Gazetevatan.com » Yazarlar » Hiç kopmayan ilişki gün gelir kopar mı?

Hiç kopmayan ilişki gün gelir kopar mı?

25 Mayıs 2017 Perşembe

Kendini Alman kökenli bir Türk şirketi olarak tanımlayan ve bu topraklardaki 160’ıncı yılını kutlayan Siemens, tam da Almanya ile ilişkilerimizin gerildiği bir zaman diliminde çıkardığı bir kitapla, Osmanlı ve Türkiye’nin endüstriyel gelişimine etki ve katkısını ortaya koydu.


Siemens’in Türkiye’deki geçmişi 1850’li yılların ortalarına kadar uzanıyor. 1856’da ilk telgraf cihazı Siemens tarafından Türkiye’ye getiriliyor. Genel kanının aksine ilk elektrik santrali de 1912’de değil 1906’da yine Siemens tarafından Türkiye’ye getiriliyor. Bilinenin aksine diyorum zira 1912’de Silahtarağa’da yani şu an Bilgi Üniversitesi’nin kampüsünde yer alan santral, İstanbul’un ilk santrali sayılıyor ve ilk elektrikle tanışma da bu yılda gerçekleşti diye düşünülüyor.
Oysa 1906’da Dolmabahçe Gazhane arazisinde Türkiye’nin ilk enerji santrali, 1912’de olduğu gibi yine Siemens tarafından kuruluyor. Beşiktaş’tan Kuruçeşme’ye uzanan sahil boyunda ve biraz da tepelerdeki tek tüm haneye ilk elektrik sınırlı olarak veriliyor. Şale Köşkü’nün elektriği de yine bu santralden sağlanıyor.
 
Kesintisiz faaliyette
 
Sadece telgraf ve elektrik değil. İlk X-ray cihazı, ilk hidroelektrik santral de yine Siemens tarafından kuruluyor. Siemens’in Türkiye’deki tarihi, biraz da Almanya ile olan siyasi ve ticari ilişkilerimizin birebir yansıması. İkinci Dünya Savaşı döneminde bile Siemens Türkiye’deki ofisini kapatmayan tek yabancı şirket olarak dikkati çekiyor. 170 yıllık Siemens, Türkiye’deki 160’ıncı yılını “İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e Siemens Tarihi” adlı kitapla kutladı. 
Siemens’in Türkiye’deki 160’ıncı yılının anısına planlanan ve Osmanlı Tarihçisi ve Araştırmacı-Yazar Behice Tezçakar Özdemir’in kaleme aldığı “İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e Siemens Tarihi” kitabı bir anlamda Osmanlı’dan günümüze Almanya’nın Türk sanayisi ve endüstriyel gelişimi için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Siemens, kaynak niteliği taşıyacak bu eserle, Türkiye’de son 
160 yıldır yaşanan endüstriyel gelişimi Siemens perspektifinden okuyor.
Yazar Behice Tezçakar Özdemir, bu kitapla Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi ve Siemens Şirket Arşivi’nden daha önce çıkarılmamış pek çok belgeyi, bilgiyi ve fotoğrafı literatüre kazandırırken, Osmanlı ve erken Cumhuriyet Devri endüstri tarih yazımına yeni bilgiler ekleyen bir kaynak da ortaya çıkarıyor.
 
İade-i hafıza
 
Kitapta iletişim, ulaşım, enerji ve endüstri, şehir ve bina teknolojileri, insan kaynağı ve eğitim, savunma, sağlık konulu 7 başlık altında ilk telgraftan telefon hatlarına, ilk elektrik santrallerinden fabrikalara kadar sanayileşme yolunda kilometre taşı olan birçok önemli gelişmenin Osmanlı ve Türkiye’nin hangi bölgelerine hangi tarihlerde ulaştığı da anlatılıyor. Eser, savaşta, barışta, reform ve devrim yıllarında, İmparatorluk dağılırken, Cumhuriyet kurulurken kısacası 160 yıl boyunca Türkler ve Almanlar arasında hiç kopmayan ilişkiyi Siemens üzerinden aktarıyor. Aslında tam da Avrupa Birliği ve Almanya ile ilişkilerimizin gerildiği bir döneme denk gelen bu kitap iade-i hafıza niteliğinde. Çalışmaları 2 yıl süren kitabın sayfaları biraz karıştırıldığında iki ülke arasındaki bağın kolay kolay bozulamayacağı da anlaşılıyor aslında.
Geçmişten belgelerle geleceğe ışık tutan ve şu an yalnızca 1.500 adet basılan kitap satışta olmayacak. Her kopyası ayrı ayrı numalarandırılmış olan kitap, kaynak kitap olarak çeşitli devlet ve üniversite kütüphanelerine ve ilgili kurumlara gönderilecek. 
 
4.0’ı kaçırırsak bedel öderiz
 
SIemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis, Siemens’in Türkiye’deki yolculuğunda dönüm noktalarını paylaşmak adına “İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e Siemens Tarihi” kitabını hazırladıklarını söyledi. “Endüstri 4.0’a giden yolda, ilk endüstri devriminden başlayarak tüm gelişim süreçlerine hakim olmamız gerektiğine inanıyoruz” diye konuşan Gelis, 
geçmişi bilmeden geleceğin inşa edilemeyeceğini söyledi. Daha önceki endüstriyel devrimlerin uyarlanmasında geç kalındığını belirten Gelis, 4.0 için fırsat olduğunu, şayet bu endüstriyel devrimin de kaçırılması halinde ödenecek bedelin çok ağır olabileceğini ifade etti.