Gazetevatan.com » Yazarlar » Aykırı Sorular

Aykırı Sorular

15 Eylül 2014 Pazartesi


Aykırı Sorular adlı programın hafta içindeki bölümlerinin kaldırılacağını en erken öğrenenlerden biriydim. Prof. Dr. Yankı Yazgan ve Prof. Dr. Yaşar Özden ile katıldığımız program öncesinde Enver Aysever durumu kısaca özetledi .

Diyecek söz bulamadım.

Bu kadar çok izlenilen bir programın önünün bu biçimde kesilmesi olsa olsa Türkiye’nin kaybıdır. İçeriğine katılırsınız, katılmazsınız, seversiniz ya da sevmezsiniz, çok ayrı konular bunlar. Ancak soru sorulmasına bu kadar hasret bir ülkenin insanlarının elinden bu tür programları aldığınızda geriye pek bir şey kalmaz .

Kalmıyor .

Kalmayacak .

O kadar aşikâr ki !

Reformlar

Yeri gelmişken yıllardan beri tanıdığım Enver Aysever’i gecenin bir vakti reytingleri aşağı çekeceği tahmin edilen konuları programına taşıdığı için bir kez daha tebrik edeyim. Gündemi tartışması ayrı bir husustu ‘Aykırı Sorular’ın. Ancak başta edebiyat olmak üzere hemen hemen kimsenin önemsemediği başlıkları masaya yatırması bile bu programın sürekliliği için önemli bir nedendi. O geceki buluşmada da, dile kolay tam iki saat boyunca Türkiye’deki eğitimi, bir psikiyatristin, bir eğitimcinin ve bir yazarın gözünden tartıştık.

Tam da söylemek istediklerimle bağlantılı olduğu için o gece ODTÜ’de uzun yıllar hocalık ve dekanlık yapmış olan Prof. Yaşar Özden’in reformlarla ilgili söylediklerini sizlerle paylaşmak isterim.

Bir ülkede yapılan reformların sonuçlarının en az 10 yılda karşılık bulacağını söyledi Özden. Ancak Türkiye’deki eğitim sisteminin hiçbir zaman bu kadar sabırlı olmadığını da belirtti.

Kanımca bu sadece eğitim alanı için geçerli bir husus değil. Esasen gelenekselden sadece padişah kaftanının düğmelerini vb. anladığımız şimdiki zamanın da konusu değil bu. Olsa olsa kendini sürekli yeni akımlara kaptırmaya hevesli ya da daha çok mecbur hisseden bir zihniyetin sonucu tüm bunlar. Ne kadar çok değiştirirsek o kadar ‘olduğumuzu’ ve bizden kaçırılmış olanı ‘yakalayacağımızı’ sanıyoruz ya, o hesap! Oysa bu yöntemi izlediğimiz zaman (ki bildim bileli hep bu yöntemi izliyoruz) sonuç olarak elimizde hiçbir şey kalmıyor! Türkiye’deki siyasetin sürekli olarak kendinden öncekilere bir meydan okuma anlamına geldiği de düşünülecek olursa hemen hiçbir şeyimizin ‘kalıcı’ olmamasına da şaşmamak gerekiyor.  

Oysa bir ülkenin öncelikle eğitim, kültür, kültürel mirasa sahip çıkma, kentsel planlama ve sağlık politikaları ve bu alanlarda yapılacak reformlar, günlük iktidar savaşlarına yenik düşmemeli. Düştüğü zaman, bakınız bugünkü hallerimiz oluyoruz ve elimizde eski günleri (üstelik o günler de benzer nedenlerden ötürü benzer bir kayganlığa sahip) hatırlamaktan başka hiçbir şey kalmıyor.

Velhasıl bu işler ‘ben yaptım oldu’ diye yapılıp kurtulacak işler değil. Çok özen gerektiriyor, çok! Özen, emek, sabır ve saygı.

***

Gönül isterdi ki Enver Aysever’in programını da, diğer çok izlenen ama bir biçimde yayından kaldırılan nice program gibi uzun yıllar izleyelim, belli bir geleneğe oturtalım, üzerine düşünelim, eleştirelim, tartışalım.

Ama ezbere yatkın olan, sadece kendimize benzer insanlarla yaşamak istediğimiz ve eleştirel akıldan korkan bir ülkeyiz biz.

Eleştirel akıldan korkan bir ülke ise düşünsel anlamda şalterleri inmiş bir ülke demektir. Ve en büyük yalnızlık, yoksunluk, enerji kaybı budur. Evde yalnız yaşamayı tercih eden insanlar değil, budur, bu.