Gazetevatan.com » Yazarlar » Siyaset ve sorumluluk

Siyaset ve sorumluluk

29 Eylül 2017 Cuma


“Dün öldü, bugün can veriyor, yarın ise henüz doğmadı. Zamanınızı bu açıdan görün ve faydalı bir iş yapın.”

Bişr-i Hafi

Sorumluluk sahibi bir siyasetçi ve devlet adamı, ülkesinin çıkarlarına ciddi zararlar vermesi olası bir kamuoyu baskısı ile karşılaştığında seçimini ne yönde kullanmalı?

Özellikle son bir yıldır Almanya başta olmak üzere kimi AB üyesi ülkelerle Türkiye’nin gerginleşen ilişkilerinde belirleyici sorulardan birincisi bu.

İkinci ve Türkiye açısından çok daha önemli soru ise İngiltere’de Brexit referandumu, Hollanda ve Almanya’da gerçekleşen genel seçimler öncesi iktidar ve muhalefet parti liderleri tercihlerini ister öz düşünceleri ister popülist zorlamalar sonucu kamuoylarında mevcut Türkiye karşıtlığından yana koyduklarına göre yakın geçmişte radikal bir değişime uğramış görünen bu yönelimin kaynak ve gerekçelerinin neler olduğudur.

Çünkü Almanya, Hollanda, Avusturya halkları arasında olumsuz bir Türkiye algısı ile bu algıya dayalı bir imaj/yargının var olmaması ve alıcısı bulunmaması halinde Türkiye seçim kampanyalarının bir enstrümanına dönüşmeyecek, siyasi liderler seçmenlerin bu duyguları üzerinden bir kazanım sağlama yolunu seçmeyeceklerdi.

Eğer gerekçe gerçekten bir içtenlik ve dostluğun yansıması olarak kimi siyasi liderlerce sıklıkla seslendirilen “Türkiye’nin AB değerlerinden uzaklaşması, insan hakları ihlalleri” ise AB kulübünün üstelik suçlayıcı ve rencide edici ifadelerle dışına itilmesi halinde Türkiye, üyeliği engellenen bir ülke olarak AB’nin bağlayıcı kural ve içselleştirilmesi gerekli değerler manzumesinden daha da uzaklaşmaz ve yeni arayışlara yönelmez mi?

Türkiye ile karşılıklı bağımlılık ilişkisi bulunan kimi AB üyesi ülkeler için geçerli bu sorunun yanıtını, seçim kampanyalarının bir bölümünü Türkiye ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerine kurgulayan siyasetçiler vermek durumundadırlar.

Tıpkı Avrupa’da giderek yükselen ırkçılığın değirmenine su taşırlarken o her planda öne çıkardıkları insani değerlerin ayaklarının altından kaymasına niçin sessiz kaldıklarını da açıklamak durumunda oldukları gibi..

Avrupa’da köken alan ve nedenleri çok daha ayrı olan Türkiye karşıtı damarda giderek yükselen tansiyonun gerekçeleri arasına, Türkiye’nin AB değerlerinden uzaklaştığı eleştirisinin eklemlenmesi, bu argümanın sıradan bir Alman ya da Hollandalının günlük yaşamında sahip olduğu son derece düşük önem derecesi hatta yokluğu düşünüldüğünde çok da inandırıcı görünmemektedir.

Bu nedenle karşılıklı çıkar ve ortak değerler bağlamında birlikte yaşanması isteniliyorsa, başta Almanya olmak üzere kimi AB üyesi ülkeler siyasetçileri ve Ankara’nın siyaset dilini yumuşatmaları var olan ateşin küllenmesi açısından yararlı olacaktır.

Çünkü siyasetçiler, aralarındaki anlaşmazlık ve gerginlikleri bir şekilde giderseler de, bu anlaşmazlıklar ve kırıcı söylemlerin yansıdığı kamuoylarında oluşan dip dalgaların zamanla kalıp yargılara dönüşen tortularının ortadan kalkmasının çok uzun süreleri gerektirdiği unutulmamalıdır.

Hele iyi okunduğunda tarihin öğretileri arasında yer alan örnekler tüm canlılığı ile varlığını korurken...