Toplum gönüllüsü Betil: Türban üniversitelerde serbest olmalı

Geçmişinde sanayicilik, banka genel müdürlüğü ve kuruculuğu, kısa süreli siyaset deneyimleri olan İbrahim Betil, 1995’ten bu yana eğitim için çalışıyor.

Haberin Devamı

Son günlerde alevlenen türban tartışmalarında farklı bir noktaya dikkat çeken İbrahim Betil, “Aynı düşüncedeki erkek ya da ona zorla başını kapattıran abi eğitim alıyor, kız alamıyor. Adaletli değil. Bir öğrencinin başını kapatıyor olması onu eğitim olanaklarından yararlanmasına engel olmamalı” dedi

TÜRKİYE’de ’sivil toplum lideri’ kimliğini üzerinde en iyi taşıyan isimlerden biri İbrahim Betil. Sanayici, işadamı, bankacı ve hatta çok kısa bir süreliğine de olsa Yeni Demokrasi Hareketi (YDH) deneyimiyle eski siyasetçi olan İbrahim Betil, 1995’ten bu yana ’eğitim gönüllüsü’. Türk Eğitim Vakfı’nın uzun süre başkanlığını yapan Betil, 4 yıldır da kurucusu olduğu Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın (TOG) lideri.
Kendisiyle ilk tanışmamız YDH döneminde olmuştu. O günlerden bugüne 12 yıl geçti. Farklı ortamlarda izlediğim Betil’in ’lider’ kimliğinin gençler için örnek olduğunu düşünüyorum. Betil’in kurduğu organizasyonla 15 binin üzerinde genç; çocuklar, yaşlılar, gençler, yoksullar için proje üretiyor. Türkiye’nin her yanına ulaşıyorlar. Betil de tamamen kendi olanaklarıyla Türkiye’yi geziyor. Gençlerle masaya oturuyor, projelerinde yol göstericilik yapıyor. 1999 depreminden bu yana haftanın bir gününü, depremzedeler için açtığı Adapazarı’ndaki okulda geçiren Betil, uluslarası eğitim organizasyonu Bakalorya’nın Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Danışma Kurulu üyesi.

Öncelik kaynakla belirlenir
* Eğitimle ilgili hiç durmadan projeler üretiyorsunuz. Yeni öğretim dönemi başladı. Erzurum’da binlerce çocuk, öğretmen olmadığı için okula gidemedi, İstanbul’da bir sınıfta 80 öğrenciyle ders yılı başladı, Urfa’da kızlarını babalar okula göndermedi. Bu tablo size neler düşündürüyor?
Yıllardır yalnızca bugünkü hükümetin değil tüm hükümetlerin ortaya koyduğu stratejik tercih ortada. İster bir aileyi, ister şirketi, ister devleti yönetin, öncelikleriniz oraya ayırdığınız kaynaklarla belirlenir. ’Benim önceliğim bir ailede gıdadır’ deyip giyime para harcıyorsanız önceliğiniz gıda değildir. Türkiye’ye bakarsak, son 50 yılda öncelik eğitim değil. Öncelik savunma harcamalarında. Türkiye dünyada savunma giderlerine dolar bazında en yüksek kaynak ayıran 10’uncu ülke, eğitime kaynak ayırmada 70’lerde bir sırada.
* Son yıllarda eğitime ayrılan bütçe arttı ama bu da yetersiz kalıyor...
Evet, son yıllarda değişim var. En azından şu anda eğitime ayrılanın 2 katı ayrılmalı.
* Bu ayrılan kaynağın kullanımı ile ilgili de tartışmalar var. Öncelikler ne olmalı?
Öncelikle ayrılan kaynakla fiziki ihtiyaçlar karşılanmalı ve öğretmen maaşları artırılmalı. Devlette çalışan 600 binden fazla öğretmenin maaşını polisle, devlet hastanesinde çalışan doktorla, askerle karşılaştırın, önceliğin öğretmen olmadığını göreceksiniz. Öğretmenlerin kişisel gelişimlerine destek olmak lazım. İçinde bulunduğumuz çağ bilgi çağı. Hepimizin bilgilerini yenilemesi gerekiyor. Geçen yıl emekli olan 17 bin öğretmenden 11 bini öğretmenlikleri boyunca hiç eğitim almamış.
* Öğretmenler çocuklardan geri kalıyor diyebilir miyiz?
Bu topraklarda doğan çocukları çok zeki sanıyoruz. Diğer ülkelerle karşılaştırmak lazım. OECD ülkelerinde yıllık öğrenci başına 7 bin 500 dolar düşüyor. Bu rakam Türkiye’de yıllık bin 200 dolar. Avrupa’da ise ortalama 10 bin dolar civarında. Nasıl gelişeceğiz? Bizim çocuklarımız çok zeki, aradaki farkı kapatır diye mi düşünülüyor?
* Türkiye’de uzun bir süredir eğitim konusundaki eksikleri gidermek için çok sayıda STK özverili çalışmalar yapıyor. Geri kalmış bölgelere yardım gidiyor, bilinçlendirme çalışmaları yapılıyor, kampanyalar düzenleniyor. Ama hâlâ okula gönderilmeyen kız çocukları, okullarda eksik var...
Türkiye’nin en ciddi sorunlarından biri genel okullaşma oranları. Kızları değil erkekleri okullaştırıyoruz. Lise çağı kızların okullaşma oranı yüzde 38. Bizim yarattığımız toplumda işin rengi 14 yaşlarında değişiyor.
* Kızlar evlendiriliyor...
Evet. Aile baskısıyla evlendiriliyorlar. Kız-erkek dengesi mutlaka sağlanmalı. Çocukların özellikle de kızların okula gönderilmemesiyle ilgili farklı nedenler oluyor. Bazı aileler ’Benim çocuğumun beyni başka ideolojilerle yıkanıyor’ diyor. Kızlar bazı dini inanç ve gelenekler nedeniyle okula gönderilmiyor.
* İmam Hatip Liseleri, Meslek Liseleri ve Anadolu Liseleri’ne üniversiteye girişte katsayı uygulanıyor. Bu da tartışma konusu. Bu öğrenciler üniversiteye girişte zorlanıyor. Bu değiştirilmeli mi?
Bir sınav yapılıyorsa, bu sınavda uygun puanı alan üniversiteye girer. Bu çocuğun nereden geldiğinin ne anlamı var. Bir çocuğun inancına bakarak eğitimine engeller koymayı doğru bulmuyorum. Adaletli değil.
* Konu türbanda kilitleniyor. Üniversitelere türbanlı öğrenci alınmalı mı?
Bir gencin başını kapatıyor olması onun toplumun eğitim olanaklarından dışlanmasına neden olamamalı. Bu toplum farlılıklarla bir arada olabildiği sürece zengin, ilerici ve gelişmiş olabilir. Toplum tek tip olsun arayışında olduğumuz sürece tepkiler oluşacak. Sen Kürtsün, sen Alevisin, sen Çerkezsin, sen saf Türksün. Kanını tahlil ettim, sen Ermenisin... Bir yanda Anadolu toplumunun kökeninde böyle bir çok kültürlülük var. Ve birey hakları diye bir şey var. Bana inancını dayatmadığı sürece herkese saygılıyım. Herkes eğitim almalı.
Tartışmalardan utanıyorum
* Kız öğrencilerin türbanla eğitime alınmaması bir ayrımcılığa da yol açıyor. O kız öğrenciyle aynı görüşteki erkek eğitim olanaklarından yararlanıyor.
Belki kız kardeşinin başını zorla örttüren abi okuyor, kız okuyamıyor. Türkiye’nin geleceğiyle ilgili tartışmaların türban meselesine odaklanmış olmasından utanç duyuyorum. Türk-Kürt meselesi için de aynı şeyi düşünüyorum. Ben bu konuların kasıtlı olarak gündemde tutulduğunu düşünüyorum.
* Hep kaos olsun mu isteniyor?
Bir korku imparatorluğu yaratılıyor. Geçenlerde Atlanta Havaalanı’nda oyalanıyorum. CNN Int’de sürekli yayın kesiliyor, soygun, terör, kaza... Sürekli feci haberler veriliyor. Burada bir mesaj var; ’Ey seyahat eden vatandaş kork.’ Uçağa binerken arama yapılıyor, uçaktan indikten sonra arama yapılıyor, bu nasıl açıklanır? Gelişmiş olduğunu iddia eden ülkelerin yanlışlarını görelim.

