Gazetevatan.com » Yazarlar » ‘Askeri değil, insani güvenli bölge’

‘Askeri değil, insani güvenli bölge’

20 Eylül 2014 Cumartesi

Başbakan Davutoğlu, Azerbaycan yolunda soruları yanıtladı


“Tampon bölge ve uçuşa yasak bölge bizim eskiden beri söylediğimiz bir şey. Öyle bir yer olsun ki, BM güvencesi altında insanlar oraya sığınabilsinler ve o insanlar bizim sınırımızdan içeriye bir baskı oluşturmasın”

Başbakan Ahmet Davutoğlu, iki günlük resmi ziyaret için Azerbaycan’da. Başbakan, önceki gece Ankara’dan Bakü’ye giderken, TC-TUR uçağında gazetecilerin gündeme dair sorularını yanıtladı.

- Sınırda bir operasyonel hazırlıktan söz ediliyor. Tampon bölge ile bunu ilişkilendirmek mümkün mü?

Sınırda yardım eskiden de yaptığımız bir şeydi. Suriye sınırında yüz binlere yardım ettik ve o sayede bir ara sayıyı belli bir yerde tutmak mümkün olabildi. Aynı durum Kobani’de, Kürtlerin yoğun olduğu yerlerde söz konusu olursa sınır illerimizdeki valilerimize talimat verildi. İnsani yardım amacıyla her türlü çalışma yapılacak. Çok ciddi bir güvenlik problemi cereyan eder ve onlar da sığınmak için gelirse durum farklılaşır tabii. Yezidilere de yardım yaptık. Önce dışarıda karşıladık sonra şu anda 35 bini aşan Yezidi var içeride. Birileri, “Yezidilere yardım yapılmıyor” propagandası yapıyor.

Topraklarında korunmalılar

- Tampon bölge ve uçuşa yasak bölge konuları çözülebilecek gibi görünüyor mu?

Biz sınırda yardım yapacağız. Tampon bölge ve uçuşa yasak bölge bizim eskiden beri söylediğimiz bir şey. Tampon bölgeyi insani gerekçelerle söylüyoruz. Yani bir askeri tampon bölge değil. Öyle bir yer olsun ki, BM güvencesi altında insanlar oraya sığınabilsinler ve o insanlar bizim sınırımızdan içeriye bir baskı oluşturmasın. Türkiye’nin çevresinde 30 kilometrelik böyle bir tampon bölge olsaydı ve mültecileri biz orada ağırlamış olsaydık, Suriye halkı, ‘memleketimi terk ettim’ psikolojisine girmezdi. Suriye’nin geleceği ile ilgili ümidini kaybetmezdi. Toprakların bir yerinden diğerine iç göç her zaman telafi edilebilir ama dış göç onulmaz yaralar açar. Biz sürekli güvenli bölge diyoruz. Bu güvenli bölgede insan barınacak. Bu olmuş olsaydı 1 buçuk milyon Suriyeli, sınır boyunda olurdu. Biz de yine aynı yardımı yapardık. Şimdi Kürtler için de aynı şey. IŞİD baskısıyla kaçtıklarında kendi topraklarında korunmaları önemli. Tampon bölge talebi, Kürt, Arap, Türkmen, o bölgede yaşayan herkesin menfaatine. İnsani bir şey.

Biz söylediğimizde yapılsaydı...

Uçuşa yasak bölge stratejik ve insani bir taleptir. Eğer biz söylediğimizde Suriye’de uçuşa yasak bölge ilan edilseydi, IŞİD bu kadar geniş alana yayılamazdı. Şöyle ki... IŞİD’in 2013 yazına kadar Suriye topraklarında ciddi bir hakimiyeti yoktu. O arada, 2012 Ocak ayından itibaren Scud füzeleri atılmaya başlandı, 2013’te Rusya ve İran’ın verdiği desteklerle ciddi hava operasyonları başladı. Rejim bombalayınca muhalefet de çekilmek zorunda kalıyor, hava bombardımanından kaçıp daha emin yerlere çekiliyor. İşte onların boşalttığı yere IŞİD girdi ve burada, IŞİD ile Suriye rejimi arasında taktiksel bir koalisyon doğdu. IŞİD’i büyüten bu. Eğer ‘no fly zone’ (uçuşa yasak bölge) olsaydı ve hava operasyonu olmasaydı Özgür Suriye Ordusu alanda çok rahat ilerleyebilir, kendisini koruyabilir ve belki de yeni bir yönetimin önü açılırdı. Güvenli bölge o gün Sünni Araplara, daha çok Türkmenler’e lazımdı, bakın bugün Kürtlere lazım. Yarın da belki Nusayrilere lazım olacak.

