Gazetevatan.com » Yazarlar » Yeni sistemde dış politika -1-

Yeni sistemde dış politika -1-

03 Temmuz 2018 Salı


“Karanlık aydınlıktan, yalan doğrudan kaçar.

Güneş yalnız da olsa çevresine ışık saçar.

Üzülme, doğruların kaderidir yalnızlık,

Kargalar sürü ile, kartallar yalnız uçar.”

Anonim

24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçim sonuçları, Temmuz ayında yürürlüğe gireceği açıklanan yeni sistemle birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dış politikadaki rol ve belirleyiciliğini daha da artıracak görünüyor.

Bu bağlamda 24 Haziran öncesi “kuliste bekletilen” ve seçim sonuçlarının açıklanması ile birlikte “sahnede yerini alan”, Türkiye’nin başta bölgemiz olmak üzere Avrupa/AB ve Transatlantik ilişkilerinde giderek çeşitlenip yön değiştiren ve spiral bir sarmala dönüşme eğilimi gösteren sorunlu alanlarını mercek altına alalım.

1 Temmuz 2018’de Avrupa Birliği Dönem Başkanlığını Avusturya’nın üstlenecek olması ve Başbakan Sebastian Kurz’un, Dışişleri Bakanlığı döneminden günümüze Türkiye’nin AB üyeliğine kategorik olarak karşı çıkması Ankara-AB ilişkilerinde sancılı/çalkantılı bir dönemi işaret edecek görünüyor. AB’nin içsel işleyiş ve mekanizmaları Dönem Başkanına mutlak bir yetki vermiyor olsa da Sebastian Kurz’un kronik Türkiye ve İslam karşıtlığının geçmişte olduğu gibi eylem ve açıklamalarına yansıması, Türk kamuoyunda giderek azalan AB üyelik desteğini daha da aşındırma riskine eşlik edebilecektir.

AB ile ilişkilerde sabırlı ve soğukkanlı olunması gereken durağan bir döneme girileceği 1 Temmuz ve sonrasında AB’nin lokomotif ülkeleri Almanya ve Fransa’nın, Türkiye’nin AB perspektifinden daha da kopmaması için dikkatli ve ılımlı bir politika izleyerek denge işlevi üstlenmeleri ise önem kazanacak görünmektedir.

FETÖ’nün, Türkiye-ABD ilişkilerini zehirlemeyi sürdürdüğü bir dönemde 24 Haziran seçimleri ile güçlü bir kamuoyu desteğini arkasına alan Erdoğan’ın, bu defa yürütme yetkileri ile Cumhurbaşkanlığı makamında varlığı, baskı ve dayatmalara karşı bilinen tepkisel tavrı ile birlikte düşünüldüğünde, Washington’u, Ankara’ya karşı bir kopma ve kırılmadan uzaklaştıracak bir politika izlemeye sevk edebilecektir.

Bu bağlamda Gülen’in Türkiye’ye iadesi çok uzak bir olasılığı işaret etse de FETÖ mensuplarının ABD’de faaliyetlerinin zorlaştırılacağı bir sürece girilmesi sürpriz bir gelişme sayılmamalıdır.

ABD ile yaşanmakta olan S-400 ve bağlı olarak F-35 uçakları ile bazı uçak/helikopter ve silah sistemleri satışının blokesine ilişkin Temsilciler Meclisi ve Senato kararları krizine gelindiğinde, her iki kararın aralarındaki farklılıklar giderilerek tek bir metne dönüştürülüp Başkan Trump’ın onayına sunulmasının gerektirdiği süreç, diplomasiye zamansal açıdan bir manevra alanı sağlayabilecektir. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun “Türkiye ile verimli bir müzakere süreci” beklentisine ilişkin açıklaması yakın gelecekte diplomasinin daha da ağırlık kazanacağının ön işareti olarak okunabilir.

Ancak ABD’de, S-400’ler konusunda Kongre’nin her iki kanadına hakim olan görüş ve alınan kararlarda kabul oylarının sayısal ağırlığı “imkansızı mümkün kılacak” diplomasiyi oldukça zorlayacak görünmektedir. Nitekim ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı W. Mitchell’in “S-400’lerin teslimi halinde Türkiye’ye yaptırım uygulanacağı” açıklaması bu konuyu gündemin en üst sırasına taşımaya aday görünmektedir.

S-400’lerle ilgili en kritik nokta, Kongre’nin her iki kanadının kararında Türkiye’de tutuklu Rahip Brunson’un iade talebinin de yer almış olmasıdır. Trump’ın, Brunson’un iadesini şahsen talep etmesi nedeniyle önüne gelecek kararı imzalamasını garanti altına almak için başvurulan politik bir taktik olarak görünen bu hamle tüm olumsuz ve teamüllere aykırı görüntüsüne karşın Türkiye’ye yine de ayrı bir manevra alanı açmaktadır.

Washington-Ankara ilişkilerini zehirlemeyi sürdüren bir ikinci önemli konu ise PYD/YPG ile İran-ABD ilişkilerinin evrileceği ve ilk işaretleri 26 Haziran’da Tahran’da ortaya çıkan gelişmeler sonrası Türkiye’nin almaya zorlanacağı pozisyon ve elbette Kudüs/Filistin’dir.

Devam etmek üzere...