Sabır


Çoğunlukla, sabırla tahammülü karıştırıyoruz; ‘sabrı yaşıyorum’ derken ‘tahammülü yaşıyoruz.’ Sabır Arapça bir kelimedir. Osmanlıca Türkçe Lügat’ta sabır kavramı; zorluğa karşı göğüs geren, olarak açıklanmaktadır. Acıyı, afeti yumuşaklıkla ve sükunetle karşılamak ve çözüm için arayışa geçmektir.

Sabır aktif bir süreçtir...

Sabır Allah’ın 99 isminden biridir ve Kur’an-ı Kerim’de insanların sabretmeleri önerilmektedir. Sabır, yaşadığımız bir sorunu önce kabullenip, sonra çözümü yönünde çaba sarfetmek ve uyguladığımız çözücü faaliyetlerin sonucunu beklemektir. Yani sabır, aktif bir süreçtir. Aslında doğamızın temelinde edilginlik değil etkinlik vardır. Bu, hem belirli koşullara göstereceğimiz tepkiyi seçmemizi sağlar, hem de yepyeni koşullar oluşturmak için bize güç verir. Bu yaklaşım Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmektedir: “Artık güzel bir sabırla sabret” (Mearic, 5)

Anadolu bilgelerimizden Mevlana, “Maksada sabırIa erişiIir, aceIeyIe değiI. Sabret ki doğrusunu AIIah iyi biIir.” diyerek sabrederken Allah’tan güç almayı vurguluyor.

Tahammül, katlanmak...

Tahammül ‘hml’ kelimesinden gelmektedir; ‘yüklenmek, bir yükü üstüne almak, katlanmak’ anlamlarına gelmektedir. Psikolojik boyutuyla ‘içimize atmak’ demektir.

“Çoğumuz ilişkilerimizde, zihinsel ve fiziksel fonksiyonlarımızda acıya katlanmanın erdem olduğunu düşünüyoruz. Kötü ilişkiler stresi tansiyonu yükseltiyor, ülserleri azdırıyor, sırt ağrılarını, alkol, uyuşturucu kullanımı ve endişeyi artırıyor. Karşılaştığımız olumsuz davranışları sineye çekip, tepki vermeye yıllar sonra başlıyoruz. Tahammül yaşantısı, bir süre sonra öfkeli tutumlara dönüşerek hayata yansımaktadır; olumsuz duyguların bastırılması, uysal, yumuşak başlı ya da edilgen olmak anlamına gelebiliyor. Öfkenin bu biçimde yaşanması da giderek artan dozlarda öfkenin depolanması anlamına geliyor. Sonuçta da etkisiz bir patlama ya da duygusal bir uzaklaşma oluyor. Öfkenin, patlayarak açığa çıkarılmasının, etkisiz olduğu kadar, tehlikeli olduğu da ileri sürülüyor. Yol açtığı sonuçlar ise, düşük özsaygı, ilişki kurmada yetersizlik ve suçluluk duygusu.

Tahammül öfkeyi tetikliyor...

Din Psikolojisi alanında mahkumlarla yaptığımız çalışmalarda tahammül yaşantısının öfkeyi tetiklediğini gördük ve onlarla tahammülü sabretmeye dönüştürme çalışmaları yaptık. 

Kanser hastalarıyla gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde ise, hastalarda tahammül etmenin sabretmek olarak yaşandığı ve içe atma ve biriktirmenin bağışıklık düzeyini düşürdüğünü gözledik.

Sabretme değerini gerçek anlamıyla yaşadığımız günler dileğiyle şükür ve umutla sabrı bütünleştiren Mevlana’nın sözlerine kulak verelim: 

Görebiliyorsan ne mutlu sana...

“Üzülme! Dert etme can! Görebiliyorsan, dokunabiliyorsan, nefes alabiliyorsan, yürüyebiliyorsan, ne mutlu sana! Elinde olmayanları söyleme bana, elinde olanlardan bahset can! ÜzüIme! GeceIer hep kimsesiz mi geçecek? GidenIer dönmeyecek mi? Yitirdiğin her ne ise; bir bakarsın yağmurlu bir gecede veya bir bahar sabahında karşına çıkmış. Bil ki, güzellikIer de var bu hayatta, “gelgit” Ierin oImadığı bir hayat düşünebiIir misin?Hüzün oIgunIaştırır, kaybetmek sabrı öğretir”

Maneviyatla öfkemizi nasıl kontrol ederiz?

SORU: Öfkemizi kontrol ederken maneviyattan nasıl destek alabiliriz? ESEN AKDENİZ

Öfke, uygun ifade edildiğinde, son derece sağlıklı ve doğal bir duygudur. Ancak kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüşürse; okul ve iş hayatında, kişisel ilişkilerde ve genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açar. Pek çok kişisel ve sosyal problemlerin (örneğin; çocuk istismarı, aile içi şiddet, fiziksel ya da sözel saldırganlık, toplumsal şiddet) temelinde öfke vardır.

Öfke hem içsel hem dışsaldır...

Öfke, hem dışsal hem de içsel bazı olaylarla ortaya çıkar; annemize, kardeşimize, arkadaşımıza, öğretmenimize, sokaktaki bir adama, yani, belli bir insana öfkelenebileceğimiz gibi; trafik sıkışıklığı, iptal edilen bir randevu gibi bir olaya da öfkelenebiliriz. Öfkelenmemizden kendi kişisel kuruntularımız sorumlu olabileceği gibi, daha önceden başımızdan geçmiş ve bizi öfkelendirmiş bazı olayların anıları da sorumlu olabilir. Öfke, özenle ele alınması gereken bir ‘işaretçi’dir. Neye işaret ettiğine gelince; öfkelenen kimsenin hakkı yeniyor, gereksinimleri ve istekleri karşılanmıyor, kendisi, içinde bulunduğu bir ilişki uğruna değer ve inançlarından ödün veriyor, yaşamına ilişkin bir soruna gereken önemi vermiyor ya da gelişme ve yeteneklerini ortaya koyma şansı elinden alınıyor olabilir. Özetlemek gerekirse, öfke iki temel nedenle ortaya çıkabilir. Bu nedenlerden birincisi, bireyin kendisinden, ikincisi ise karşısındaki birey(ler)in onda oluşturduğu duygulardan kaynaklanabilir.

‘Öfkesini yöneten güçlüdür’

Peygamberimiz, “dünyanın en güçlü insanı öfkesini yöneten insandır “sözüyle içsel gücümüze dikkatimizi çekiyor ve şunu öneriyor: öfkelendiğinde oturuyorsan ayağa kalk, yürü, ayaktaysan otur. Abdest almak da önerileri arasında peygamberimizin.

İslam düşünürleri kibrin öfkeyi oluşturabileceğini belirterek bu duygu üzerinde duruyorlar.

Kur’an-ı Kerim öfkeyi konrol etmeyi affetmeyle birlikte sunuyor: “O takvâ sahipleri;… öfkelerini yönetirler ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever”. (Al’imran, 134) Hz. Muhammed (Allah’ın selamı O’nun üstüne olsun) öfkemizi yönetmeye niyet ettiğimizde Allah’ın yardım edeceğini müjdeliyor: “Öfkesinin gereğini yerine getirebilecek olduğu halde öfkesini kontrol eden insanın kalbini yüce Allah güven ve imanla doldurur.”

SORULARINIZI BEKLİYORUZ

Ramazan ayı ve oruçla ilgili tüm sorularınızı, Prof. Dr. Öznur Özdoğan’ın oznurozdogan@gazetevatan.com adresine gönderebilirsiniz.