Gazetevatan.com » Yazarlar » Dış politika

Dış politika

04 Nisan 2017 Salı


“Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol”

Mevlana

Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi ile ilgilenenlerle üniversitelerde bu dallarda öğrenim görenler dış politikanın Magna Carta’sı niteliğindeki temel kuralları çok iyi bilirler. Dış politikanın iç politikaya alet edilmemesi kaydıyla başlayan kurallar manzumesi devletlere koşullar her ne olursa olsun asla ve asla blöf yapmamaları gerektiğini öğütleyerek devam eder... Sakın ola gücünüzü abartmayın ya da azımsamayın.

Ayrımsız tüm devletler için geçerli bu kuralları göz ardı eden ya da önemsemeyen kimi ülkelerin uzak ve yakın tarihte ödedikleri çok acı bedeller anımsandığında asırların birikiminden kaynaklanan anılan kuralların önemi tartışılmaz bir biçimde açığa çıkar.

Örneğin önce Fransızların, ardından Amerikalıların çok güvendikleri üstün teknolojileri ve askeri güçlerine rağmen Vietnam’da, Vietkong’un gerilla taktikleri uygulayan az sayıda ancak adanmış insan gücüne yenildikleri gibi..

Ya da Üçüncü Reich’ın mağrur generallerinin İkinci Dünya Savaşı’nda, kiliselerin çan seslerini duyacak kadar yaklaştıkları Moskova’dan Napoleon’un izini takip ederek Berlin’e kadar kovalandıkları gibi..

Yuri Andropov’un Afganistan’ı işgal rüyasının, muzaffer Kızıl Ordu’ya yakın tarihinin en büyük yenilgisini tattıran Taliban tarafından karabasana çevrildiği, Arjantin Devlet Başkanı General Galtieri’nin Falkland (Islas Malvinas) adalarına çektiği ve asla inmeyeceğini açıkladığı Arjantin bayrağının 8000 mil uzaklıktan gelen İngilizlerce binlerce Arjantin askerinin hayatı sonlandırılarak kendisine iade edilmesi, abartılan güç ve yenilmezliğe olan aldatıcı inancın acı bedelleri olarak tarihte yerini almıştır.

Gücü azımsamamak

 Gücü abartmak kadar azımsamanın da belki an itibarıyla ortaya çıkmayan ancak zaman içinde giderek ağırlaşan bedellerinin de olduğu tarihin bize anımsattığı bir başka gerçekliktir. Gelin 16 Eylül 1998 gününü anımsayalım. Yer Hatay-Reyhanlı... Suriye sınırının sıfır noktası. Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, parmağı ile Öcalan’ı yıllardır misafir eden Suriye’yi işaret ederek konuşuyor; “Sabrımız taşmak üzeredir, taşırmasınlar.” Sonuç; Öcalan’ın Suriye’den ayrılmak zorunda kalarak İmralı’da sonlanan yolculuğunun başlamasıdır. Bu konuşmanın yapıldığı gün itibarı ile Türkiye’nin PKK ile mücadelesinde verdiği asker ve polis şehit sayısı 5300, sivil şehit sayısı 5000, yaralı sayısı 16000’dir. Bütün bu zaman zarfında Öcalan nerededir? Suriye’de Hafız Esad ve Muhaberatın koruması altında... Askeri güç kullanımı destekli diplomasi ile sonuç almak mümkünken gücümüzü azımsayarak bunca zaman beklemenin Türkiye’ye faturasıdır bu...

Dış ve iç politika bağlantısına gelindiğinde sıklıkla tekrarlanan bir deyiş vardır. Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. Doğrudur, insanların bireysel, toplumların anonim hafızalarının unutkanlık gibi bir zayıflığı vardır. Tıpkı insanların duygusallığına karşı devletlerin duygularının olmadığı ve soğuk mantıkla davrandıkları gibi... İnsanlar unutabilirler ancak devletler asla... İnsanlar bağışlayabilirler, devletler bağışlamış gibi görünürler ama günü geldiğinde raflardan indirmek üzere arşivlerler...

İsviçre’de terör örgütü olarak kabul edilmeyen PKK’nın gösterisinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şakağına yöneltilmiş tabanca ve ‘öldür O’nu’ yazısının yer aldığı afişi Türkiye Cumhuriyeti unutursa bilelim ki benzerleri ağırlaşarak yola çıkma hazırlığına başlar. Ne var ki devlet olarak unutmamamız gerekenleri dikkate aldığımızda başka devletlerin hassasiyetlerini düşünerek onların da unutmayacakları söylem ve eylemlerden kaçınmak gerekir.

Blöfe gelindiğinde devletlerin en büyük gücü inandırıcılıkları, güvenilirlikleri, caydırıcılıkları ve bunlardan kaynaklanan saygınlıklarıdır. Sözünün eri olmak yalnızca bireyler arasındaki ilişkilerde değil devletler arasındaki ilişkilerde de üstelik çok daha önemli ve geçerlidir. Zaman, imkan ve kabiliyet üçlemesi dahilinde gerçekleştirilmesi mümkün olmayan konularda devletler adına yapılan bağlayıcı ve aceleci söylemlerin yaratacağı maliyetin bazen yaşanan krizlerden daha ağır olduğunun örnekleri iyi okunduğunda tarih sayfalarında yerini korumayı sürdürmektedir.

Her koşulda “olduğun gibi görünmek ya da göründüğün gibi olmak”, uluslararası arenada “Olmak ya da Olmamakla” eş anlamlı gibi..