Gazetevatan.com » Yazarlar » Türk Dünyası’nın önemini kavramak…

Türk Dünyası’nın önemini kavramak…

05 Eylül 2018 Çarşamba


Türk Keneşi ya da eski adıyla Türk Konseyi 6. Devlet Başkanları Zirvesi Kırgızistan’da toplandı. Türk Devlet ve toplulukları arasında işbirliğini sağlamak ve çeşitlendirmek üzere 2009 yılında kurulmuş olan Türk Keneşi kapsayıcılık bakımından Türk Dünyası’nın çatı kuruluşu niteliğinde. Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA), Türk İş Konseyi, Türk Akademisi ve Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) gibi ilgili kuruluşları uyumlaştıran bir şemsiye görevi görüyor. Konseyin kurucu üyeleri 7 Türk Cumhuriyeti arasında bulunan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye…

Önceki gün Kırgızistan/Issıkgöl bölgesindeki zirvede iki önemli katılım daha vardı. Konseye resmen üye olma iradesi gösteren Özbekistan ve gözlemci üye statüsü kazanan Macaristan. İkisi de çok önemli…

Özbekistan bölgenin demografik olarak en önemli merkezi. Komşu ülkelerde yaşayanları da dahil edersek 35 milyona yaklaşan Özbekistan, Türkiye’den sonra en yüksek nüfusa sahip. Aynı zamanda yer altı kaynakları ve tarihi dokusu ile dev bir potansiyeli mevcut. Türkiye-Özbekistan ilişkilerinin düzelmesi Türk Cumhuriyetleri arasındaki ilişkileri artırdığı gibi yeni katılımların da önünü açıyor. Macaristan’ın bu çatı altında bulunması hem doğu-batı sentezi bakımından önemlidir hem de Müslüman olmayan Türk topluluklarının Türk Keneşi’ne olan ilgisini artıracaktır.

Türkmenistan henüz birliğe soğuk bakıyor. Birleşmiş Milletler nezdinde imzaladıkları “tarafsızlık sözleşmesi” bunun en büyük sebebi. Ancak Kırgızistan Cumhurbaşkanı Ceenbekov’un çağrısında olduğu gibi bu süreçte Türkmenistan’ın da üye olması kaçınılmazdır. Elbette tanıma aşamasını hızlandırıp KKTC’yi dahil etmek mümkündür.

Böyle bakıldığında 1.5 trilyon GSYH, 200 milyona varan nüfus ve 5 milyon km2 yüzölçümü ile Avrupa Birliği gibi uluslararası birliktelikler sıralamasında hızla yükselen Türk Keneşi birlikteliği, lafta kalmaması gereken bir önem taşıyor. Aslında bu kuruluşun ardındaki kurumsal irade 1992 yılında başlatılan “Türkçe Konuşan Devletler Devlet Başkanları Zirveleri”ne dayanıyor. 2001-2006 arasında toplanamayan zirveler süreci 2009 Nahçıvan bildirisi ile resmen Türk Konseyi’ne dönüşüyor.

İşte 1992 yılındaki zirve bahsettiğimiz önemin en açık göstergesi. O tarihte alınan şu 3 kararı sıralamak yeterli sanırım: (1) Kişi, mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı, (2) Ortak bir banka kurulması ve (3) Tüm doğal kaynakların Türkiye üzerinden Avrupa’ya sevk edilmesi…

Düşünebiliyor musunuz? Bundan 26 yıl önce AB benzeri bir birlik için 6 Türk Cumhuriyeti Devlet Başkanı eksiksiz irade gösteriyor; “Türkiye üzerinden petrol/doğalgaz satacağız” diyor ancak Türkiye bugün hem petrol hem doğalgazda dışa bağımlı. Bu kaçırılan büyük fırsat atılan ya da atılmayan yanlış adımlarla akamete uğramıştır. Muhakkak ki Türkiye önemli işler de yapmıştır. Fakat ekonomi ile desteklenmeyen, bütünleşemeyen uluslararası ilişkilerin dünyada söz sahibi olması ne ölçüde mümkündür?

Bu kez gerçekten ıskalamadan tarihin bize sunduğu bu fırsatı iyi değerlendirmeliyiz.