Gazetevatan.com » Yazarlar » Yeni sistemde dış politika -2-

Yeni sistemde dış politika -2-

06 Temmuz 2018 Cuma


“Kelebek bir defa kanatlandı mı bir daha asla tırtıl haline gelmez.”
Colin Wilson
 
Suriye’de iç savaş, muhaliflerin tutunduğu İdlib, Deraa, Kuneytra gibi bir iki cep dışında Esad lehine sonuçlanıyor olsa da Suriye coğrafyası, merkezinde İran’ın bulunduğu ayrı bir gerginliğe sahne olmaya aday görünmektedir. Suriye’nin güneybatı ve batısının Rusya, kuzeydoğu ve doğusunun ABD tarafından kurulan üsler aracılığı ile bir paylaşıma tabi tutulduğu ve İran konusunun giderek ısınmakta olduğu düşünüldüğünde, Türkiye-ABD arasında Suriye’de mevcut makasın yeni eklenti, bağlantı ve gelişmeler sonucu kapanması oldukça kuşkulu görünmektedir.
 
ABD ile Menbiç konusunda varılan anlaşmanın görece yumuşattığı PYD odaklı anlaşmazlık ve gerginliğin, Suriye üzerinden İran’a yönelik olası hamleler gündeme geldiğinde, Pentagon’un Fırat’ın doğusunda PYD’ye artacak ihtiyacı bağlamında ayrı bir kulvara taşınarak artma riski Ankara-Washington ilişkilerinde önemli bir yer tutabilecektir. 
 
Bağlı olarak ABD’nin,İran’dan petrol satın alan ülkelerin 4 Kasımdan başlayarak ithalata son vermelerine ilişkin açıklamasına karşın Türkiye’nin bu karara uymasının mümkün bulunmadığı gerçeği,(Türkiye ham petrol ithalatının %27’sini İran’dan karşılıyor.) Ankara-Washington ilişkilerini bekleyen bir ayrı hassas gündem maddesi olmaya aday görünmektedir. Nitekim Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Dr.İbrahim Kalın yaptığı açıklamada (28 Haziran) “Türkiye’nin, İran’la ilişkilerini bozacak bir angajmana girmeyeceğini ve S-400 alımında geri dönüş olmayacağını” kayda geçirerek, bu konularda yürütülecek temasların çerçevesini Türkiye açısından çizmiştir.
 
ABD’nin Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması ile başlayan ve Güvenlik Konseyinde ABD’nin vetosuna karşın Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öncülüğünde BM Genel Kurulunda alınan kararlara dayalı anlaşmazlık, iki ülke arasındaki ilişkilerde belirleyici nitelikte olmasa da hassasiyetini sürdürecektir.
 
Washington ve Ankara arasında önümüzdeki süreçte ilişkileri belirleyici iki ana konu ABD’nin Fırat’ın doğusunda PYD’ye desteğini sürdürmesi ve S-400 sistemlerinin alınması olacak görünmektedir. Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşmasından Batı’da duyulan rahatsızlığı arkasına alarak karşı duruşunu güçlendirmek isteyen ABD’nin S-400 krizini derinleştirerek Ankara-Kremlin arasında bir çatlak yaratmayı hedefleyebileceği de olasılık dahilinde görülebilir. 
 
Sonuç olarak Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı telefonla kutlamasındaki sıcak ifadeler ve Brüksel’de NATO toplantısında bir araya gelme isteği, iki ülke ilişkilerinde karşılıklı bağımlılıktan kaynaklanan bir yumuşama ve Amerikan pragmatizminin yansıması gibi görünse de yakın gelecekte Pentagon, ABD Dışişleri ve Kongre’nin mevcut hassas konulardaki tutum ve yaklaşımı daha belirleyici olacaktır.
 
ABD’nin başta Çin ve AB ülkeleri olmak üzere başlattığı “Ticaret Savaşı” olarak adlandırılan vergilendirmeler her ne kadar küresel kimlikli bir gelişme ise de içine Türkiye’yi de alması nedeniyle ekonomide dolaylı ve doğrudan etkileşimler yaratabilecek bir gelişme olarak görünmektedir. Ekonomistlerin dünya genelinde bir durgunluk sürecini başlatabileceği endişesini seslendirdikleri bu yeni dönem, dış politika ile doğrudan ilişkili olmasa da alınacak önlem ve girişimler açısından diplomasi ve ekonomi bürokrasisi ile girişimcilere yeni görevler yüklemektedir.
 
Dış politikada ufuk hattında Türkiye’nin önüne düşmeye başlayan bir ayrı görüntü ise İran’ın geleceğidir. İran ve yeni sistem ile TBMM’de oluşan tablo bağlamında terörle mücadele konusuna devam etmek üzere...