Gazetevatan.com » Yazarlar » PYD-İdlib-Kıbrıs -2-

PYD-İdlib-Kıbrıs -2-

24 Nisan 2018 Salı


“Kendi omzuna tırman. Başka nasıl yükselebilirsin ki!”

Nietzsche

Astana süreci kapsamında İdlib’’de rejim ve muhalif güçler arasında çatışmazlığın sağlanması görevi Türkiye’ye verilmiş ve TSK kurması gereken 12 gözlem istasyonundan İdlib’in kuzey, doğu ve güneydoğusunda yer alan dokuzunu faaliyete geçirmişti.

Çatışmalardan kaçan Suriyeliler ve kent merkezinde konuşlanan silahlı muhalif gruplarla nüfusu 2 milyonun üzerine çıkan İdlib, özellikle Tahrir el Şam çatısı altında yer alan ve ana gövdesini el-Nusra’nın oluşturduğu radikal örgütlerin yuvalandığı son derece karmaşık bir yer.

İdlib kırsalı da; Ma’arrat Numan ve Yayladağ’a bitişik bir bölgede el-Nusra, DEAŞ’ın As Saan, Türkistan İslam Partisinin Cisr eş Şuğur’da oluşturduğu ceplerde konuşlandığı ayrı bir karmaşık bölge.

Ayrıca İdlib kırsalının kuzey bölümlerinde Feylak eş Şam, kuzey ve güneybatısında Ahrar ül Şam, orta ve kuzeybatısında Nurettin Zengi gruplarına bağlı unsurlarla Türkiye sınırına yakın Türkmen Dağı’nda Bayır ve Bucak Türkmenlerinin 1’nci ve 2’nci Sahil tümenleri bulunuyor.

Doğu Guta’nın muhaliflerden arındırılması, burada konuşlanan grupların bir bölümünün TSK’nın kontrolündeki Cerablus, El Bab ve Afrin’e yönlenmeleri sonucu çatışmasızlık bölgesi ilan edilen İdlib kent merkez ve kırsalı, en radikal muhalif gruplara ev sahipliği yapması nedeniyle Suriye ordusu ve Rusya’nın hedefi haline dönüşmüş bulunuyor.

Rejimin, en seçkin birlikleri arasında yer alan 4’cü zırhlı tümen, Cumhuriyet Muhafızları, 14’cü Hava İndirme Tümeni ve 15’nci Özel Kuvvet Tümenini Banyas ve Lazkiye üzerinden bölgeye yönlendirdiğine ilişkin haberler, Astana’da mutabakata varılan ve Türkiye’nin sağlamakla görevlendirildiği çatışmazlığın devamını her geçen gün riskli hale getiriyor.

İdlib’de mevcut kaygan ve kırılgan durumu daha da riskli hale getirerek belirsizliği artıran bir başka faktör ise kent merkezi/kırsalda konuşlanan radikal grupların aralarındaki anlaşmazlıklar ve zaman zaman nüfuz/ çıkar çatışmalarına girmeleri.

Halep ve Doğu Guta’da, muhaliflerin imha edilmek yerine yer değiştirmeleri sağlanarak geçici bir çözüm üretilmiş olmasına karşın Suriye ve Rusya’nın, İdlib’in silahlı muhalif grupların denetiminde kalmasına daha ne kadar süre ile müsaade ve müsamaha edeceği soru işareti kimliğini korumayı sürdürüyor.

Rejim, İdlib’i muhaliflerden temizlemeden nihai zaferini ilan ederek ülkenin batısına tümüyle hakim olamayacağı, Rusya ise Tahrir el Şam ve Türkistan İslam Partisi gibi radikal dinci örgütlerin varlığına son verilmediği sürece, alanda kendisine yönelik tehdit ve tehlikelerden arınamayacağı için er ya da geç İdlib sıcak günlere aday görünmektedir.

Böyle bir durum ise Türkiye açısından iki olası sıkıntıya eşlik etme potansiyeli taşımaktadır. Sayıları yüzbinlerle ifade edilen yeni bir göç dalgası ve gözlem noktalarındaki personelimizin can güvenliği.

Özellikle İdlib’in güneyinde yer alan gözlem noktalarımızın uzaklıkları nedeniyle kara ateş destek vasıtalarının menzili dışında kalması, karadan yapılacak takviye ve destek birliklerinin dost olmayan unsurların bulunduğu bir coğrafyayı kullanma zorunluluğu çatışmasızlığın bozulması halinde risk faktörlerini artırmaktadır.

Genelkurmayın, en kötü senaryoya göre hazırlık ve planlamalarının ikmal edildiği konusunda en küçük bir kuşku duyulmamakla birlikte kimin elinin kimin cebinde olduğu belli olmayan, pek çok ülkenin gizli servislerinin oyun alanına dönüşen İdlib’in geleceği, Rusya ve özellikle Suriye ile işbirliğinin en üst düzeyde yürütülmesini gerekli kılmaktadır.