Esad’la işbirliği IŞİD’i büyütür

- IŞİD meselesi sizce nasıl çözülür?

Bakın, NATO toplantısında bir iki ülke “IŞİD’e karşı Suriye rejimi ile işbirliği yapalım” demiş. Rejimle işbirliği yapalım” demiş. “rejimle!Ö” yani IŞİd’e karşı Suriye rejimiyleÖ Ben de, “Böyle bir şeyin yapılması ne demek biliyor musunuz” dedim, rejimle işbirliği yapıldığı anda bütün Sünniler, ‘Bu savaş Sünnilere karşı’ deyip, IŞİD’in yanında yer alacaklar. IŞİD’i büyütmek istiyorsanız rejimle işbirliği yapın. 25 milyon Sünni zaten yıllardır cezalandırılmış, kendini yalnız hisseden bir kitle. IŞİD, “Ben buradayım, ben senin sahibinim” diyor. Bu mesele sadece askeri operasyonlarla çözülecek bir mesele değil. Radikalleşmenin ilacı içselleştirmedir. Sünni kitleler için de yeni bir kanal açılması ve eşitlikçi bir şekilde herkesin siyasal sistemden, ekonomiden pay alması sağlanmalı.

Tezkerelerin içeriği değişecek

- Ekimde yenilenecek Suriye ve Irak tezkerelerinin çerçevesi değişecek mi?

Olabilir. Var olan tezkereler yenilenecek. Ama muhteva değişikliği olabilir. Irak tezkeresinin çıktığı 2007’den sonra şartlar çok değişmediği için genelde aynı kaldı ama şu anda tehdit algısı değişti. Suriye için de değişiklikler var. Dolayısıyla Türkiye’nin ulusal güvenliği neyi gerektiriyorsa, TSK güvenliği sağlamak için neye ihtiyaç duyuyorsa o yönde değişiklikler yapılacak.

- Bu değişiklikte İncirlik’in yeri ne olur?

Tezkerede İncirlik ile ilgili bir boyut yok.

Sunay döneminde reddedilen mektup

“Barzani bir olay anlatmıştı... 1960’lı yıllarda Cevdet Sunay Cumhurbaşkanı. O zaman Irak rejimi baskı yapıyor. Yardım talep ediyorlar. Bir çok ülkeye mektup yazıyorlar. Ankara’dan mektup açılmadan aynen iade ediliyor. Nerden nereye geldi Türkiye. Özal da elinden geleni yapmak isterdi ama o dönem kapasite o kadardı. Çözüm Süreci’ni olumsuz etkileyenler, ‘Türkiye, Suriye’deki Kürtlere yardım etmiyor’ diye propaganda yürütenler bunu, ‘Türkiye, IŞİD’e destek veriyor’ kampanyası ile birleştiriyor. New York Times ile Zaman Gazetesi arasındaki o ilginç paslaşma da bu. Algı koalisyonu oluşturuluyor.”

ÇÖZÜM SÜRECİNDE ZİHİNLER BERRAK

- Çözüm sürecinde gelinen nokta nedir?

‘Güvenlik-İstihbarat-Diplomasi’ alanlarını tek bir paket olarak görüyorum. Üçünde eş zamanlı yürüyemezseniz herhangi bir stratejiyi hayata geçiremiyorsunuz. Genelkurmayla da konuştum. Öyle mekanizmalar kuralım ki, bu üç unsur iç içe geçsin. Biz bunu daha önce, ‘kriz yönetimi’ olarak yapıyorduk. Mesela, Suriye’den mülteciler geldi. Konya’da idim. Sayın Başbakanımız’ı aradım. Gece 01.00’de Konut’ta toplantı yaptık. MİT Müsteşarı, Dışişleri Müsteşarı, Genelkurmay 2’nci Başkanı ile toplanıyorsunuz. Ama bu düzenli bir şey değil de, bir kriz yönetimi. O tecrübe bize çok şey kazandırdı.

- Yeni bir birim mi kurulacak?

Birimin ötesinde bir şey bu. Benim yapmaya çalıştığım şey ‘süreç yönetimi’. Süreç yönetimi kurumsal paylaşım, kriz yönetimi ise anlık paylaşım gerektiriyor. Çözüm Süreci bu üç alanın (güvenlik-istihbarat-diplomasi) yanında adalet, içişleri, basın yayın, kamuoyu algısı vs’nin de içine girdiği daha karmaşık bir süreç. Bunun sürekli yönetilmesi gerekli.”

