Gazetevatan.com » Yazarlar » Hangi İran -2-

Hangi İran -2-

01 Haziran 2018 Cuma


“Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol...”

Mevlana

Merkezi Viyana’da bulunan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, İran’ın nükleer tesislerinde önceden haber vermeden yaptıkları denetimlerde Tahran’ın anlaşma hükümlerine aykırı davranmadığını açıklamışken Netanyahu ve Trump ikilisinin inandırıcılığı hayli kuşkulu suçlamaları akıllara Körfez Harekatını getiriyor.

Körfez Harekatı öncesi Irak’ın biyolojik ve kimyasal silah üretiminde kullandığı seyyar tesislerin grafikleri ile nükleer başlıklı mermi atma kapasitesine sahip “Cehennem Topunun” fotoğrafları servis edilmiş, yıllar sonra fabrikasyon bu haberler nedeniyle “imalatçı” kimi ülkeler dünya kamuoyunu yanılttıkları için özür dilemişlerdi.

Ancak gecikmiş bu özür savaşta hayatlarını kaybeden yüz binlerce insanı geri getirmediği gibi Irak, yansımaları halen devam eden bir kaosa sürüklenerek bölünme ve çöküşün eşiğine gelmişti.

Öyle görünüyor ki NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı Wesley Clark’ın 2003 yılında yayınlanan “Winning the Modern Wars” adlı kitabında Amerika’nın hedefindeki ülkeler olarak tanımladığı Irak, Somali, Sudan, Libya ve Suriye’den sonra sıra İran’a gelmiş bulunuyor.

Kimi stratejlerin, Batı ile Doğu arasında geçişkenlik sağlayan Türkiye’nin yatay coğrafi eksenine karşı İran’ın sahip olduğu dikey ve yatay eksenlerin (dikey Hazar-Umman Denizi, yatay: Türkiye-Afganistan) kazandırdığı “merkez ülke” kimliği sonucu jeostratejik öneminin çok daha yüksek olduğu görüşleri tartışmaya açık olsa da kesin olan, kaosa sürüklenmiş bir İran’ın çok geniş bir coğrafyada olumsuz gelişmeleri tetikleyerek bir domino efektine yol açabileceğidir.

Körfez ülkeleri ile Suriye, Yemen ve Lübnan’a yayılı vekil unsurları ile çevresinde bir koruma kalkanı (çekirdek-protoplazma teorisi) oluşturmuş görünen İran’a, askeri bir müdahalenin yaratması olası yıkıcı etkiler dikkate alındığında Trump’ın, Tahran’ı ekonomik açıdan zorlayarak bir rejim ya da sistem değişikliğini hedeflediği anlaşılıyorsa da İranın, rejimin varlığını koruma konusunda sahip olduğu Anayasal sigortalar kısa vadede bir sonucu mümkün kılmayacak görünüyor.

Etnik kökeni her ne olursa olsun bir İranlının kendisini önce Şii olarak tanımladığı, Şia’nın bir inanç sistemi olmanın ötesinde toplumun kılcal damarlarına inmiş bir yaşam biçimi olduğu, “Velayet-e Fakih” olarak kabul edilen İmamın (Ayetullah Hamaney) buyruklarına biat’ın “imanın şartı” olarak kabul edildiği İran’ın genetik kodlarının Irak, Libya ve hatta Suriye’den çok farklı olduğu umulur ki ateş bacayı sarmadan Trump tarafından biliniyor olsun..

Beyaz Saray eğer Irak’ta, ellerinde Amerikan bayrakları, Saddam’ın yıkılan heykellerini terlikleri ile dövenler gibi bir “hoş geldin partisi” bekliyorsa vakit geçirmeden ülkesinin İran uzmanlarına danışmalı ve alanı diplomasiye bırakmalıdır....

Elbette İran’ın, Rusya’nın da memnuniyetsizliğine neden olan, Suriye’yi İsrail’e karşı ileri bir karakol olarak kullanmaktan vazgeçmesi koşulu ile...