Gazetevatan.com » Yazarlar » 60 Yıl Sonra Türkiye

60 Yıl Sonra Türkiye

11 Haziran 2018 Pazartesi


Size bir diziden bahsetmek istiyorum bugün. Çukur, Tohum Otizm Vakfı ve Show TV iş birliğiyle gerçekleştirilen sosyal sorumluluk projesine destek veren bir dizi. Dizideki Aliço karakteri otizm konusunda farkındalığın artmasına destek oldu. 
 
Dahası da var. Yayınlanacak büyük sezon finalini ‘Çukur Otizmin Farkında’ sloganı altında Haliç Kongre Merkezi’nde oyuncular izleyicilerle birlikte seyredecek. Çukur Sezon Finali Gala Gecesi biletlerinden elde edilecek gelirin tamamı ise Tohum Otizm Vakfı’na aktarılacak. 
Ya diğer hususlar?
 
Hemen belirteyim: Bu tür dizilerin sosyal sorumluluk projelerine yol açmasını son derece önemsiyorum. Darısı, kişi başına günlük kitap okuma süresi 60 saniyeye düşen gerçeğimize ışık tutulmasının ‘başına’ diyelim! Evet son veriler doğrultusunda Türkiye’deki insanların günlük kitap okuma zamanı bu kadarcık. Umarım bu gerçeğin hemen hepimizin ‘feci’ gerçeği olduğunu, özellikle popüler kültür piyasasının içerisindeki vicdanlı yapımcılar ARTIK fark eder ve akşam televizyonun başına kilitledikleri kitleyi birazcık da bu yönde etkilemeye çalışır. Çok değil, hemen her bölümde sevilen bir kahramanın eline bir kitap tutuşturulsa, o kahramanın dilinden dökülen cümlelere iki tane kitap okumaya dair cümle eklense, kitap farkındalığı konusunda iki arpa boyu yol kat edebilme şansımız olur-du. Böylelikle sadece erkeklerin varlığını sürdürebildiği kıraathanelerden çoğulluğu temsil eden kütüphanelere dair düşüncelerimiz, toplum olarak ‘acaba mı’ diye sekteye uğramaz, zamanında kıymetlimiz Adile Naşit’in yaptığı gibi çocuklara okumayı, masalı, düş gücünü sevdiren programların varlığının yerini alan ‘cinler toz alır mı’ gibisinden söylemlerin fink attığı programların program sayılamayacağı tartışılmazdı bile. 
 
Bu arada kadınların işini kolaylaştırması anlamında cinlerin toz alması fikrine karşı olmadığımı da ifade etmem lazım. Zira son yapılan çalışmalardan yansıyan veriler gösteriyor ki Türkiye’deki erkeklerin ev işi konusunda hâlâ salata yapmayı ev işi saymak gibisinden bir eğilimleri var. Yine burada dizi yapımcılarına seslenmek boynumun borcudur: Gündelik hayatı romantize etmek yerine birazcık sahici mesajlar verilebilse toplumdaki cinsiyet rolleri anlamında da epey yol alabilmemiz mümkün olabilir-di. 21. yüzyılda kadın cinayetleri ve aile içi şiddet konusunda yaşadığımız açmazlar belki bu sayede biraz farkındalık yaratabilir, kadını yok sayarak varlığını sürdüren partilere en yoğun oylar yine kadınlardan gitmezdi.
 
Tekrar kitaplara ve kütüphanelere dönecek olursak, Bergama Belediyesi’ne buradan özel olarak teşekkür etmek istiyorum. 2 yıl 4 dönemdir yaptıkları bir çalışma var. Bu, ‘Karne Hediyesi Kütüphaneden, Karneni Getir Kitabını Götür’ çalışması. 13 Haziran’a kadar öğrenciler Bergama Belediyesi Bergama Araştırma Kütüphanesi’nden hediye kitaplarını alabilecekler. Uzak köylerdeki öğrencilerin kitapları ise kitap talep eden muhtarlar üzerinden dağıtılıyor. 
 
Dünkü yazımda 600 yıldan bahsettim. Doğayı korumak üzerine bir yazıydı. Günlük kişi başına düşen 60 saniye okuma süresini toplum olarak aşamazsak, kültürel dönüşüm ve kalıcılık anlamında, değil 600 yıl, 60 yıllık bir süreden bile bahsetmemiz mümkün olamayacak.