Gazetevatan.com » Yazarlar » Türkiye’de toplumsal dönüşüm ve Adalet Yürüyüşü

Türkiye’de toplumsal dönüşüm ve Adalet Yürüyüşü

12 Temmuz 2017 Çarşamba


Pazar günü sona eren “Adalet Yürüyüşü”nün siyasal sistemimiz açısından sebep ve sonuçlarını tahlil edebilmek için öncelikle ülkemizde yaşanan TOPLUMSAL DÖNÜŞÜMÜ ve bunun kitlesel hareketler üzerindeki olası etkilerini irdelemek gerekiyor. Herşeyden önce organizasyonun kavgasız, gürültüsüz bir süreçle neticelenmesi ülkedeki DEMOKRASİ ikliminin normalleşmesi açısından bir katkı olarak değerlendirilmeli.

Yürüyüşü doğuran saikler kadar önemli olan husus ise iti ci unsurların nasıl bir siyasal/sosyal dönüşümden beslendiği.. .

Zira 15 Temmuz DARBE GİRİŞİMİ ve sonrasında medyana gelen olaylar/aksaklıklar/adaletsizlikler dünden daha farklı bir birey ve onunla örülen başka bir toplumsal kurguyu işaret ediyor. Bunu iyi tahlil edemeyen siyasal partilerin birer ihtiyaç olmaktan uzaklaşacağını tahmin etmek zor değil.

Geçmişten günümüze toplumsal hareketlerin, kitlesel eylemlerin başlangıçta olmasa bile bir süre sonra belli bir bilinç dışılıkla gelişim kazandığı gözlenir. İşçi sınıfından orta sınıfa, merkezi ve katı hiyerarşik düzenden benzer düşünen BENZEMEYENLERİN birlikteliğine doğru bir evrilmedir bu aslında…

Bunun öncü sinyalleri için referandum oylarındaki BİLİNÇLİ/BİLİNÇ DIŞI BİRLİKTELİKLERİN dağılımına bakılabilir.

Bir dayanak noktası olarak Le Bon’un 1895’te yayımladığı “The Crowd ” adlı eserinde fikirlerin, duyguların ve inançların geniş insan kitlelerinde nasıl yayıldığı ortaya konulur. Ne ifade ettiklerinden bağımsız olarak semboller, söz ve kavramlar kalabalıklarda çağrıştırdığı anlam ve kabul ölçüsünde yayılır. Bu kabul çizgisini iyi koklayan, hisseden ve SUNABİLEN SİYASETÇİLER kitlelere yön verebilmeyi, kendi siyasal mecralarına konumlamayı başarabiliyor.

Çünkü ağır yaşam koşulları ve işbölümü günümüz toplumunu karmaşık bağımlılıklara iterken devlet sistemlerindeki tıkanıklıklar bireyleri kitleselliğe yöneltiyor. Konumunu kaybeden insanlar/memnuniyetsizler büyüyor ve İMKANSIZ DENİLEN GRUPLAR bir takım ortak değerlerle bir araya gelebiliyor. Pazar günü tamamlanan yürüyüşte adalet kavramının büyüsü kendisini hissettirse de gelecekteki bilinçli/bilinç dışı benzemeyenlerin olası birlikteliği siyaset sosyolojisi bakımından ciddi bir inceleme alanı meydana getiriyor

Gelinen aşamada artık gelir dağılımı, servetin paylaşımı, maaşların seviyesi vb konuların kapitalist sistemin yoğurduğu toplum için yeni bir dünya görüşünü beraberinde getirdiği görülüyor.

Diğer yandan modern toplumu anlatan toplumsal hareketler sadece devlet sistemindeki aksaklık ve bireylerin konum kaybıyla açıklanamaz. Klaus Eder yeni dönem toplumsal hareketlerin içinde kültürel değişimi de barındıran kimi emareler olduğundan söz ediyor. Bu haliyle bireyler yaşam tarzları, değerleri ve kimlikleri üzerine kendilerini ifade edebildikleri bir KOLEKTİF EYLEM RUHU kazanıyor.

Böylelikle devlet sisteminin dışında kalan ya da böyle bir algı oluşturan SİYASAL PARTİLER bu toplumsal birleşmeyi siyasal yarışa eklemleyebiliyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun gerçekleştirdiği Adalet Yürüyüşü belki de CHP’nin yakın tarihte sosyal ağlara ulaşabildiği EN ETKİLİ ADIM olarak karşımızda duruyor. Buna rağmen eleştirilecek yanları bulunuyor. Örneğin Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının 10.maddesindeki “Türkiye coğrafyasındaki tüm halklara, tüm kimliklere kardeşçe….yaklaşan bir dış politikaya dönüş yapmalıdır. ” cümlesinde Barzani’nin sözde Kürt Devleti hedefi nasıl bir muhtevaya sahip? Ya da 9. Maddede antidemokratik uygulamaların gerekçesi gösterilen “eşit yurttaşlık ” kavramı anayasada nasıl vücut bulacak?

İşte bu adımın sınanması için TEK GEÇERLİ YOL demokratik bir seçim yarışından başkası değil. Ülkedeki tüm siyasi paydaşlar buna hazırlanmalı ve bunun dışındaki her yöntem elimizin tersiyle itilmeli.