Gazetevatan.com » Yazarlar » Neden mi İDLİB’teyiz?

Neden mi İDLİB’teyiz?

11 Ekim 2017 Çarşamba


İdlib içerisinde konumlandırdığı dengeler itibariyle daha önce operasyon yapılan kimi şehirlerden farklı... Bir defa tek bir hedef/düşman üzerinden bütünsel bir hakimiyetin sağlanması oldukça zor. Bu çerçevede küresel ve yerel güç unsurlarının çok yönlü etkileşimine açık bir şehir. Bir yanında Astana süreciyle Rusya-Türkiye-İran-Esat Rejiminin zorunlu hedefleri dururken bir yanında da Suriye’nin diğer kısmında devam eden mücadelenin eşzamanlı etkileri hissediliyor. Mesela ülkenin doğusundaki Deyrizor  adlı şehrin kontrolünün kime geçeceği ile İdlib’teki sürecin nasıl bir gelişim yaşayacağı aynı savaş alanının soruları.

ABD, Irak ve Suriye’de kullandığı PYD-PKK-Peşmerge sistematiği ile kendi haritasına oynarken, Rusya görünürde onu bölgeye getiren “Esat’ı kurtarmak” hedefinin çok ilerisine yönelmiş durumda. İran kendi coğrafyasında mevcut kazanımlarını korumak ve etki alanını artırabilmek için hem Suriye hem de Irak’ta bütünleşik bir askeri-siyasal strateji yürütüyor. Tüm bu dengeler içerisinde İsrail ve İngiltere’nin anlık ve tedrici yönlendirmeleri var.

İdlib bu dengeleri keskinleştirebilecek ya da daha güçlü bir kaosa yönlendirebilecek özelliklere sahip. Nusra Cephesi’nin öncülüğündeki Heyet Tahrir Şam (HTŞ) adlı çatı örgütün içerisinde bir bütünlük olmadığı gibi özellikle Astana zirvesi ile dışarıda kalan silahlı gruplar da söz konusu. Astana koalisyonunun ilk ve en belirgin hedefi, ılımlı gruplarla radikal olanların ayrışması ve yok edilecek hedefin olabildiğince belirgin ve meşru bir alanda konumlandırılması. İşte bu aşamaya kadar bile İdlib, sahadaki küresel-yerel dinamiklerin değişken ilişkilerine sahne olacak.

Türkiye ise 2003’te Irak’ın işgali ve 2011 Suriye iç savaşından bu yana her iki ülke nezdinde yürüttüğü yanlış politikaların üzerinde doğru bir takım hamlelerle netice alabilmek gayesinde. Eğer Fırat Kalkanı olmasaydı bugün İdlib’te Türkiye’nin eli bu kadar kuvvetli olmayacaktı. Üstelik kuzeydeki olası PKK koridorunun ötelenmesi hedefi operasyonal düzeyde dayanaklarını oluşturamayabilirdi. Ama şunun da altını çizmek gerekir: Süleyman Şah Türbesi’nin taşınma kararı olmasaydı sahada bundan daha etkili bir Türkiye olabilirdi. Dolayısıyla yakın geçmişin hatalı veya yerinde adımlarını ne silmek mümkün ne de olduğundan farklı bir değer atfetmek...

Türkiye bugün iki ana hedef için İdlib’te konuşlanmakta.

(1) Eğer biz bugün İdlib’te kendi etki/kontrol alanımızı oluşturamazsak yakın bir gelecekte ABD-Rusya bloğu arasında rekabete dayalı adımlar atılacak. Yani bölgenin yeni DEAŞ’ı bizim hemen sınırımızın ötemizde konumlandığı için yeni bir PYD-PKK koridoru tehlikesiyle karşı karşıya kalacağız. Ayrıca zaman ilerledikçe böyle bir bataklıktan gelen kokular ülke içinde istemediğimiz eylemlerle kendisini hissettirecek. Bir de göç dalgasının meydana getireceği yeni bir krizle yüzleşmek zorundayız. Türkiye aslında bir süredir İdlib’in karşısındaki Reyhanlı ve Cilvegözü sınır kapısı çevresine yoğun bir askeri  yığınak yapıyordu. Nusra liderliğindeki HTŞ  ise karşı tarafta At me ve Bab el-Hava sınır kapısında  benzer bir pozisyon aldı. Türkiye öncelikle ılımlı gruplar üzerinden sürecin kontrolünden yana. Ama sonuç alınamazsa güvenli bir hat açmak suretiyle HTŞ ile doğrudan çatışma yaşanabilir.

(2) Burada kabul edilebilir/sürdürülebilir bir saha hakimiyeti sağlayabilirsek İdlib’in kuzey-kuzeybatısında ve özellikle Afrin’i kontrol altında tutan PYD-PKK’ya karşı her an hamle yapabilme gücümüz artacaktır. Zira ABD’nin muhtemel İdlib operasyonu diğer yerlerde olduğu gibi YPG’ye yeni bir yol açmak şeklinde programlanıyor. Bunu önlemek hayati bir önem taşıyor.