Gazetevatan.com » Yazarlar » Evladın mutluluğu, anne ve babasına duyduğu saygıdadır...

Evladın mutluluğu, anne ve babasına duyduğu saygıdadır...


Yüce Yaradan Nisa sûresinin 36. ayetinde; kendisine ibadet edilmesini ve hiçbir şeyi ortak koşmamayı önerdikten sonra ana-babaya iyilik edilmesini önermiştir...

İnsan, Allah’ın en güzel biçimde, dengede yarattığı, sayısız nimetlerle donattığı, yeryüzünde kendisine temsilci seçtiği bir varlıktır.

Bu varlığın iyi bir insan olmasında, doğumundan toplum içerisine katılışına kadar hayatının her devresinde, beslenip büyütülmesinde, yetiştirilmesinde ve terbiyesinde ana-babanın çok büyük gayreti ve emeği vardır.

Annelik ve babalık yalnız çocuğu dünyaya getirmelerinden, onu büyütüp beslemelerinden ibaret değildir. Anne ve baba çocuğun iç ve dış dünyasının, manevi aleminin mimarlarıdır.

Ana-babaya iyilik edin!

İnsanın dünyada var olmasına hizmet eden anne ve babasıyla saygı ve sevgi dolu iletişimi ilahi öğretinin temel önerilerinden olmuştur. Gerek Kur’an-ı Kerim’de gerekse hadislerde çoğunlukla Allah’a kulluk görevinin hemen ardından ana-babaya karşı saygılı olma ve iyi davranmanın önemine dikkat çekilir.

Yüce Yaradan Nisa sûresinin 36. ayetinde; kendisine ibadet edilmesini ve hiçbir şeyi ortak koşmamayı önerdikten sonra ana-babaya iyilik edilmesini önermiştir.

Ana-babaya ‘Öf’ bile deme

İsra suresinin 23. ve 24. ayetlerinde şöyle buyurulmaktadır: “Senin Rabbin, O’ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilik etmeyi emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, onlara: “Öf” bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara şefkatlle alçak gönüllülük kanadını ger ve de ki: “Rabbim! Onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse sen de onlara öylece merhamet et.”

Meryem sûresinde Hz. İbrahim ile babası Azer arasındaki bir diyaloğu aktaran ayetler ( 41-48 ), evladın ebeveynine karşı tavrının nasıl olması gerektiğini göstermesi bakımından ilgi çekicidir. Burada Hz. İbrahim babası Azer’e her sözünün başında “babacığım” diye hitap eder; babası şirk içinde olmasına, son derece kaba ve tehditkar ifadeler kullanmasına rağmen yine de saygısını koruyarak “selam olsun sana, Rabbimden senin için (mağfiret) dileyeceğim” der. Kur’an-ı Kerim’de ana-babaya iyilik emredilirken onların mümin olmaları şart koşulmamıştır. Ana-babaya saygı ve iyilik sırf ana-babalık vasfını taşıdıkları içindir. 

Ana-babaya dua edin...

Hakka göçtükten sonra da onlara iyilik yapabiliriz. Bir adam “Ey Allah’ın Resûlü, anne ve babamın vefatlarından sonra da onlara iyilik yapma imkanı var mı, ne ile onlara iyilik yapabilirim?” diye sordu. Hz. Muhammed Allah’ın selamı Onun üstüne olsun,”Evet var” dedi ve açıkladı:

“Onlara dua, onlar için Allah’tan hatalarının affedilmesini talep etmek, onlardan sonra vasiyetlerini yerine getirmek, anne ve babasının akrabalarına karşı da sıla-ı rahim yapmak, anne ve babanın dostlarına ikramda bulunmak.”

HUDEYBİYE BARIŞ ANTLAŞMASI

Hz. Muhammed’in yaptığı bu barış antlaşmasının sürecinden, barışı tercih etmenin bir insan ve bir millet için yararlı olacağına tanık oluyoruz. Bütün baskılara rağmen barışı tercih eden Hz. Muhammed, “En kötü şartlarda yapılan barış, en iyi şartlarda yapılan savaştan daha hayırlıdır” dedi...