- Süreçle ilgili yakında somut adımlar atılacak mı?

Olabilir. Başlık olarak atılacak adımlar olacak.

- Yol haritası belli diyebilir miyiz?

Hangi adımın atılacağı ve nereye doğru gideceği bizim zihnimizde berrak. Kamuoyu algısı bağlamında bunun adım adım paylaşılması gerekiyor.

- Genelkurmay Başkanı “Bizim haberimiz yok” demişti...

Onun da berrak. Bu konuda böyle bir sıkıntı yok. Bu süreçte rol alacak herkes, her kurum, her taraf şu anda nereye doğru gidildiğinin farkında. Sürece katkıda bulunacak tarafların zihninde bir ay öncesine göre daha netleşmiş bir fotoğraf var. Bu fotoğraf konusunda görüşmeler devam edecek. Somut bir noktaya gelindiğinde bu adımlar gözlenir hale gelecek. Göre göre yürünecek bir yol bu, tek taraflı izahlarla olacak bir şey değil.

Yeni yasal düzenleme

- İlk etapta ağır hasta tutuklu ve hükümlülerin denetimli serbestlikle tahliyesi söz konusu mu?

Önümüzdeki dönemde atılacak adımlar konusunda geçen toplantıda ilgili birimler talimatlandırıldı. Bunun detayına girmemiz doğru olmaz. Ama herkesin yapabileceği çalışmalar var. Tutuklu hastalar meselesi aynı zamanda insani bir konu.

- Yeni yasal düzenlemeler olacak mı?

Gelebilir zamanlamasını zikretmeyeyim.

Petrol iddiasına yanıt

- ABD Dışişleri Bakan Kerry’nin, IŞİD’in petrol ticaretini Türkiye sınırlarında yaptığı yönündeki açıklaması hakkında ne diyeceksiniz?

“Yok böyle bir şey. Ankara’da kendisine de izah ettik. kesinlikle IŞİD’le Türkiye üzeriden yapılan herhangi bir petrol satışı söz konusu değildir. Kaçakçılık teşebbüsleri vardı, yakaladıklarımızın hepsi imha edildi.

‘Her santimi kurtulana kadar...’

Azerbaycan’da temaslarda bulunan Başbakan Davutoğlu, Haydar Aliyev’in mezarını ve şehitliği ziyaret etti. Davutoğlu, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’le görüşmesinde, Karabağ sorununa dikkat çekerek, “Azerbaycan topraklarının her bir santimetre karesi kurtulana kadar Türkiye, Azerbaycan’ın verdiği mücadelenin yanında olacaktır” dedi.

KEMAL KILIÇDAROĞLU’NA TEPKİ:

Mektup demek mektuba hakaret!

- Ana muhalefet liderinin size yazdığı mektuba tepkiniz ne oldu?

Kılıçdaroğlu’nun mektup dediği şey mektup falan değil. Mektupta bir adap olur. Bana ulaşanda ise devlet ahlakını bırakın, kullandığı dil en süfli dil. Mektup diye yazdığı şeye mektup demeyeyim ben, mektuba hakaret olur. Şimdi yazmış... İstihza ediyor görüntüsünde işte “O zat” gibi ifadelerle komik duruma düşüyor. Beni en fazla tebessüm ettiren şey de, kendini akıllı bir stratejinin parçasıymış gibi gösteren küçük akıllar vardır, büyük strateji diye... Şimdi oradaki küçük oyun ne biliyor musunuz? Bana Başbakanlık gibi bir paye sanki sen mi verdin de ben sana sorup sahip çıkacağım? Benim Başbakanlığıma sahip çıkarak beni Cumhurbaşkanı’nın karşısında bir konumlandırma yapacak, o da oradan seyredecek. Bizim hiç aklımız ermiyor ya... Kılıçdaroğlu zevk alsın, sefa sürsün diye ben Başbakanlık taslayacağım, Cumhurbaşkanımız otorite tabii, o da orada...

- Pekiyi nereye varacak böyle?

Biz kendi ahlakımızdan sorumluyuz. Kılıçdaroğlu ne yaparsa yapsın, bizim için doğru olanı yaparız. Ne onun seviyesine düşeriz, ne devlet ahlakına aykırı bir iş yaparız. Bize o kendi tutumunu öğretemez. Biz ona ahlakı öğretiriz de, o bizim hocamız değil. Gerekirse biz onun hocası oluruz. Biz ondan bir şey öğrenmeyiz. Bizden bir tavır değişikliği olmaz. Bu siyasete seviye getirmek lazım. Ümit ederiz o da bundan biraz nasiplenir.