Gazetevatan.com » Yazarlar » Kongrelere doğru

Kongrelere doğru

05 Mayıs 2017 Cuma


Demokrasimiz, şekilcilikten ve kağıt üzerindeki yanıltıcı doğruculuktan çıkıp asli ve gerçek hüviyetine nihayet kavuşuyor. İhtilal ve enva-i çeşit darbeler döneminin sözde tarafsız cumhurbaşkanlığından kurtulduk.

1961 anayasası ile başlatılan tarafsız cumhurbaşkanlığı döneminin; askeri ve sivil kökenli cumhurbaşkanlarından hangisi tarafsızdı? Erdoğan mı, Gül mü, Demirel mi, Sezer mi, Özal mı?

Elbette hiç birisi tarafsız değildi ama kağıt üzerinde hepsi tarafsızdı; daha ne kadar kendimizi kandıracaktık? Zaman tünelinde kalıp; hala parlamenter sistemi savunduğunu ve bunun bir işe yarayacağını zanneden gafiller; partili cumhurbaşkanının meşruiyetini yitireceğini ve yalnızca kendi partililerinin cumhurbaşkanı olabileceğini ileri sürüyorlar.

Halbuki savundukları parlamenter sistemin başbakanları da partili olmalarına karşın tüm ülkenin ve ülkenin tüm insanlarının başbakanıdır. Onun meşruiyeti oluyor da; aynı şekilde olan cumhurbaşkanının neden olmuyor? Anlamak mümkün değildir.

Sayın Erdoğan 979 gün sonra; ‘ yuvam, sevdam ve aşkım’ dediği partisine geri döndü. Daha açık ifadesiyle; kendi elleriyle kurduğu partisindeki suni ayrılışın hasreti, böylece sona ermiş oldu.

21 Mayıs’ta gerçekleştirilecek Olağanüstü Kongre ile de, AK Parti genel başkanlığına resmen geri dönmüş olacak.

2001 yılındaki kuruluşundan itibaren AK Parti’ye ve onun kurucu Genel Başkanı sayın Erdoğan’ın; geçen bu on altı senelik sürece baktığımızda; siyaset literatüründe yer alacak ve hemen herkesin gıpta ile edeceği büyük bir başarı tirendi görürüz.

Girdiği her seçimi kazanmak ve üstelik oylarını arttırarak; adeta yalnızca kendisiyle yarışan müthiş bir başarı öyküsü… Halbuki iktidar partileri doğal olarak yıpranırlar ve yorulurlar; AK Parti ise, sürekli kendisini yenileyerek ve daha da bilenerek yoluna devam ediyor.

Siyasi partilerde alışılagelinenin aksine AK Parti’de lider değişimleri gürültüsüzce ve suhuletle oluyor. Gül ile Erdoğan’ın yer değiştirmeleri, Erdoğan’ın Gül’e cumhurbaşkanlığını sunması, Davutoğlu’nun genel başkanlığı ve başbakanlığı bırakması; hele de Binali Yıldırım Bey’in başbakanlığı emanetçi gibi yapıp, başbakanlıktan vaz geçmesi; bunlardan hiç birisi normal siyasetin raconuna sığan işler değildir.

Belli ki burada bir dava ve dava adamlığı söz konusudur.

AK Parti’nin siyaset tarihine geçecek diğer bir önemli özelliği de; bu büyüklükteki bir yapının bölünmeden yoluna devam etmesidir. AK Parti treninden inenler oluyor; ancak onlar yalnızca kendilerine heder ediyorlar; partiye en ufak bir zarar veremiyorlar.

AK Parti için denilenlerin tam tersi CHP’de cereyan ediyor; her seçimden yenilgi ile çıkıyor; her yenilgiden sonra Kurultay yapılıyor; her seferinde parti eski tas eski hamam yoluna devam ediyor. Hiçbir yenilgi istifa getirmiyor; her kafadan sesler çıkıp ortalık velveleye veriliyor ama lider değişikliği için tek çıkar yol kasetin yayınlanması görülüyor!

Referandum sonrası başlayan tartışmada Kılıçdaroğlu; ‘ Kavga edenleri kapının önüne koyarım!’ sözüne karşı Muharrem İnce Twitter’den yaptığı açıklamada; ‘Önemli olan farklı düşüneni, muhalefet edeni kapının önüne koymak değil, seçim akşamları kapının önünü bayram yeri haline getirebilmektir’ açıklamasında bulundu.

Onca çatlak seslere rağmen; delegeyi elinde bulunduran Kılıçdaroğlu’nun ve ekibinin alaşağı edilmesi şimdilik imkansız gibi ama CHP kazanı fokurdamaya devam eder.