Gazetevatan.com » Yazarlar » İnsanların tek sığınağı!

İnsanların tek sığınağı!

24 Aralık 2017 Pazar


Ülke gündeminde dün yine iktidar partisi ve ana muhalefet partilerinin yolsuzluk üzerine karşılıklı konuşmaları, Kudüs ve Suriye ile ilgili konular vardı ama gündemden hiç düşmeyen iki önemli konu daha var; Reza Zarrab davası ve onunla ilgili olarak “yargı bağımsızlığı”, bir de erken seçim.

Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimin 2019’da yapılacağını söylese de, hem kendi partisinde, hem de muhalefet partilerindeki hazırlıklar, söylemler “erken seçimin ihtimal dışı olmadığını” gösteriyor.

Son olarak dün İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, il başkanlığının açılışı için gittiği Sivas’ta daha önce de sık sık tekrarladığı “Genel seçimlerle partili cumhurbaşkanlığı seçiminin 2019 yerine 15 Temmuz 1018’de yapılmasını beklediğini” bir kez daha vurguladı.

ABD’de görülmekte olan Reza Zarrab ve Halk Bankası eski Müdür Yardımcısı Hakan Atilla ile ilgili davada ise henüz sonuca ulaşılamadı, jürinin Atilla için vereceği kararın da 3 Ocak’a kaldığı açıklandı.

Sami Selçuk’tan mektup

“ABD’deki dava önemli mi, önemsiz mi” başlıklı 21 Aralık’ta yayınlanan yazım, Başbakan Yıldırım ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bu davanın Meclis’te ve Türk yargısında değerlendirildiği, kararın verildiği” ile ilgili cümleleriyle başlıyordu.

 Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk yazımdan hemen sonra bana bir mektup gönderdi. Mektuptan çıkan, Cumhuriyet’te yayınlanmış yazısından da bazı alıntılar yapacağım.

 “Hukuk günümüz insanlarının biricik ortak sığınağı ve değeridir”.

“Savcılık soruşturmasını bitirdiği anda ‘suçun işlendiği hakkında yeterli kuşkuya ulaştığı anda’ iddianame düzenlemek ve kamu davasını açmak zorundadır. Hukukta bunun adı “dava açmada mecburilik dizgesi”dir. Onca kanıta karşın bu ilkeyi çiğneyen savcı ‘görevde yetkisini kullanma suçu’nu işlemiş olur.” Bana yazdığı mektubun ise başından başlayarak bazı bölümleri olduğu gibi birlikte okuyalım.

Dava çökmemiştir

Sayın Güngör Mengi,

Bugünkü yazınızda yer alan siyasetçilerin sözlerinin ne yazık ki hiçbir hukuksal temeli bulunmamaktadır.

Türk yargısı “değerlendirmesini yapmış, hükmünü vermiş” değildir.

Tam tersine vermemiştir. Savcılık karar vermez, sadece sonuca ulaşır. Kararı uygar bir ülkede yargıçlar verirler, o yüzden ortada verilmiş bir yargı kararı bulunmamaktadır.

Uygar bir ülkede verilip kesinleşmemiş bir yargılama hakkında “ABD’deki dava hukuki geçerliliği olmayan bir davadır, hukuken çökmüştür” denilemez(…)

Uygar bir ülkede, bir konuda yargıda bulunmak duruşma yargıçlarının tekelindedir, parlamentonun, yasama organının değil(…) O nedenle “ABD’deki şahıs yalan söylerse kurtulacağını düşünüyor. Biz şarlatanın söylediklerine mi itibar edeceğiz, yoksa yüce Meclis’in söylediklerine mi” denemez.

Prof. Dr. Sami Selçuk yazılarında da “yargı ve siyaset ayırımının önemine, yargı bağımsızlığına” dikkat çekiyor.

Deneyimli bilim adamlarının uyarılarına önem vermek ülkenin yararına, vermemek zararına olacaktır, bunun örneklerini geçmişte çok gördük, unutmayalım.