Gazetevatan.com » Yazarlar » Kendimizi tanımak, aydınlanarak aydınlatmaktır!

Kendimizi tanımak, aydınlanarak aydınlatmaktır!

23 Mayıs 2018 Çarşamba


Kendini tanıma bireyin, kendisiyle, düşünce ve duygularıyla kendisinde olup biten duygusal ve düşünsel süreçlerle ilgili bir anlayışa kavuşmasıdır. 

İnsan kendini tanıyıp, kendi olmayı isteyince, bir takım bilimsel teoriler geliştirmek, çağını aydınlatan eserler yazmak ve insanlığı mutlu edecek teknolojik imkanlar sağlamak için çaba sarf edebilir.

Kendini tanıyan,  dünyayı fark eder...

Kendini tanıma bireyin, kendisiyle, düşünce ve duygularıyla kendisinde olup biten duygusal ve düşünsel süreçlerle ilgili bir anlayışa kavuşmasıdır. Kendini tanıma devam eden bir süreçtir.  Kendini tanıyan birey, dış dünyada olan olayların ve iç dünyasında oluşan yaşantıların çoğu kez farkındadır; çevresindeki varlıkların onu nasıl etkilediğinin farkında olduğu kadar, kendisinin de diğer varlıkları nasıl etkilediğini bilir. Böylece kendi hayatını yönetebilme yeteneğine kavuşmuş olur.

Kendi olabilenler kazançlı çıkacak...

İnsanın Yaratıcısıyla olan ilişkisi özel anlamda kendi olmaya dayanır. Dinin, var olanı anlamlandırma, yüksek düşüncelere kaynaklık etme gibi amaçlarının yanında insanın kendi olma arzusunu tatmin etme gibi bir amacı daha vardır.

Yunus Emre, kendi olmanın insana umduğunu bulduran, öfkesini dindiren üstün bir varoluş düzeyi sunduğunun bilincindedir. Yunus’ a göre kendi olma her şeyden önce insanın ölüm sonrası yüzleşeceği ilahi bir ortama işaret eder. Bu ortamda ancak kendi olabilenler kazançlı çıkacaklardır. 

“Armağan gerekdür dosta, yüklü yükün dutsun dimiş”

Yunus’ un bu ince yaklaşımının içinde kulun geçici olan bu dünyadaki eylemlerinin iki niteliği vardır: Biri insanın kendi olmasında, dolayısıyla ölümsüzlüğü kazanmasındaki işlevsellik, diğeri Yaradana armağanlar sunma arzusu. Eylemler ancak bu iki niteliği yüklenmekle kalıcı ve anlamlı olur. Olayın diğer bir boyutu da sevenin sevdiğine armağan hazırlarken duyduğu huzurdur.

Kalemim Allah’ım için yazıyor...

Aşağıdaki satırlarda bir lisans öğrencimin duygularına tanık olacaksınız:

“Ben kalemim ve kâğıdımla Rabbimle konuşmak istiyorum. Allah’ım seni çok seviyorum, hem de çok!..  Kalemim senin için yazıyor. Şimdi kalbim her zaman olduğu gibi yine senin için atıyor. Rabb’im, senin yüceliğini, güzelliğini, iyiliğini, anlatmak mümkün olur  mu?. Ama çabalayacağım, yardımınla… Sen Yaradanımsın... Bana sağlık verdin, rızık verdin, beni seven, benim de sevdiğim aile ve dostlar verdin. Benim için dünyada yer açtın, bir yol da benim için çizdin. Kimi zaman başka yollarla kesişen, ayrılan... Hepsinden önemlisi bana seni öğrettin, bana iman verdin, sana uzanan yollar açtın, seni öğreten ve seni öğreteceğim ilim verdin. Teşekkür ederim Allah’ım. Hiç bir kelime sana duyduğum şükranı ifade edemez...”

ANADOLU’NUN  KADIN EVLİYALARI
 
SARI ANA
 
Bir adı da ‘Yörük Fatma’ olan Sarı Ana, iyiliğiyle, hoşgörüsüyle, çevresindekilerin sevgisini kazanmış kadın evliyalardandır. Rivayetlere göre, Kanuni Sultan Süleyman 1522 yılında Osmanlı ordusu ve donanması ile birlikte Rodos’u denizden kuşatmak için yürüyerek 40 günde İstanbul’dan Marmaris’e gelir. Marmaris’te geçici konaklama yapan Kanuni, askerlerinin kadırgalara binişi ve diğer hazırlıkların yapılışı sırasında, ‘Kentin Ulu’su kimdir kimin duasını talep edelim’ diye sorar. Padişah’a hemen Sarı Ana’yı söylerler. Kanuni, Sarı Ana’yı ziyaret eder ve elini öper. 
 
Armut hikayesi...
 
Sarı Ana, elinde olan tek ineğini sağarak orduya süt verir. Kocaman ordu karnını bu ineğin sütüyle doyurur. Bunu gören Kanuni, Sarı Ana’nın ermiş olduğunu anlar. Kanuni, Sarı Ana’ya  “Sarı anam deyiver Rodos’u alacak mıyız” der. Sarı Ana’nın yanıtı şöyle olur; “Ordunda kimsenin yanında haram nesne yoksa zafer senindir.”  Kanuni meraklanır; “Bunu nasıl anlayacağız, Sarı Anam, bize bildir” diye sorar. Sarı Ana da “Şimdi armut mevsimidir. Askerlerin torbasına bak. Armut varsa bu, Marmaris bahçelerinden toplanmış haram nesnedir. Ancak benim de bir dileğim var. Torbasından haram çıkana bir şey yapmayacaksın. Onu gazadan alıkoy. Bu ona en büyük cezadır” der. Kanuni torbaları aratır. Birkaçından armut çıkar. Bu askerleri gazadan beri kılar ve sefere çıkar. Ve Rodos’u kuşatarak savaşı kazanır. 
 
Denizcilerin koruyucusu...
 
Rodos’tan zaferle dönen Kanuni, teşekkür etmek ve hayır duasını almak için Marmaris’e Sarı Ana’nın yanına uğrar. Ancak Sarı Ana’nın vefat ettiğini öğrenir ve üzülür. Hemen Sarı Ana’nın kabri üzerine bir türbe yapılmasını ve önündeki dereye de halkın ziyareti için bir köprü inşa edilmesini emreder. Yöre halkının inancına göre, Sarı Ana balıkçıların ve denizcilerin koruyucusudur. Denizde zor durumda kalanlar ondan medet umarlar, oda yardımlarına koşar.