riskler taşımasa da, özellikle uçuş ekibi ve pilotlar yoğun risk altında bulunmaktalar. Genel popülasyonun çok üzerinde bir kanser riski taşıyan havacılık çalışanlarına “radyasyon işçileri” gibi unvanlar da yakıştırılmakta.
3. Çernobil’in Zombi Ormanı
1986 yılında SSCB’ye bağlı olan Kiev’in Çernobil bölgesindeki nükleer santralde yaşanan patlama sonucu büyük bir felaket yaşanmış ve başta Ukrayna, Rusya ve Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler başta olmak üzere tüm Avrupa ve Asya’nın büyük bir bölümünde etkileri görülmüştür. Takip eden yıllarda etki altında bulunan bölgelerde birçok kanser vakasıyla karşılaşılmıştır. Buna rağmen oldukça ilginç bir şekilde, bu faciadan zarar görmek yerine ondan beslenen bir orman kısa zamanda kendini göstermeye başlamıştır. Maruz kaldığı ve absorbe ettiği oldukça yüksek dozdaki radyasyonun etkisiyle kızıl tonda ağaçlara sahip olan orman, bölgedeki ormanların aksine yaşayan bir ölü gibi halen varlığını sürdürüyor. Aradan geçen 27 yıl içinde kaza bölgesinin etrafını büyük oranda saran kızıl orman, kazanın izlerini de bir bir yok ediyor.
4. Radyasyon Yiyen Mantarlar
Çernobil bölgesindeki birçok mantar türü olaydan ötürü zarar görmüşken, bir kısım mantar da bu radyoaktiviteyi bir enerji kaynağı olarak kullanıp, kendilerini geliştirmeyi başardılar. Facia sonrasında bilim adamları tarafından bölgeye gönderilen robotlar tarafından tespit edilen mantarlar, bir nevi halı şeklinde duvarlardan bitmiş bir görüntü sergilemekteydi. Tespitlere göre; bitkilerin güneş enerjisini kimyasal enerjiye çevirmesi gibi, bu mantar türü de iyonlaştırıcı radyasyonu enerji ve besine çevirmeyi başarmış. Bunu da bünyesinde klorofil yerine barındırdığı melanini kullanarak gerçekleştirmiş. Bu keşfe kadar, mantarların ne sebeple melanin içerdiği bilinmiyordu.
5. Doğal Koruyucu: Soya Fasulyesi
Yapılan araştırmalara göre soya fasulyesi, insanları radyasyonun zararlı etkilerinden koruyabilecek potansiyele sahip. Kanser tedavilerinin etkisini artırıp, kanser hücrelerinin yok edilmesine büyük katkı sağlıyor. Bu yüzden doğal bir koruyucu etkisine sahip olan soya fasulyesinin, tedavi ve korunma amaçlı kullanılması tavsiye ediliyor.
6. Afrika’nın Doğal Nükleer Reaktörü
Nükleer reaktörlerin tamamının insan eliyle yapıldığını düşünürüz;  Güneş, dev bir nükleer reaktör olarak her gün doğuşunda bizi karşılasa da. Dünya üzerindeki tüm nükleer reaktörler de insan eliyle yapılmadı. Yaklaşık 2 milyar yıl önce en az 6 nükleer fizyon reaktörü, Gabon’un Oklo bölgesinde, yer altında aktif hale geçti. Uygun ortamlar sağlandığından, kendi kendilerine gelişme ve kendilerini sürdürebilme özelliği kazandılar. Tabii ki bu reaktörler ham toprakta meydana gelmedi. Tüm bu olan biten, Dünya’nın eski tarihinde oldukça yaygın bir alana sahip olan ve Oklo’nun da zengin yer altı kaynaklarından olan uranyum yataklarından kaynaklanmıştı. Bölgedeki uranyum  işletmeciliği halen devam etmekte.
7. Radyasyon Yaşam Süresini Uzatabilir
Etkileyici gibi görünen ancak DNA bazlı değişimlerle insan ömrünün uzatılabileceğini öngören bir çalışma. Verilere göre; Oklo’da meydana gelebilecek herhangi bir patlama sırasında, hayatta kalabilecek kadar uzakta ve radyasyona maruz kalabilecek kadar yakında bulunan canlılar, genetik kodlarında bir mutasyona uğrayabilirler. Bu da onları farklı canlı türleriyle benzer özelliklere sahip kılar. Gerçekleşen bu mutasyonlarla canlıların yaşam süresinin uzatılabileceği düşünülse de, doğal dengenin yok edildiği bir dünyada mutasyona uğramış bir canlı olarak yaşamak isteyen kim ya da hangi canlı vardır merak ediyoruz.
8. Navaja Uranyum Madencileri
Soğuk savaş yıllarındaki nükleer silahlanma çabaasını takiben, Amerika Birleşik Devletleri’nde de bomba yapımında kullanılan uranyum madeninin teminine yönelik çalışmalara hız verildi. Maden araştırma şirketleri, ülkenin güneybatısında kızılderililerin yer aldığı bölgelerde erişilebilir maden kaynakları tespit ettiler ve işgücünü de bölge insanından sağladılar. Tabii ki çalışanlara uranyumun radyoaktif etkisi ve uzun süreli maruz kalma sonucunda yaşanabilecek kanser vakalarından bahsetmeksizin.
 
Evlerine yakın bir işte çalışma fırsatı buldukları için düşük maaşlara rağmen çalışmayı sürdüren işçiler, 1960’lı yıllarda bölgede artan akciger kanseri ve benzeri rahatsızlıklarla durumun vehametini öğrendiler. Uranyumun tehlikesinin ve akciğer kanseriyle olan ilişkisinin yıllar önce keşfedildiğini öğrenen çalışanlar ve aileleri büyük bir şok yaşadılar. İşin ilginç tarafı, Navajo’daki şirketlerin tüm bu kanser vakalarını yalnız bir tek önlemle engelleyebilecek olması:
 
Madendeki radon gazının solunmasını önleyen uygun havalandırma sistemi.
 
9. Sonoma Vahşeti
Amerikan hükümeti, insanlarla radyasyon arasındaki etkileşimi araştırmak üzere oldukça geniş çaplı bir çalışma başlatır. Bu çalışmayı ağırlıklı olarak halihazırda hasta, zihinsel ya da bedensel engelli çocuklar üzerinde yoğunlaştırır. Belirli şehirlerin üzerine kasıtlı olarak radyoaktif materyaller serpilir, zihinsel engelli çocuklar radyoaktif yulaflarla beslenir ve birçok insana plutonyum elementi enjekte edilir. Tabiiki tamamen bilgileri dışında. En şeytani örnek ise, beyin felçli çaresiz çocuklar üzerinde yapılan benzer uygulamalar.
 
Bu araştırma bünyesinde etki altında kalan 1100 çocuk Sonoma Devlet Hastanesi’nde 1955 – 1960 yılları arasında hasta yatarlar. Ailelerine onların zihinsel ve fiziksel engelli olarak kalacakları, hatta iyileşmelerinin mümkün olmadığı yönünde telkinler verilir. Çaresiz ve yıkılmış aileler çocuklarını kaderlerine terkederek bir nevi deneyin acımasızlığını artırırlar. Çünkü onlar artık, bir bekleyenleri ve izin alınması gereken kimseleri olmayan çocuklardı.
 
Deney neticesinde Sonoma Devlet Hastanesi’nde 1400 çocuk hayatını kaybetti. Hastanenin ve doktorlarının dünyanın en büyük beyin kolleksiyonlarından birine sahip olması da tesadüf olmasa gerek.