Gazetevatan.com » Yazarlar » Nefes Nefese’nin zamanlamasına itirazım var

Nefes Nefese’nin zamanlamasına itirazım var

26 Temmuz 2018 Perşembe


Yaz sezonu televizyonculuk açısından pek bereketli geçmiyor. Star TV’de ekrana gelen Erkenci Kuş dışında 6 reyting barajını aşan ne bir dizi, ne de bir program var. Erkenci Kuş’un da rakipleri 3-4 reyting bandında gezerken, dizinin 8-9 gibi reytinglere ulaşması büyük başarı ama bir yandan da şaşırtıcı. Bütün hafta ekran karşısına geçmeyen izleyici salı akşamı sözleşmiş gibi Erkenci Kuş’ta buluşuyor. Bakalım, bu cümleleri ağustos ayının son haftası ve eylülde kurabilecek miyiz? Gelelim Star TV’nin aldığı diğer karara... Geçtiğimiz sezon için hazırlanan ama ertelenen, Uğur Yücel, Şükrü Özyıldız, Melisa Şenolsun gibi isimlerin rol aldığı, heyecanla beklediğim Nefes Nefese 1 Ağustos’ta başlıyor. Bence zamanlaması olmadı. Bu sıcakta, izlenme oranları düşmüşken, orada tüm karakterler kalın kalın giyiniyorken Nefes Nefese ilk bölümde zorlanabilir. İzleyicinin fark edip, hikayeye girebilmesi için zamana ihtiyacı var. Onlar için bu zaman havanın daha serinlediği bir zamana denk geliyor. Şimdi bu kadın havaya neden bu kadar taktı dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü meteorolojinin bir diziyi tutturmada çok önemli olduğuna inanıyorum. Karanlık bir hikayeyi, üstelik 140 dakika reklamsız, 35 derece sıcakta izleyiciye anlatmanın kolay olmadığını biliyorum. Umarım ben yanılırım. Nefes Nefese haftaya çarşamba muhteşem bir başlangıç yapar. Tanıtımlarını izlediğimde ben meraklandım, inşallah bölümde de aynı merak unsuru, heyecan vardır. 

Karadeniz’de her köyde farklı bir ağız var

Türkiye’de pek çok yer gezmeme rağmen yolum Rize’ye hiç düşmemişti. Düşünün çocukluk arkadaşlarımın hepsi Rizeli olmasına rağmen hiç Rize’ye gidememiştim. Ama hem dizilerden, hem de filmlerden izlediğim Rize’ye de aşık olmuştum. Dün bir haftalık Rize yayla turuna çıktım. Yemyeşil bir doğada, Fırtına Deresi’nin sesinde uyumanın nasıl rahatlatıcı bir şey olduğunu anlatamam. Fırtına deresi akarken o kadar ses çıkarıyor ki, kafanın içindeki gürültüyü duyamıyorsun. Ağaçlar dört bir yanını öyle bir sarmış ki, ciğerlerin sana sinyal gönderiyor. “Sonunda iyiyim” diyor. Yıldızlara dokunabileceğini düşünüyorsun. Hayat burada sanki durmuş gibi... Televizyon yok, telefon çekmiyor, yanımda biberonla besleğimiz bir oğlak, diğer yanımda kediler ve köpekler yaşıyoruz. Şehirde işte bunu unutmuştum. Doğaya öyle hasret kalmışım ki, burada yeniden şarj oluyorum. Ama burada çok önemli bir şeyi daha anladım. Her tanıştığım insan farklı bir ağızda konuşuyor. O nedenle hiçbir Karadeniz dizisi ya da filmi Karadenizlileri mutlu edemez. Çünkü burada her köyde farklı bir ağız var.