Gazetevatan.com » Yazarlar » İçimizdeki birileri...

İçimizdeki birileri...

02 Ocak 2016 Cumartesi


Bir kar yağdı İstanbul’a; ilkel ve ihmal edilmiş bütün yanlarımız ortaya çıktı...

Bir gün süren kar yağışı dahi kentin üzerine beyaz bir sayfa açamadı...

Kapatamadı hiçbir yanımızı...

Bütün uyarılara rağmen kar lastiksiz, zincirsiz yine yollara atmıştık kendimizi...

Ve zincirleme kazaları ve tıkanıklar yüzünden saatlerce yollarda mahsur kalındı.

Kar temizleme çalışmaları ise istenildiği gibi değildi...

Konuşuyoruz ama hiçbirimiz konuştuğumuz gibi değiliz!

***

İçimizdekilerden biri söylediği gibi değil, gerçeği ile yüzleşiyoruz sürekli!

Modern zamanlara ait bütün simgelerinin buluştuğu metropol kentler uygarlığın atölyesidir...

Ama gördüğümüz gibi uygar insanların yaşadığı rezil ve ilkel bir atölye...

Ve içinde insanların unutulduğu!

Sokaklar, yollar, caddeler araçlardan geçilmiyor!

Park yok, saatlerce kalabileceğiniz, çocukları eğlendirebileceğiniz ve içinde atlı karıncaların ve lunaparkların olduğu gezebileceğiniz bir mekan yok...

Gökdelenler rezilce ve hoyratça kentlerin orta yerine köpeğin azı dişi gibi dikilmiş; estetikten bin menzil uzakta gezinenlerin ‘komünist’ blokları adeta modern cezaevleri...

***

Central Park anlatıp duruyoruz...

Kimsenin yapmaya niyetinin dahi olmadığını söyleyebiliriz...

Park, rant değil...

Park, para değil...

Park, güç değil...

Şimdiden söylüyoruz Yeşilköy’deki havaalanı kapansa da park yapılmayacak!

Gökdelenlerin dikildiğini görür gibiyiz!

Modernleşmeden avuçlarımızda kalan tek şey; taş ve insan!

İnsan olarak yaşayan bizlerin dört duvar taş ve dört lastik sevdamız bitmediği müddetçe, bir günlüğüne de olsa kar yağdığında evlere çekilip gün boyu kitap okumadıkça, düşünmedikçe ve bu alışkanlığı kazanmadıkça metropollere asla park yapılmayacak!

Ve mevcut olan yeşil alanların hepsi de taş olacak!

***

İçimizdeki birileri söylediği gibi değil!

Taş ve lastik hayali ile ve yerinde duramayan ve sürekli gezinen bir haldeyiz!

Ve amansız bir hastalığın pençesindeymiş gibi kıvranmaktayız...

Bin yıldan beri göçüyoruz ve hala da göçmeye devam ediyoruz!

Çünkü; kitap okumuyoruz, balık tutmuyoruz, doğada yürüyüş yapmıyoruz, kayak bilmiyoruz, yüzemiyoruz, saatlerce düşünemiyoruz, tiyatroya gitmiyoruz, resim çizemiyoruz!

Yani, sanatın çok uzağında geziniyoruz...

Bildiğimiz tek şey; seyretmek, avarece araçla dolaşmak ve eski adıyla kahve yeni adıyla cafelerde sabahtan akşama kırk defa buluşup dağılıyoruz ve sürekli konuşuyoruz!

Konuşuyoruz ama içimizdeki birileri söylediği gibi değil!

Ve sayıları da gittikçe artıyor...

Az olsaydı bu kadar çok rezillik olmazdı...