comScore
Gazetevatan.com » Yazarlar » Kentbank’ın sahibi Süzer bankacılığa geri dönüyor

Kentbank’ın sahibi Süzer bankacılığa geri dönüyor


2001 krizinde pek çok bankaya el konurken bunlardan biri de Kentbank’tı. Ancak diğerlerinin aksine Kentbank, bankada oluşan zararın bir hortumlama olmadığını, ekonomik konjonktürün neticesi olduğunu hukuk nezdinde kanıtladı. Danıştay’ın kararı ile Süzer Grubu itibarını geri kazandı.

Süzerler’in temyiz başvurusunu görüşen Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, Kentbank’ın TMSF’ye devrinin hukuka aykırı ve haksız olduğuna karar vermişti. Kentbank’ın eski sahiplerine yani Süzerler’e geri verilmesi gündeme geldi.

Kentbank adını kullanmayacak

Ancak BDDK Kentbank’ı Süzerler’e vermek yerine grubun önüne şimdi 3 farklı alternatif koydu. 3 farklı opsiyonu değerlendirmeye alan Süzer Grubu en geç yıl sonunda Türk bankacılık sektöründeki yerini almaya hazırlanıyor.

Süzer Grubu Finans Şirketlerinden Sorumlu Yönetim Kurulu Başkanı Ali Baran Süzer, süreci VATAN’a değerlendirdi ve inatla sürdürdükleri mücadelenin neticesini almak üzere olduklarını ifade etti. Grup bankacılığa geri dönmeye hazır ve leasing ve faktoringdeki faaliyetleri ile de bir hayli antrenmanlı. Büyüme stratejilerinin planları çoktan yapılmış.

Biz bu süreçleri öngörmüştük

Her ne kadar hukuk nezdinde haklılığınızı kanıtlamış olsanız da bankacılık yapmanıza izin verilmeyeceğini düşünenler de vardı. Sürecin uzaması da bu tahminleri güçlendiriyordu. Ne değişti de sizin bankacılığa geri dönmenize yeşil ışık yakıldı?


Tüm hukuk süreçlerini tamamladık, itibarımızı geri kazandık. 2007 yılı itibarıyla da TMSF’ye herhangi bir borcumuz kalmadı. Sonra bizim için daha zorlu bir süreç başladı. Biz bu süreçleri öngörmüştük.

BDDK’yı nasıl ikna ettiniz?

İkna değil ortayı bulma süreci yaşandı. İki taraf da orta yolu bulmaya çalıştı. BDDK zaten itibarımızı sorgulamadı. Orada bir sıkıntı yok. Ancak bankacılık yapabilecek finansal güce sahip olup olmadığımızı sorguluyordu. Odit raporlarımızı incelediler. Çok sıkı bir denetimden geçtik. Banka lisansı onayı için gerekli tüm evreleri başarıyla bitirdik.

Şimdi önünüzde ne gibi alternatifler var?

Önümüzde 3 farklı opsiyon var. Bunlardan birini en kısa sürede hayata geçirmek istiyoruz. Olasılıklar içinde en güçlü görüneni banka satın alma opsiyonu. Yani mevcut halihazırda çalışan bir bankayı satın alma opsiyonu. Bu konuda görüşmelerimizi çok önemli bir aşamaya getirdik. Tahmin ediyorum sene bitmeden bu satış sürecini tamamlamış ve açıklama noktasına gelmiş olabiliriz. Şu an için enerjimizi yoğunlaştırdığımız opsiyon bu.

Diğer opsiyonlar neydi?

Sıfırdan bir banka kurabilirdik ama büyük ihtimalle adı Kentbank olmazdı. Bunun için yabancı gruplarla da ortaklığı gündemimize aldık. Bir ara bu opsiyonun gerçekleşmesi için de görüşmelerimiz oldu. Ancak nedense bizimle Türkiye’de ortak bankacılık yapmak isteyen yabancılar hisselerin yüzde 51’ini istedi. En anlayışlısı bile yüzde 50-50 ortaklık önerdi. Bankada en az yüzde 65-70 hissenin kontrolünün bizde olmasını istiyoruz. Dolayısıyla bu görüşmelerden sonuç alamadık. Ancak bu opsiyon da hâlâ gündemimizde. Bizim şartlarımıza uyabilecek bir yabancı grupla da ortak başvuru yapabiliriz. Bir de Adabank opsiyonumuz var. Şimdi Adabank’ın yeniden satışa çıkması gündemde ve bankanın ihalesiyle ilgilenebiliriz. Bu da bir olasılık olarak masada duruyor.

Bize kolaylık sağlıyorlar

Sizin sonuçta bir banka lisansınız vardı. Şimdi yeniden banka kurmanız gerekiyor. Yani anladığım kadarı ile aslında hukuki kazanıma karşılık bir anlamda bankanız size geri verilmiyor. Sadece size ‘Bankacılık yapabilirsiniz’ deniyor, lisansta kolaylık sağlanıyor. Kentbank’la ilgili bir kazanım olmadı mı?

