Duruş

31 Ekim 2015 Cumartesi


Kimin neye inandığı beni ilgilendirmiyor ama neyin doğru olduğu hepimizi ilgilendiriyor prensibini herkes hayatının pusulası yapmayı başarabildiğinde kördüğüm çözülmüş olacak!

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın davetiyle 29 Ekim Cumhuriyet resepsiyonu için Ankara’daydık...

Hemen herkesin diline düşürdüğü Saray aslında abartıldığı gibi değil...

Yani, Antalya’da Merdan Palas, Topkapı, Kremlin, İstanbul’da Çırağan gibi daha nice beş yıldızlı otellerde saltanat sürenlerin Saray takıntısını da anlamakta zorlanıyorum.

Gazetecilik hayatımızda Çankaya ve Başbakanlık binalarını gördüğümde garipsiyordum...

Merdiven altlarında basın toplantısı yapan Başbakanları gördüğümde üzülüyordum...

Devletin bugüne kadar palazlandırdığı patronların devletin tahsis ettiği arazilerde turizm tesisi diyerek Saray dikmelerine kimsenin sesi çıkmıyor da, devletin kendi mülkü sayılan Saray’a bu kadar tepkili oluşlarına da anlam veremiyorum...

***

Dış ülkelerin liderleri ülkemize geldiğinde eski binalarda yapılan görüşmelerdeki ilkellikleri de unutmuş değiliz daha.

Sonuçta Saray dedikleri Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’dir.

Kimsenin kişisel malı değildir.

Bir ülke kazanımıdır.

Ve içinde bildiğim kadarıyla bine yakın personel çalışmaktadır.

Yani, orası bir ailenin içinde saltanat sürdüğü bir yer değildir.

Yalılarda, yatlarda ve uçaklarda keyif sürenlere kimse bir şey diyemiyorsa- ki denilmemelidir de bana göre, elbette onlarda kazandıklarıyla hayatlarını kolaylaştıracak bu imkanlara sahip olacaktır- devletin kazanımlarına da bir şey diyebilme hakları yoktur.

***

Resepsiyonda dikkatimi çeken konu ise iki yüzlüler topluluğu oldu.

Düne kadar kırmızı diyenler Saray’da tokalaşabilmek için dört dönüyorlardı.

Onlarla yüz yüze geldiğimizde ise yüzleri kıpkırmızı oluyordu.

Çünkü onlar kırmızı dedikçe biz ısrarla beyaz diyorduk!

Ve şimdi çoğu günah çıkartır gibi kendilerinin döndüklerine bizi ikna etmeye çalışıyorlardı.

Kimler inanır bilmiyorum ama ben asla döndüklerine inanmıyorum.

Yarın dengeler değişse bir günde öbür tarafa döneceklerini de biliyorum.

Ankara’ya bakışları her zaman şöyle oldu;

-Gelen ağam giden paşam!

***

Duruş bozukluğu da psikolojik bir hastalıktır.

Siyaset değildir.

Davranış bozukluğuna sahip büyük bir kitle zehirli sarmaşık gibi ülkenin her tarafını sarmış durumda...

Çünkü ülkenin sağlam bir duruşa sahip adamlara ve kalabalıklara ihtiyacı var!

Ve bu yüzden diyoruz ki kronik muhalif ve iki yüzlü adamları sistemden ayıklamanın mührüde vatandaşın elinde.

Ve o gün de yarındır.

Sandık başındadır...

Bugüne kadar ülkenin kazanımlarına bakılmalıdır.

13 yıl önce yaşadığımız o büyük krizleri daha unutmadık!