Gazetevatan.com » Yazarlar » İnsanın kendine yabancılaşması; Manevi yoksulluk

İnsanın kendine yabancılaşması; Manevi yoksulluk


İnsan; içinde manevi gücü barındıran bir varlıktır. O halde, o, her ne pahasına olursa olsun, içindeki gizil güçleri sadece kendini gerçekleştirmek için kullanmalıdır. Aksi davranışlar, onu, kendi olmaktan, yani insan olmaktan çıkarır...

Kuran-ı Kerim’e göre insan; Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. (Bakara suresi, 30) Dolayısıyla bütün varlıklara ve yeryüzüne karşı sorumludur. Her insan diğerlerinden farklıdır ve kendine özgü özellikleri bakımından da tektir. Hiçbir insan diğerinin aynı değildir. (İsra  suresi 84)

Nermin Akça’nın incelemesi...

Nermin Akça “Vahiy geleneğinde A-b-d kökünün semantik açıdan incelenmesi” başlıklı doktora tezinde Kur’an’ın odak kavramlarından olan “ibadet”in doğru çözümlenebilmesi için “a-b-d” kökünün anlamını incelemiştir. Zariyat suresi 56. ayette Yüce Yaratıcımız  insanın yaratılış amacını şöyle sunmaktadır: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım”. “İbadet” kelimesine çok çeşitli anlamların verildiği ayetlerden biri olan bu ayeti, Akça şöyle açıklamaktadır:

Allah insana güç vermiştir...

Allah insanı yarattığında ona ruhundan üflemiş ve kendi güçlerinden vermiştir. İnsanlar sahip oldukları güçleri kuvveden fiile dönüştürmek için yeryüzüne gönderilmişlerdir. Yani bütün insanlar potansiyel olarak birçok şeyi yapabilecek güçlerle donatılmışlardır. Bu güçleri varlık sahasına çıkarmak ve yeryüzünü ıslah ederek herkesin huzur ve barış içinde yaşayabileceği bir hale getirmek için yaratılmışlardır. Güçlerini varlık sahasına çıkarabilmeleri arınmışlık derecelerine bağlıdır.

Kişiyi arındıran araçlar

Namaz, oruç, zekat, hac, tövbe, dua ve Allah’ın yapılmasını istediği her şey, kişiyi arındırmaya yönelik eğitim araçlarıdır. Çünkü insan, iyiliği de kötülüğü de yapabilecek güce ve iradeye sahiptir. İbadetler, insanın iradesinin kuvvetlenmesini sağlayarak fıtratına uygun olarak iyi yönde kullanmasını kolaylaştırır. Allah’ın kendisine verdiği potansiyel güçlerini fiile dönüştüren insan, yaptığı çalışmalarla daha da gelişir ve kendisini de toplumunu da ileriye götürür. Yeryüzüne halife tayin edilen insanın amacı bu olmalıdır. Bu amaç gerçekleştiğinde insanın yaratılış amacı da gerçekleşmiş olur. Kur’an’da Allah “bana ibadet edin” derken, insandan bunu istemektedir.

Engellemelere karşı koyun!

Madem ki insan içinde manevi gücü barındıran bir varlıktır, o halde, o, her ne pahasına olursa olsun, içindeki gizil güçleri sadece kendini gerçekleştirmek için kullanmalıdır. Aksi davranışlar, onu, kendi olmaktan, yani, insan olmaktan çıkarmaktadır. Şu halde, insanın insan olarak kalması, kendi olmasına, kendine yabancılaşmamasına bağlıdır. Ancak, insanın insan olması, olmaya devam etmesi azim gerektirir; çünkü kendi dışındaki dünya, onu, o olmaktan engellemek için elinden geleni esirgememektedir. Ama insan, insan olarak kalmak istiyorsa, bütün engellemelere, karşı koymak durumundadır. Aksi halde insanlığını yitirir; yani ilahi kaynak ile olan bağlantısını yitirir. Bu manevi bir yoksullaşmadır.

Kendini bulma yolculuğunda insanı keşfeden düşünürümüz; Mevlana...

Mevlana’ya göre insanda iki türlü ‘Ben’ vardır. ‘Özel Ben’ ve ‘Aşkın Ben.’ Özel ben, herkeste ayrıdır. Herkesin mizacı, tutkuları ve yapısı değişiktir. Ancak ‘Aşkın ben’ ilahi bir yetenektir. O herkeste ortaktır. Aşkın ben bilincin derin halidir

Mevlana’nın felsefesinde insanın bilinçli bir varlık olması önem taşır.

Kendinden yola çıkar, kendi varlığında insanı anlamaya çalışır: “Kimim ben? Neden oradan oraya sürüklenip duruyorum? Fezalardaki yıldızlardan birisi miyim ki, burçtan burca geçer, uğursuzluklara ağlar, mutluluklara gülerim? Göklerdeki burçlarda alçalış ve yükselişlerde bazen rüzgârlarla sürüklenir, bazen de kayıtlarla bağlanırım. Bazen yanan ateş, bazen coşan sel olurum. Ne asıldanım, ne fasıldanım, hangi pazarlarda satılırım? Bazen gulyabanîlerin yolunu bile keserim. Bazen içi daralmış ve hüzünlüyüm. Bazen bu iki halden de uzağım ve en yüksek nesnelerden yükseğim”.

Aşkın ben: Dinin gerçek alanı

Mevlana’ya göre insanda iki türlü “Ben” vardır. Biri “Özel Ben”, öteki “Aşkın Ben”dir. Özel ben herkeste ayrı ayrıdır. Herkesin ayrı bir özelliği vardır. Herkesin mizacı, tutkuları ve yapısı değişiktir. Ancak “Aşkın ben” ilahi bir yetenektir. O herkeste ortaktır. Aşkın ben bilincin derin halidir. Aşkın benin alanında varlığın hikmeti düşünülür. Bedenin tutkuları dizginlenir. Yaratıcı sevilir. Barış, sevgi, dostluk ve evrensel duygular egemendir. Bu alan, felsefenin, sanatın ve dinin gerçek alanıdır. İnsan hayatına aşkın benin buyrukları egemen olursa, davranışlar erdemli olur. Geniş ölçüde bedenin tutkularına bağlı olan özel ben, insana egemen olursa davranışlar kötü yönde gelişir. O halde insanı yücelten asıl unsur aşkın bendir. Bu da herkeste ortaktır. Ancak bilincin derin halini yaşamak da her zaman kolay değildir. Mevlâna şöyle söylüyor:

İnsanlar çoktur ama iman birdir...

“İnsanlar sayılıdır, çoktur ama iman birdir. Cisimleri çoktur ama canları birdir.  Hayvani canlarda birlik yoktur. Sen bu birliği rüzgârın ruhunda arama. Bu hayvani can ekmek yese, insanî ruhun karnı doymaz. Bu yük çekse, o sıkıntı çekmez. Hatta onun ölümüyle hayvani ruh neşelenir, sevinir... İnsani ruhun bir şey elde ettiğini görünce de kıskançlığından ölür. Kurtların, köpeklerin canı hep ayrı ayrıdır. Bir olan Allah’ın arslanlarının canlarıdır. Canları diye çoğul sigasıyla söyledim. Çünkü o bir tek can, cisme nisbetle  yüz olur. Gökteki bir tek güneşin bir tek ışığı da ev içlerine vurunca yüzlerce ışık olur ya! Fakat ortadan duvarı kaldırdın mı hepsinin de ışığı bir olur.”

“Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!

Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir...”

diyen Mevlana’ ya gönüllerimizi açmak dileğiyle.