Gazetevatan.com » Yazarlar » Savaş içinde savaş...

Savaş içinde savaş...

23 Haziran 2017 Cuma


“Bin bahar görse de taş yeşermez.”

Mevlana

Suriye’de rejim ve rejim karşıtları arasında başlayan çatışmalar çeşitlenerek savaş içinde savaşlara dönüşmüş durumda. Üstelik savaşan tarafların Suriye’nin geleceğine ilişkin tasarım ve amaçları birbirinden çok farklı.

Suriye ordusu, Rusya ve İran’ın açık desteği ile muhalif gruplara karşı rejimi savunurken DEAŞ’ın kontrolü altındaki toprakların, örgütün yenilgisinden sonra ABD ve koalisyon güçlerinin denetimi altına girmesini engellemeye çalışıyor.

SDG ve PYD, ABD’nin Suriye’de güvenilir! müttefiki olarak aldığı destekle Rakka ve sonrasında Deyr ez Zor’u DEAŞ’tan arındırıp daha da güneye inerek Suriye’nin doğusunda olası bir bölünmeye karşı konumunu güçlendirmeye çalışıyor.

PYD/YPG, Fırat Kalkanı Harekatı sonrası Türkiye sınırına bitişik kantonlarını kuzeyden birleştirme olanağını kaybetmesi üzerine bu defa Afrin-Tel Rıfat-Menbiç ve Sırrin üzerinden bir hat oluşturma gayreti içinde.

Menbiç’in ABD güçlerinin koruması altına alınmış olması, Rusya’nın da Afrin’de dört ayrı noktada asker bulundurması nedeniyle Türkiye’nin olası bir müdahalesi konusunda rahatlamış görünen PYD, DEAŞ’la mücadelesi, seküler görünümü gibi nedenlerle ABD ve Batılı ülkeler nezdinde kazandığı sempatiyi güçlendirerek konsolide etme çabasında.

Rusya, Lazkiye ve Tartus’un ardından Himeymim’de oluşturduğu askeri varlığını kalıcılaştırıp muhaliflerle çatışmalara aktif olarak katılarak Suriye’nin geleceğinde kabul etmeyeceği bir planlamanın geçerli olmayacağını göstermenin peşinde.

İran, Hizbullah ve Devrim Muhafızlarına bağlı unsurlarla Suriye’de savaşın ve rejimin devamının en önemli aktörlerinden birisi olmayı kendi açısından bir beka sorunu görmesi nedeniyle aktif biçimde sürdürüyor.

ABD’nin ise DEAŞ’la mücadeleye dayandırdığı Suriye’deki varlık nedeni son haftalarda bir değişime uğramış görünüyor. Gerek PYD/YPG’ye verdiği destek, gerekse Suriye’nin doğusunda artan askeri hareketliliği ABD’nin DEAŞ’la mücadele dışında Suriye’nin belli bölgelerinde bir etki alanı ve müzahir bir yönetim oluşturmak istediğini gösteriyor.

Sayıları ve tarafları neredeyse her gün değişen ÖSO dışındaki muhalif gruplar ise Hay’at Tahrir al-Sham ve Ahrar al-Sham adları altında radikal ve ılımlı olarak ikiye ayrılmış durumda. ÖSO’ya bağlı grupların dağınıklığı sürmenin ötesinde zaman zaman kendi aralarında çatıştıkları haberleri sürüyor.

Suriye’nin kendi iç sorunlarına odaklanması nedeniyle, üzerindeki tehdit algısı zayıflayan İsrail, seyirci konumunda sessizliğini korumakla birlikte Suriye ordusu ya da Hizbullah’ın çizgiyi aşmasına izin vermeyen politikasına devam ediyor.

ABD’nin bir Suriye uçağı ve silahlı bir İHA’yı düşürmesi, Rusya’nın Fırat’ın batısında ABD uçaklarının potansiyel hedef olduğunu açıklaması, İran’ın Deyr ez Zor’u orta menzilli füzelerle vurmasının DEAŞ’la mücadele ile ne gibi bir ilgisi olduğu merak edilirse Suriye sahnesinde yer alan aktörlerin gerçek amaçlarının DEAŞ’ın yok edilmesinden çok farklı olduğu, DEAŞ’ın yalnızca bir gerekçe olduğu anımsanmalı.

Suriye bölge dışı aktörlerin paylaşım ve güç savaşımının son perdesine yaklaşır ve sınırlarımızın güneyinde yeni bir Kuzey Irak modeli oluşturulurken Türkiye ne yapmalı sorusunun yanıtı ayrı bir yazının konusu olmalı.

“Vatan okurlarının Ramazan Bayramlarını içtenlikle kutluyor, sağlık, mutluluk, esenlikler diliyorum.”