Gazetevatan.com » Yazarlar » Bir darbenin anatomisi

Bir darbenin anatomisi

13 Eylül 2014 Cumartesi


12 Eylül 1980 İhtilali’nin üzerinden 34 yıl geçmiş... Bugüne kadar darbenin her yönü tartışıldı... En önemli iki kısım sürekli göz ardı ediliyor...

Biri, darbedeki yabancı el, diğeri medyanın iki yüzlü duruşu... Yani, ifade bozukluğu... Ya da duruş ve davranış bozukluğu!

Bir türlü masaya yatırılmıyor, tartışılmıyor...

Analizi yapılmıyor... Neden?

O kadrolar hala köşebaşlarını tutmuş da ondan...

***

Bu ülkedeki iletişim fakültelerinin sayısını ben bile unuttum... Her yıl binlerce gazeteci mezun oluyor... Lakin,  eğitim kadrosu öğrencilerine, 12 Eylül öncesi ve sonrası basının duruşunu ve içine düşülen çelişkiyi anlatan ciddi bir çalışma yaptırmadı...

Bu çalışma yapıldığında görülecektir ki, basın ülkedeki demokrasinin kaleleri değil...  Aksine, gelene ağam gidene paşam diyen adresler olduğu görülecektir... Yani, rejimin bekçileridir...

Hangi rejimin geldiği çok da önemli değil...

Biri iktidardan, diğeri muhalefetten geçinmiş!

***

Biz sadece 12 Eylül İhtilali’nden sonra ülkedeki büyük demokrat yazarlarımızın yazılarından sadece bir kaç satır paylaşarak basınımızın içine düştüğü hali hatırlatmak istiyoruz...

12 Eylül İhtilali’nden sonra bakın kim ne yazmış?

Günaydın’dan Bekir Coşkun;

“Türk toplumu, hep demagoji süslü püslü konuşmalar dinlediğinden haksız da değil. Oysa, Evren Paşa’nın sade, halkın anlayabildiği, zaman zaman şaşırmalarla ayrı bir özellik kazanan öz bir konuşma üslubu var...”

Hürriyet’ten Cüneyt Arcayürek;

“Başkalarını bilmem ama kendime soruyorum bazen; Acaba Türkiye, ne zaman 12 Eylül Harekatı’nın komuta zinciri içinde yapılmış olmasının mutluluğunu benliğinde duyacaktır... Birbirimizi vuracaktık! Bunu hiç unutmayalım, hep düşünelim, bin şükredelim...”

Tercüman’dan Yavuz Donat;

* Eylül 1980.

Her gün ortalama 127 olay.

Eylül 1981.

Günde ortalama 5.5 olay.

Huzurun sürmesi ve Türkiye’nin bir süre sonra, çok partili parlamenter demokrasiyle yönetilen ülkeler arasında laik olduğu yeri alması dileğiyle...”

Cumhuriyet’ten Oktay Akbal;

“ Nasıl 27 Mayıs 1960’ta göz yummadılarsa, daha sonraki yıllarda nasıl zaman zaman uyarı mektuplarıyla, anımsatmalarla iktidarı ellerinde tutanları Atatürk devriminin yoluna çağırdılarsa, bir kez daha aynı kutsal görevi yapacaklardı. Bu kaçınılmaz bir gerçekti. Öyle de oldu...”

Tercüman’dan Rauf Tamer;

“Kenan Evren’in söyledikleri, her hukukçunun, her profesörün başucuna bir mukaddes kitap gibi asılacak cinsten sözlerdir. Öpüp öpüp başlarına koysunlar. Vazgeçtik istifalarından...”

Hürriyet’ten Oktay Ekşi;

“ Evren Paşa, son derece ağır bir sorumluluk altına girmiştir. Bu, Türkiye’yi yıllardır bunaltan anarşi, terör ve bölücülüğü tam bir tarafsızlıkla kökünden kurutmak ve ülkemizi aydınlık ve huzurlu günlere tekrar kavuşturmak sorumluluğudur...”

***

Ve darbe yönetimi yerini Özal’a bıraktıkça, bu defa hepsi ya liberal oldu ya da Özal muhalifi... 

Kimse, Özal’ın yanında üçüncü bir göz olamadı...

Dışarıdakilerin, bürokratların ve halkın duygularını kimse taşıyamadı... Bağımsız bir üçüncü göz olabilecek yürekleri yoktu... Liderler de ne acıdır ki, gerçekten uzak yalan iltifatlara ve yanlış bilgi verenlere aldandı..

Ve hele de Ankara gazetecilerine...

Bulutların üzerinde geziniyorlar...

Elbette çok güzel insanlar vardı ve hala da var... Saymakla bitmez... Öyle adam gibi adamlar vardı ki, bunlardan benim yakından tanıdığım, sevdiğim iki insanı unutamıyorum...

Biri Dr. Yalçın Özer...

Diğeri Mevlüt Işık...

İkisi de hakkın rahmetine kavuştu..

Lakin, fırıldakların, istikbal avcılarının ve siyasi cambazların akıl oyunları arasında kaybolup gittiler... Kahırlanarak, vurularak, ihanete uğrayarak...

***

Demokrasi elden gidince, askerleri...

Askerler gidince demokratları...

Velhasılı, kim gelirse her devrin bir numaralı adamları olup çıkıveriyorlar... Kurumsal düşünen ve kendini bir davaya adayan o kadar az kimse var ki!

Evet, dün 12 Eylül İhtilali’nin 34. yılıydı...

Sadece bir darbenin anatomisinin yapılmadığını anlatmaya çalıştım... Eksik kalan taraf var... Biri yabancı el... Diğeri basının iki yüzlülüğüdür...