-Kolaylık sağlıyorlar diyebilirim. Kentbank’ın sahibi olmasak bu kadar ilerleyemezdik, çünkü bizim dışımızda birçok başvuru var.

Opsiyonları sıraya koyarsak ikinci sırada hangi olasılık daha güçlü duruyor?

-Şayet banka satın alma girişiminden sonuç alamazsak Adabank’ın satış sürecine dahil oluruz herhalde.

Türkiye’de küçük kalıp dışarıda büyüyebiliriz

ALİ Baran Süzer ile röportajı grubun bünyesinde faaliyet gösteren Ritz Otel’de gerçekleştirdik. “2011’in başında sizlerle bankanızda bir çay içmek ve bankacılıkta aldığınız yolu konuşmak mümkün olur mu?” diye soruyorum. İnşallah diyor Süzer. Bu arada Süzer’in bankacılık konusunda egzersizlerini tamamladığı, bankacılığa hazır olduğu her halinden belli oluyor. Hatta bankanın adı ile ilgili çalışmalar bitmek üzere. Süzer, “Türkiye’de küçük kalıp, gelişmeye müsait Doğu Avrupa, Ortaasya, Irak ve Güney Amerika gibi bölgelerde banka alımları yapabiliriz. Finans sektörü dışında pek çok iş koluna private equity gibi faaliyet göstererek girebiliriz. Geçtiğimiz günlerde KFC ve Pizza Hut’un yanına bir yerli fast food zincirini satın almak üzere masaya oturmuştuk. Sonra vazgeçtik. Ancak tabii ki faaliyet gösterdiğimiz sektörlere yatırımlarımızı devam ettireceğiz” dedi. Süzer, 90 milyon TL plasmanı olan factoring şirketlerinin de daha ilk yılından kâr ettiğini, finansta binayı yavaş yavaş çıktıklarına vurgu yaparak, “Leasingde de portföyümüzü koruyoruz. Bu şirketimizde büyümek için operasyonel leasing hakkı verilmesini ya da KDV’nin indirilmesini bekliyoruz” diye konuştu.

ADABANK’IN SATIŞI İKİNCİ KEZ İPTAL

SÜZER ile röportaj yaparken, Adabank’ın satışına BDDK’nın ikinci kez onay vermediğini gecikmeli de olsa öğrenmiş oldum. Konuyla ilgili arşive girip baktım, 10 Haziran’da Zaman Gazetesi’nde küçük bir haber yer almış. 2008 yılı başında Kök Menkul Gayrimenkul A.Ş., Adabank için en yüksek teklifi vermiş ve onay beklemeye başlamıştı. Bu arada Adabank için ortak teklif veren Sinpaş Grubu ve Abdullah Tivnikli’nin iznin çıkmasını değişen ekonomik konjonktür dahilinde pek de istemediklerini duyuyordum. Nitekim BDDK, konsorsiyumdam 500 milyon TL civarında bir ödenmiş sermaye şartı isteyince anlaşma mümkün olmamış. Adabank’a talip olan grubun en fazla 200 milyon dolar civarında bir sermaye şartını yerine getirebileceklerini BDDK’ya ilettikleri belirtiliyor.

Hisse satacak olanlar batıya değil doğuya gitmeliler

ALİ Baran Süzer ekonominin genel gidişatından da oldukça umutlu. Hatırlıyorum, IMF ile stand-by anlaşmasının yenilenip yenilenmemesi ile ilgili tartışmalar daha başlamamışken çok net bir şekilde ‘Türkiye’nin IMF’ye ihtiyacı yok’ demişti. Bu arada halka arzlara dikkat çekiyor. Süzer, “Son dönemde halka arzların başarısız olmasının önemli bir nedeni, aracı kurumların ve halka açılan şirketlerin hisselerini Londra ağırlıklı batıda satmaya çalışmaları. Halbuki artık sermaye doğuya kayıyor ve bu sebepten dolayı da aracı kurumların Hong Kong, Singapur ve Dubai’de pazarlama yapmaları gerekiyor. Kaynak orada.” diye konuşuyor. Yeni bir dip bekleyip beklemediği ile ilgili görüşleri de şöyle:

“Kriz beklemiyoruz. Türkiye’nin ve Türk bankacılık sektörünün önünün açık olduğunu düşünüyoruz ve grubumuzun politikasını da bu şekilde oluşturmuş bulunuyoruz. Türk bankacılık sektörü gelişmiş ülkelerin seviyesinde, hatta daha üstün bir seviyede bulunuyor. Türkiye olarak dünyaya bankacılık alanındaki markalarımızla adımızı daha rahat duyurabiliriz, hatta duyurmaya da başladık. BDDK’nın da bunda büyük payı var tabii ki...”