Gazetevatan.com » Yazarlar » Yarınki güzellikler için, paylaşmayı bugünden yaşamaya başlayalım...

Yarınki güzellikler için, paylaşmayı bugünden yaşamaya başlayalım...

05 Haziran 2017 Pazartesi


Eğer toplum içinde yaşamasını öğrenmek ve toplumun bir parçası olmak istiyorsak; paylaşmayı bilmemiz, yapabilmemiz ve istememiz gerekir. Paylaşmasını öğrenen bir insan, bağlar oluşturarak bir topluluğa ait olmaya başlar. Paylaşmak toplumsallaşmanın ilk ve en önemli adımıdır...

Paylaşmak, bir insanın sahip olduğu herhangi bir şeyi bir başkasına ya da başkalarına bilerek ve isteyerek vermesidir. Bu; para, mal, eşya gibi, görünür, elle tutulur bir şey olabileceği gibi, zaman, bilgi, tecrübe gibi gözle görülmeyen, elle tutulmayan bir kaynak ya da değerler de olabilir. Bunların ötesinde sevinç ve üzüntü gibi duygular da paylaşılabilir.
 
Paylaşmak neden önemli? 
 
Eğer toplum içinde yaşamasını öğrenmek ve toplumun bir parçası olarak varlığımızı sürdürmek istiyorsak bilmemiz, yapabilmemiz ve istememiz gereken çok önemli bir eylemdir paylaşmak. Paylaşmasını öğrenen bir insan, bağlar oluşturarak bir topluluğa ait olmaya başlar. Paylaşmaya yönelik düşünme ve davranma toplumsallaşma sürecinin belki de ilk ve en önemli adımıdır. Kuran-ı Kerim de Yüce Yaratıcımız bizlere şöyle seslenmektedir: “… gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile (onlar daha ihtiyaç içinde oldukları için) onlarkendilerine tercih ederler. Kim cimrilikten korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Haşr suresi ,9.ayet)
 
Yiyeceği paylaşın!..
 
Paylaşmak bir başkasını kendisine bağımlı hale getirmek, onu küçük düşürmek ya da aciz bırakmak için ona bir şeyler vermek değildir. İnsan suresi, 8. ve 9. ayetlerde bu konu şöyle açıklanmaktadır: “Onlar seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz” derler. 
 
İhlas ve önemi?
 
İhlas, “halisleştirme, her türlü karışıklığı gidermek” demektir. Yapılan iyiliklerin başka hiçbir amaç güdülmeden sadece Rabbin hoşnutluğu için yapılması demektir ki; ihlasın varlığı, diğerleri tarafından takdir edilmediğinde rahatsız olmamakla bilinebilir. O yaptığı iyiliği başkasının iyiliğine karşılık olarak değil, ancak yüce Rabbinin hoşnutluğunu gözeterek yapmıştır. 
“Temizlenmek üzere malını hayra veren iyiler ondan (ateşten) uzak tutulur. Yüce Rabbinin rızasını istemekten başka onun nezdinde hiçbir kimseye ait şükranla karşılanacak bir nimet yoktur. Ve o (buna kavuşarak) hoşnut olacaktır.” Leyl suresi 19-21 ayetler
Paylaşmak, aynı zamanda desteklemek, dayanışma içinde olmak anlamına da gelir. Başkalarına duyulan ilginin ve güvenin bir ifadesidir. Birbirine ilgi duyan ve güvenen insanlar güçlü toplumlar oluştururlar. 
Yarınki güzellikler için, paylaşmayı bugünden yaşamaya başlayalım. 
 
ÖRNEK HAYATLAR
DUASIYLA YAĞMUR YAĞDIRAN PEYGAMBER: HAZRETİ İLYAS...
 
Hz. İlyas yurdunun dört bir yerinde dolaşmış, insanları iyiliğe ve doğruluğa davet etmiştir. Doğruları görmezden gelen bu yöreye ilk uyarı olarak, üç yıl hiç yağmur yağmamıştır. Daha sonra Hz. İlyas’tan yardım istemişler ve onun duasıyla yağmur yağmasına rağmen, yine ders alamamışlardır...
 
İlyas Peygamber de diğer peygamberler gibi geçmişten ders almayan ve yanlışlarında ısrar eden bir halka peygamber olarak gönderilmiştir. 
İnsanları Allah’a inanmaya çağıran Hz. İlyas, halkının Ba’l putuna tapmalarının yanlış olduğunu bildirmiştir . O bölgenin kralı önceleri iman edip doğruyu görmesine rağmen, daha sonra tekrar yanlışa yönelip eski geleneklerindeki hatalı davranışlara devam etmiştir. Hatta bir adım daha ileri giderek, İlyas Peygamber’e zarar vermeye kalkmış, ancak Yüce Yaradanımızın koruyuculuğu ile kuşatılan ve iyilik için mücadele eden o güzel insana zarar verememiştir. Hz. İlyas yurdunun dört bir yerinde dolaşmış, insanları iyiliğe ve doğruluğa davet etmiştir. Doğruları görmezden gelen bu yöreye ilk uyarı olarak, üç yıl hiç yağmur yağmamıştır. Daha sonra Hz. İlyas’tan yardım istemişler ve onun duasıyla yağmur yağmasına rağmen, yine olaylardan ders alamayıp doğruluğa ve iyiliğe yönelmemişlerdir. 
 
“Allah’a iman edin...” çağrısı
 
Hz. İlyas milletine: “Takva sahibi (Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde) olmayacak mısınız? Yaradanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp da Ba’l putuna mı tapıyorsunuz?” demişti. (Sâffât suresi, 124-126)
Etrafını saran kalabalığın içinden biri Hz. İlyas’a şu şekilde karşılık verdi:
“Niye yalan söylüyorsun adı geçen senin o Tanrını kim görmüş?”
Bir diğeri ötekinin sözüne girip, peygamberi yalanlamışlardı:
 “Senin bu sözlerin, zihninde oluşturduğun uçup gidecek hayalden başka bir şey değildir.”
 
Hz. Musa örneği...
 
İlyas peygamber konuşmasına şöyle devam ediyordu:
“Birazcık Ben-i İsrail’in tarihini şöyle düşünün. Sizin babalarınız acaba ulu peygamber Hz. Musa’yı yalanlamadılar mı? Babalarınız acaba Samiri’nin oyununa gelip buzağıya tapmadılar mı?”
“Size öğüdüm yalnız ve yalnızca Allah’a iman etmenizdir. O sizin ve ilk atalarınızın sahibi ve Rabbidir. Puta tapmaktan vazgeçin! Bana yalancı diyorsunuz. Oysa ki, ben doğru söylüyorum. Eğer doğru yolu yani bir olan Allah’ın yolunu seçmeyip puta tapmaya devam edecek olursanız sonsuza dek mutsuzluğa maruz kalacaksınız… Doğrusu ben sizin sonunuzdan ümitli değilim.”
 
Halkını doğru yola çağırdı...
 
Özlerindeki hakikati duyan birkaç kişinin dışında herkes onu yalanlamış ve sözünü dinlememişlerdi. Aslında sadece kendi özlerinde olan gerçeği umursamıyorlardı. 
İlyas peygamber yıllarca sabırla, özveri ve cesaretle halkını, Yüce Allah’a ortak koşup putlara tapmaktan vazgeçirmek için hak yola davetini sürdürdü. Onlara yılmadan, usanmadan doğruların, iyiliğin ne olduğunu aktarmaya çalıştı. Diğer peygamberler gibi, O da hayatının sonuna kadar halkını doğru yola ulaştırmak için görev yaptı.