17 Aralık’ın bir başka anlamı

Meselenin adını doğru koyalım. Mesele, illegal bir yapının kritik bazı kadroları ele geçirerek ülkeyi yönetmeye kalkışmasıdır. Mevcut devlet hiyerarşisinin dışındaki bir başka hiyerarşiye bağlı kadroların kendi amaçları doğrultusunda devlet kurumlarını yönetiyor hale gelmiş olmalarıdır. Ne var ki özellikle liberal-sol kesimde cemaatin devlet içinde devlet olma girişimini ciddiye almama ve olup bitenleri sadece “hükümet-cemaat çatışması” bağlamında görme eğilimi görülüyor. Hadisenin elbette hükümet-cemaat çatışması boyutu var. 17-25 Aralık girişimleri hükümeti hedef alıyor olmasaydı bu çatışmanın belki bu kadar erken yaşanması söz konusu da olmayabilirdi. Ama gerçek şu ki “biz baş edemiyoruz, bari cemaat hakkından gelsin bunların” yaklaşımı başınızı kuma gömmek demek.

Erdoğan’ın dilinden ve üslubundan rahatsız olabiliriz. AK Parti iktidarının uyguladığı politikaları beğenmeyebiliriz. Hatta bunların ülkemize felaket getireceğini de düşünebiliriz. Ama cemaatin devleti ele geçirme hevesinin önünde engel olarak gördüğü kişi ve kurumları acımasızca hedef alıp yüzlerce, binlerce masum insanın hayatıyla oynamasını nasıl sineye çekelim? Hükümete yönelik yolsuzluk iddialarını tabii ki ciddiye alalım, hatta bunun takipçisi olalım. Ama bu memlekette sanki Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi davalar hiç yaşanmamış gibi her şeyin miladı olarak 17 Aralık’ı kabul etmek hangi vicdana sığar? Hepsini boş verin, birtakım devlet memurlarının devletteki hiyerarşi dışındaki başka bir hiyerarşi içinde emir ve talimat alarak görev yapıyor olmaları kabul edilebilir bir durum mu?

Haberin Devamı

Bunları söylediğinizde, “İyi ama siyasi iktidarın hiç mi sorumluluğu yok bu işlerde?” diye bir itiraz yükseliyor derhal. “İktidarın onayıyla veya göz yummasıyla, hiç değilse aymazlığı sonucunda işlemediler mi bunca kötülüğü?” diyorlar. Evet, doğru. Siyasi iktidardan aldıkları güçle ve destekle yaptılar yaptıkları birçok şeyi. Dolayısıyla sorumlulardan bunun hesabını sormak da en doğal hakkımız. Şahsen ben 17-25 Aralık sürecinden çok önce, hatta 7 Şubat MİT krizinden de önce yazdığım yazılarda özel yetkili mahkemelerin işlediği hukuk cinayetlerinin hesabını AK Parti’nin vermek zorunda olduğunu hatırlattım.

Haberin Devamı

Ne var ki o günlerde cemaatçi polis ve savcıların Ergenekon sanıklarına kumpas kurduklarını, bilgisayarlara ve cep telefonlarına sahte deliller yüklediklerini vs. anlatanlar, bugün cemaatin mağdur ve masum olduğuna ikna etmeye çalışıyorlar bizi. Çünkü önemli olan siyasi iktidarın yıpranması diye düşünüyorlar. Oysa seçilmiş siyasi kadroların yaptıkları yanlışlar ne kadar vahim olursa olsun, bunlarla illegal bir yapının işlediği suçları aynı kefeye koymak doğru değil. Hükümet mensuplarının yaptıkları işlerin hem yargıda hem seçim sandığında hesabı sorulabilir. Ama Cemaat amacına ulaşsaydı yapabileceğiniz hiçbir şey olmazdı. Bunu da unutmayın...

“17 Aralık’ta ortaya çıkan yolsuzluk iddialarının üzerini örtüyorsunuz” suçlaması ise daha 17 Aralık falan yokken cemaati eleştirenler için bu büyük bir hakaret. İkincisi bu yapıyı eleştirenlerin yolsuzluk iddialarını umursamadıkları ayrı bir yalan. Geçen yıl, 17 Aralık’tan hemen sonra “Hükümet’in paralel yapıya karşı haklı mücadelesine toz sürülmemesi için yapması gereken şey yolsuzluk iddialarını örtmeye çalışıyor gibi bir imaj vermekten kaçınması” diye yazdım. Hâlâ aynı görüşteyim. Ama geçen zaman içinde bu yönde doyurucu adımlar atılmadı maalesef. Diğer yandan iddialara konu olan eski bakanlara “Yüce Divanda aklanma fırsatı verilmesini” de savundum. (Vatan okurlarının en azından bir bölümü daha ne yazdığımı bilmeyebilir diye sık sık kendimden örnek veriyorum, yanlış anlamayın... )

Haberin Devamı

Şunu düşünün: Kamuoyu 17 Aralık Sürecinde cemaatin niyetinin yolsuzlukla mücadele olmadığını kabul etti. Geçen iki seçimin sonuçları bunu gösteriyor. Ancak yolsuzluk iddialarının büsbütün yalan mı, yoksa kısmen gerçek mi olduğu konusunda böylesi net bir karar yok. Bunun için hem “yolsuzlukları örtmek istiyorlar” suçlamasını boşa çıkararak paralel yapıyla mücadelenin meşruiyetini korumak lazım; hem de hükümet içinde yanlış işler yapmış birileri varsa onların günahının bütün bir camianın omuzlarına yüklenmesine izin vermemek lazım.

Haberin Devamı

Haksız mıyım?

DİĞER YENİ YAZILAR