Hz. Muhammed Allah’ın selamı Onun üstüne olsun, Medine’ye hicret edeli 6 yıl olmuştu. Mekkeli Müslümanlar, doğup büyüdükleri ve her şeylerini bırakıp ayrıldıkları yurtlarını çok özlemişlerdi. Her namazda yöneldikleri kutsal Kâbe’yi altı yıldan beri ziyâret edemiyorlardı. Kâbe’yi ziyâret, bütün Müslümanların en büyük ortak özlemleri olmuştu. Hicretin altıncı yılı, Hz. Muhammed hep birlikte Kâbe’yi ziyâret edeceklerini ashâbına müjdeledi. Hazırlıklar tamamlandı. Savaş yapılması yasak olan aylardan Zilkade’nin ilk pazartesi günü, yerine Ümmü Mektûm’u vekil bırakarak, ashâbından yaklaşık 1400 kişi ile Medine’den ayrıldı.  Amacı savaş olmayıp, yalnızca Kâbe’yi ziyâret etmekti. Mekkelileri telâşlandırmamak için, ashâbının silah taşımalarına izin vermemiş, sadece yolcu silâhı olarak birer kılıç almışlardı.

Mekkeliler, Hz. Peygamber ‘in Kâbe’yi ziyâret için yola çıktığını duyunca telâşlandılar. Müslümanları Mekke’ye sokmamaya karar verdiler. Uzun müzâkere ve tartışmalardan sonra kabûl edilen antlaşmanın bazı şartları şunlardır:

1 - Müslümanlar bu sene Kâbe’yi ziyâret etmeden geriye dönecekler, bir yıl sonra ziyâret edecekler.

2- Müslümanlar Kâbe’yi ziyâret için geldiklerinde, Mekke’de üç günden çok kalmayacaklar ve yanlarında birer kılıçtan başka silah bulundurmayacaklar.

3- Müslümanların Mekke’de bulunduğu günlerde, Kureyşliler Mekke dışına çıkacaklar, Müslümanlarla temâs etmeyecekler.

4- Mekkelilerden biri Müslümanlara sığınırsa, Müslüman bile olsa, geri verilecek; fakat Müslümanlardan Mekkelilere sığınan olursa, geri istenmeyecek.

5- Kureyş dışında kalan diğer kabileler, iki taraftan istediklerinin himâyesine girmekte ve anlaşma yapmakta serbest olacaklar.

6- Bu anlaşma on yıl geçerli olacak, bu müddet içinde iki taraf arasında savaş olmayacak.

Barış şartları Hz. Muhammed, Hz. Ali’ye yazdırdı.

Antlaşmanın başına “Bismi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm. Bu anlaşma, Allah’ ın elçisi Hz. Muhammed ile Kureyşin elçisi Süheyl arasında yapılmıştır” diye yazılmasına Süheyl itiraz etti. Hz. Muhammed, mutlaka barışı sağlamak istiyordu. Bu sebeple, bütün bu ağır şartları kabûl etti. Fakat müslümanlar son derece üzgündüler. Büyük bir ümit ve heyecanla gelmişlerdi. Oysa şimdi Kâbe’yi ziyâret edemeden döneceklerdi.

Anlaşma ile devlet oldular

Hudeybiye Barışı’nın hemen bütün şartları, Müslümanların aleyhine görünüyordu. Fakat Hz. Muhammed barışın Müslümanların yararına ve sonucun lehlerine olacağını biliyordu. Bu sebeple, barışı sağlamak için, aleyhlerinde görünen en ağır şartları kabûl etmişti. Gerçekten Hudeybiye anlaşması, Müslümanlığın Medine dışında yayılmasına bir başlangıç oldu. Mekkeliler o zamana kadar Müslümanlara, dağılıp yok olmaya mahkûm, derme-çatma bir topluluk gözü ile bakıyorlardı. Bu anlaşma ile Müslümanları bir devlet olarak tanımış oldular. Hudeybiye Barışı 2 yıl devâm etti. Anlaşmayı Kureyş bozdu. İki yıl sonra Mekke, Müslümanlar tarafından fethedildi.

Barış hepimizin görevi

Hz. Muhammed’in gerçekleştirdiği bu barış antlaşmasının sürecinden, barışı tercih etmenin bir insan ve bir millet için yararlı olacağına tanık oluyoruz. Hz. Muhammed, üzerindeki bütün baskılara rağmen barışı tercih etti. Ve bunu şöyle ifade etti: “En kötü şartlarda yapılan barış, en iyi şartlarda yapılan savaştan daha hayırlıdır.”

“Hudeybiye Barış Antlaşması”nın hepimizin hem şu andaki hayatımıza hem de geleceğimize ışık olması dileğiyle, dünyada barışı gerçekleştirmenin hepimizin görevi olduğunu hiç unutmayalım.