Gazetevatan.com » Yazarlar » Barzani’nin gidişi her şeyi çözecek mi?

Barzani’nin gidişi her şeyi çözecek mi?

01 Kasım 2017 Çarşamba


Barzani referandum öncesinde ABD’nin “Bağdat’la masaya otur. Tatmin edici olmazsa 1 yıl sonra referanduma ışık yakarız” şeklindeki önerisini bile geri çevirerek gayrimeşru bir sürece imza attı. Çünkü “Bağımsız Kürdistan” hedefi için koşulların bundan daha uygun olamayacağı düşüncesi hakimdi. Dünkü röportajımızda Erşat Salihi’nin dediği gibi “Benim malım var, silahım var, gücüm var, benim Avrupa’m var, benim Amerika’m var ben her şeyi yaparım” duygusuyla sadece kendi idaresini değil bölgedeki Kürtleri de bir kaosun içine taşımış oldu.

Neticede ABD başta olmak üzere kimi batılı ülkeler Barzani’yi cezalandırmak istedi. Koalisyon uçakları ve bomba destekli saha açma girişimleri bu kez işleme konulmadı. Türkiye ve İran’ın hassasiyetinin göreli işbirliğine yönelmesi merkezi hükümeti cesaretlendirdi. 2014’te DAEŞ karşısında çabucak pes eden Irak Ordusu birkaç gün içinde müthiş bir ilerleme sağladı. Böylelikle Barzani’nin Bölgesel Yönetimin başında kalamayacağı kesinleşti.

Peki Barzani’nin gidişi bölgedeki sorunları sona erdirecek mi?

Türkiye’nin çıkarları bundan nasıl etkilenecek?

Birincisi bu süreç Barzani’ye ya da onun yönetim sahasına ait olan bir yerin ondan alınması değil ırak anayasasına göre haksız şekilde elinde tuttuğu tartışmalı bölgeleri aslına rücu ettirmekti. Sınır kapıları ve havaalanların kontrolünün sağlanması da merkezi hükümetin güçlü bir kazanımı oldu. Yeni dönemde ekonomik sorunlarla birlikte hem KDP hem KYB’de aile içi güç kavgaları yaşanabilir.

İkincisi dört parçalı “Kürdistan” hayali sona ermiş değil. Sadece oyunu kuralarına göre oynamayan acele eden ve süreci baltaladığı düşünülen Barzani oyunun dışına çıkarılıyor. Bu hem bir cezalandırma hem de bir zorunluluk. Daha dün ABD’nin IŞİD’le Mücadelede Özel Temsilcisi Brett McGurk’un, ve birleşik bir Irak’ta güçlü bir Kürdistan Bölgesi’ni destekliyoruz” sözü yabana atılmamalı. Fakat burada şu ihtimali de dikkate almak lazım. Barzani’nin “göreve devam etmeme” konuşmasında etnik vurguyu öne çıkararak oluşturmak istediği mağduriyet fotoğrafı ona daha geniş bir alanda daha yüksek bir manevi liderlik alanı açabilir. Böyle olup olmayacağını kısa vadede göreceğiz.

Üçüncüsü Barzani’nin gidişini sağlayan kırılma noktalarından birisi de KYB ve Talabani ailesinin çekilerek Necmettin Kerim ve Kosrat Resul’a bağlı peşmergeyi çarpışmadan geri dönmeye zorlamasıydı. Nüfuz alanı olarak %70’e hakim KYB ve Goran Hareketi önümüzdeki dönemde İran’la anlaşıp Türkmenleri dışlayabilir mi? sorusu tamamen geçerliliğini yitirmiş değil.

Dördüncüsü Barzani sonrası yönetim boşluğunun Suriye-Irak kuzey koridorunda ABD’nin senaryosunu bozması halinde PKK-YPG ile alanı doldurabileceği tehlikesi karşımızda duruyor. Sınır kapıları şu an kontrolde gözükse de Suriye-Irak-Türkiye üçgeninde sızmaların ne ölçüde önlenebileceği ince bir mesele.

Bu tespit ve endişelere rağmen Türkiye düne göre Irak’ta avantajlı bir konjonktür yakalamış durumda. Özellikle Bağdat ve Tahran’la işbirliği, Haşdi Şaabi’nin sorunlu alanının baskılanıyor olması, Türkmenlerin güven duygusunun ve görünürlüklerinin artması Türkiye açısından daha uzun vadeli politikalar üretebilmesine imkan tanıyor. Mesela dün Habur Sınır Kapısının da ele geçirilmesi ile Edirne’den Bağdat’a doğrudan bir hat meydana geldi.

Fakat tüm bunları bir arada değerlendirmek zorundayız.

Barzani tek başına bir devlet kuramadığı gibi onun gidişi de her şeyin çözülmesi anlamına gelmiyor.