Gazetevatan.com » Yazarlar » Dip yavaş ama merak duygusu çok kuvvetli

Dip yavaş ama merak duygusu çok kuvvetli

01 Nisan 2018 Pazar


TMC Film-Erol Avcı’nın yapımcılığını, Başar Başaran ve Emre Özdür’ün Reaksiyon Film olarak hem proje tasarımını, hem de senaristliğini, Gaye Su Akyol, Ali Güçlü Şimşek, Görkem Karabudak’ın müziklerini, Uygar Kutlu’nun yönetmenliğini üstlendiği Dip, cuma akşamı PuHu TV’de başladı. İlker Kaleli, Neslihan Atagül Doğulu, Berrak Tüzünataç, Bülent Emin Yarar, Defne Kayalar, Olgun Toker, Gözde Türkpençe, Tugay Mercan, Gökçe Altuğ, Can Gox’un rol aldığı ilk bölüm oldukça vurucu olan Bakiye’nin “Acı geçiyor. Acı elbette geçiyor. Acı çekmiş olmak geçmiyor” mısralarıyla başladı. Dizinin ilk sahnesi köprünün üstüne çıkıp kendisini atmaya çalışan bir adamdı. Ardından da titreyen telefon sesiyle Boğaz manzaralı bir evde duvara bakan Sahir’le tanıştık. Hem Boğaz, hem de güzeller güzeli bir kadın evde dururken Sahir’in duvara bakışı bize onunla ilgili ilk çengeli attı. Sahir o kadına bakıp ilaç içti ve motoruna atlayıp Cem Karaca’nın Bekle Beni şarkısı eşliğinde olay yerine gitti. İlk tepkisi “Aşağı bakan adam intihar etmez” oldu ve bu kez kendisini bara attı. Buraya kadar Sahir’i anladık. Depresif, çok bilmiş, kendinden emin, serseri ve hasta! Zaten İlker Kaleli bu tip karakteri oynamaya alışık! Poyraz Karayel’de Poyraz karakterleriyle bize sempatik, serseri, depresif, bilmiş karakterlerin resitalini yaptı. Burada değişen şey ses tonu ve tavrı... Bu kez daha sakin bir tavır, daha tok bir sesle karşımızda... Yanlış anlaşılmasın, İlker Kaleli Sahir karakterini şahane oynamış ama ister istemez ben de “Keşke onu farklı bir ruh halinde olan bir karakter olarak izlesem” duygusu oluştu, yalan söyleyemem.

 

Neden, nasıl sorusunu sorduruyor

Dip, karısı intihar eden ve ondan sonra dikiş tutturamayan fazla zeki, az konuşan, kafasına göre içtiği ilaçlarla yaşayan, karısının hayalini gören, ölmek ve ölmemek arasında kalmış, ölümle yaşam arasındaki sınırda arabuluculuk yapan Sahir’in hikayesini anlatma iddiasıyla yola çıktı. İlk bölümde derdini anlatamadı ama karakterini iyi tanıttı. Özellikle bir sahne vardı ki; hem rejisini, hem senaryoyu, hem de oyunculuk performanslarını çok beğendim. Uğur Polat ve İlker Kaleli Kayıp Şehir’den sonra yine bir stadyumda karşılıklı döktürdüler. Stadyumda intihar edecek olan Savaş Kurtuluş eski bir gol kralıydı. Sahir yanına gitti ve ikisi de geçmişin yükünü yeşil sahaya bıraktılar. İlk bölümde Sahir’in otoriteyle sorunu oluğunu gördük ama bu ikinci bölümde daha fazla açığa çıktı.

Neslihan Atagül Doğulu’yu ilk bölümün sonuna doğru gördük. Buz pateni yapmaya çalışan Bilge’yi daha sonra saçında perukla babasının ölmediğini öğrendiği sahnede izledik. Ardından da kurşun yağmuruna tutuldu. Kimdir, neden üstüne silahlar yağıyor, babasını bulmak için neden bir algoritma çözmek zorunda onları ilerleyen bölümlerde izleyeceğiz. Tüm bunlar için önce Sahir ve Bilge’nin yolunun kesişmesi gerekiyordu. Bunu da bir telefon gerçekleştirdi. İntihar edecekken telefonu çalan ve ölen karısından gelen telefonla şoke olan Sahir sesin söylediği yere yani köprüye gitti ve Bilge’ye kurşun yağınca birlikte nehre düştüler. Bu, ilk bölüm finaliydi. Biliyorum buraya kadar bu dizi ne anlattı diyeceksiniz. Evet konusuna dair bir bilgi edinemedik. Ama ben de büyük bir merak duygusu yarattı. Acaba ikinci bölümde derdini anlatacak mıydı? İkinci bölümde bu telefonun kimden geldiği sorusunun peşinden gitti Sahir... Bu kez bölüme Gün Koper, Feridun Düzağaç ve Gürkan Deniz Akhanlı da katılmıştı. Bölüm finalinde cevabı aldık. Ama bu defa “Neden, nasıl?” sorusu belirdi. Ben de yine bir merak duygusu oluştu.

Ritmi hızlanmalı

Dip, yönetmen Uygar Kutlu’nun yanlış bilmiyorsam ilk dizisi... Haliyle ritmi kaçırdığı yerler olmuş. Kurduğu dünya fazlasıyla Nordic. Fakat ben Dip’i sevdim. Fazla yavaş bir ritmi olsa da, her bölümün finalinde “Kim, neden, nasıl?” sorusunu sordurtmayı başardı. Bir diziyi izletmenin en önemli öğesi meraktır. Bu da Dip’te şimdilik var. Reji iç aksiyonu artırırsa dizi çok daha güzel olacak. Kafamdaki sorular; “Bilge’nin babası kim, ne iş yapıyor ve neden şimdi ortaya çıkıyor? Ali Kemal Sahir ve Bilge’yi neden buluşturuyor? Sahir’e akıl hastası imasında bulunurken onu neden Ekin olarak arıyor? Uygar’ın inatla bahsettiği ama Bilge’nin duymadığı gemi algoritması nedir?” Umarım üçüncü bölümde hepsinin cevabını alırım. Herkesin emeğine sağlık!