Gazetevatan.com » Yazarlar » Matruşka

Matruşka

09 Mayıs 2017 Salı


“Oyun bitti mi şah da piyon da aynı kutuya girer”

İtalyan Atasözü

11 Eylül 2001’de yaşanan tarihin en yıkıcı terör saldırısından sonra dönemin ABD Başkanı George W. Bush dünya kamuoyuna seslenerek “Ya bizimlesiniz ya da bize karşı” demiş ve birkaç istisna dışında tüm ülkeler terörizme karşı savaşımda ABD’nin yanında yer almışlardı.

ABD’ye o gün için verilen bu koşulsuz desteğin temel nedeni, yaşanan şok ve acının etkisiyle olsa gerek Bush’un hafif dozlu tehdit içeren açıklamasından çok terörizmin tüm insanlığa yönelik ortak bir tehlike olarak algılanmasından kaynaklanmaktaydı.

Ne var ki 11 Eylül günü terörizme küresel düzlemde haklı bir mücadeleyi yine küresel bir destekle başlatan ABD’nin, günümüzde Suriye’de “YPG’li iyi teröristleri” ile kol kola “IŞİD’li kötü teröristlere” karşı başlattığı savaş Macciavelli’nin Prens’ini kıskandıracak bir ironi olmalı.

Amerikan Ordusu Doktrin Komutanlığınca yayınlanan “21’nci Yüzyılda Terörizm” başlıklı raporda terör örgütleri sınıflandırılırken “devlet destekli terör örgütleri” adı altında mücadele edilmesi gerekli yasa dışı bir yapılanmaya yer verilmiş olmasına karşın YPG’nin Pentagon nezdinde “fevkalade müsaadeye mazhar” konumu, ABD’nin terörizmle mücadelesinde samimiyeti adına inandırıcı ve ikna edici bir açıklamayı gerekliliğin de ötesinde zorunlu kılmaktadır.

ABD’li subayların TSK’nın hava harekatını takiben helikopterlerle Karaçok’a giderek hasar tespiti çalışması yapmaları, Türkiye tarafından aranan teröristlerle aynı fotoğraf karesinde yer almaları yetmiyormuş gibi harekat sırasında “partnerleri arasında (YPG) can kayıpları olduğu” ve bundan “üzüntü duyduklarını” açıklamaları değil bardağı fıçıyı bile taşıracak bir sabır testi olmalı.

İkinci Dünya Savaşı’nda Iwo Jima adasında nesillerin belleklerine kazınan bir fotoğrafla yüceltilen Amerikan bayrağının, YPG’li teröristlerin flamaları ile birlikte Suriye’de boy göstermesi, bu bayrağın onurunu korumakla görevli Pentagon ve Beyaz Saray’ı ne ölçüde rahatsız eder bilemeyiz ama dost bir ülke bayrağının bu duruma düşürülmüş olmasından elbette üzüntü duyarız.

Bütün bu olumsuzluklar karşısında söylemlerde kalmamasını umduğumuz dostluk adına tüm iyi niyetimizle Fırat Kalkanı Harekatı sırasında TSK’nın talebine rağmen ABD ve Koalisyon Güçlerinin hava desteği vermekten niçin kaçındıklarını, ABD İHA’larının Suriye’de TSK’nın attığı her adımı niçin gözlemleme ihtiyacı duyduğunu soralım.

ABD ve Koalisyon güçleri için temel hedef IŞİD’in Rakka’dan sökülüp atılması ise Suriye Ordusu’nun Palmira’da yer altı depolarındaki silah ve mühimmat stokları IŞİD tarafından onlarca konteyner’e yüklenip TIR’larla Rakka’ya taşınırken niçin müdahalede bulunulmadığını da sorumuza ekleyelim.

Suriye ordusunun ihtiyaç duyduğu silahların muhaliflere karşı kullanılmak yerine Rakka’da YPG’ye karşı kullanılmak üzere IŞİD’e gitmesine göz yumulmuş olması bize her nedense 19 Ocak 1976 tarihinde ABD temsilciler meclisindeki bir soruşturmayı anımsattı.

CIA’nın gizli çalışmalarına ilişkin başlatılan soruşturma sonrası yayınlanan PIKE raporunda Irak’lı Kürtler’den şöyle söz edilmekteydi; “…. Ne ABD Başkanı ne de Dr. Kissinger Kürtler için bir zaferi arzu etmektedirler. Onlar yalnızca, isyancıların Irak’ın kaynaklarını tüketmeye yetecek bir çatışmayı sürdürebileceklerinden emin olmayı ummaktadırlar.”

Salih Müslim bu cümleyi çerçeveletip ofisinin duvarına asmak ister mi acaba?