Gazetevatan.com » Yazarlar » PYD-İdlib-Kıbrıs -1-

PYD-İdlib-Kıbrıs -1-


“Güçlükler yenmek için vardır.”

Helmut von Moltke

17 Nisan günlü yazımızda; ABD, İngiltere ve Fransa’nın, Suriye’ye gerçekleştirdikleri harekat ve H.Truman uçak gemisi eşliğindeki taarruz grubunun Akdeniz’e ulaşması ile birlikte Türkiye açısından, PYD-İdlib-Kıbrıs’ta sıkıntı yaratabilecek yeni bir fazın ufuk hattına düşmeye başladığına yer vermiştik.

Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatları ile Cerablus, El Bab ve Afrin’in YPG’den arındırılmasının, PYD’nin Suriye sınırımız boyunca gerçekleştirmek istediği koridoru engellemiş olmasına karşın örgütün Fırat’ın doğusunda ABD’nin açık desteği ile varlığını sürdürmesi, Türkiye’ye yönelik kısa/orta vadeli tehdit ve tehlikelerin devam ettiği anlamındadır.

ABD’nin, Menbiç’ten başlayarak Fırat’ın doğusunda Suriye’nin Irak sınırına uzanan bölgedeki üslerine (Derik, Sabah el-Hayr, Ayn İsa, Tal Semen, Tabka, Celebiye, Herb Heşk, Cebel el-Miştanur, Sırrin, Tanf, Tal Temer, Halep) ek olarak YPG ve ÖSO arasında cephe hattına 4 km. uzaklıkta Nuaymiye ve Sacu çayı yakınında Ayn Dadat’ta yeni üsler oluşturmaya başlamış ve Tanf üssünü takviye etmiş olması, Trump’ın çekilme söylemlerine karşın Pentagon’un, görünür gelecek içinde Suriye’den ayrılma düşüncesinde olmadığını göstermektedir.

Pentagon’un 2019 yılı için, Suriye’de oluşturmayı hedeflediği 60-65.000 kişilik güç için yönetimden resmen silah, askeri araç-gereç, mühimmat bütçesi talebinde bulunduğu ve bu talebin daha önce açıklanan “sınır gücü oluşturma” planını doğruladığı düşünüldüğünde, ABD’nin bu ülkede kalmaya ve Centcom Komutanı Votel’in tanımı ile “alandaki en güçlü partnerleri” PYD’yi desteklemeye devam edeceği söylenebilir.

Bu bilgilere ABD’nin Kobani (Ayn el-Arab-Miştanur Tepesi) yakınındaki Cebel el-Miştanur üssü ile Haseke civarındaki Tal Temer üssünde Fransız Özel Kuvvetlerine mensup unsurların bulunduğu, geçtiğimiz günlerde zırhlı araçlar ve ağır silahlar eşliğinde 600 deniz piyadesinin gönderildiği Tanf üssünde ise İngiliz askerlerinin konuşlandığı eklendiğinde, Suriye’ye yönelik son harekatın üç aktörünün kara birlikleri ile de Fırat’ın doğusunda bayrak dalgalandırdığı söylenebilir.

Fransa Devlet Başkanı Macron’un PYD heyetini Elysee sarayında kabul etmesi, Rusya’nın PYD’yi terör örgütü olarak kabul etmek yerine örgüte Moskova’da temsilcilik açma izni vermiş olması, RF Dışişleri Bakanı Lavrov’un Türkiye’nin Afrin’i Suriye’ye devretmesi gerektiği sözleri, ABD’nin “DEAŞ’la mücadelesi için tüm dünyanın müteşekkir olması gerekir” sözleri ile (General Votel) YPG’yi yücelterek meşrulaştırması sahadaki askeri durumla bir arada değerlendirildiğinde, Fırat’ın doğusundaki durum daha da karmaşıklaşmaktadır.

Suriye’nin batısını Rusya ve bir ölçüde İran’a kaptırmış görünen ABD liderliğinde Fransa ve İngiltere’nin, Fırat’ın Irak sınırına bitişik petrol ve tarım arazileri açısından zengin doğu bölgesini kendi nüfuz alanlarına dönüştürmek ve bu amaçla PYD/YPG’yi sahada ortakları olarak kullanarak dokunulmazlık kazandırma politikalarının yüzeye yansıdığı bir dönemde Türkiye’nin yalnızlaştırılmasına yönelik senaryoların ağırlık kazanması sürpriz bir gelişme olmamalıdır.

Gordiom’un düğümü Suriye’de olabilir ama unutulmamalıdır ki İskender’in kılıcı yine de Türkiye’de...