Ruhumu denize girerek değil, başka insanları dinleyerek dinlendiriyorum

* Sanayicilik, bankacılık, STK. Hepsinde lider kişiliğiniz ön planda. Hangisi zor?
STK’larda yönetici olmak zor. Binlerce gönüllü var. Talimatla iş olmuyor, motive etmeniz gerekiyor. Kaynak sorunu var. Hiyerarşi yok. Ben şimdilerde kendini başarılı olarak tanımlayan iş dünyasındaki dostlarıma, ’Koltuğa bakma, kalk bir sivil toplum kuruluşuna gel’ diyorum. Terfi ve para yok STK’da. Durum çok farklı.
* Siz kendinizi yönetici olarak STK’da nasıl görüyorsunuz?
Daha heyecanlı ve verimliyim. Gençlerleyim. Bu çok güzel.
* Siz yıllardır hiç değişmediniz. Bu, bütün gün gençlerle birlikte olmanızla ilgili mi? Yaşlanmıyorsunuz...
İnsanlar insanı yeniliyor. Bununla ilgili.
* Siz nasıl dinleniyorsunuz?
Denize girerek ve güneşlenerek değil... Ruhum başka insanları dinleyerek dinleniyor.
* Size yardım etme ve toplum için çalışma virüsü nasıl yerleşti?
14 yaşında bir fotoğrafım var. Okulda dayanışma için yapılan inşaata yardım ediyorum. Sanırım o yıllardan kaldı.

Sonunda yardım toplarken dilenmemeyi öğrendim
* Sizle Türk Eğitim Gönüllüleri’nde olduğunuz dönemde yaptığım röportajda, ’dileniyorum’ demiştiniz. Yardım toplamanın zorluklarını anlatmıştınız... Hâlâ öyle mi?
Artık dilenmiyorum. Dilenciliğin sürmemesi için çok şey öğrendim. Şeffaf olduğunuzda, aldığınız yardımları nerelerde kullandığınızın hesabını verince o insanlar yine size vermek istiyor. İnsanlar bizimle proje yapıyor, sonucu görüyor. Ayrıca biz vakıf olarak da farklıyız. Vakıflar aldıkları yardımda 100 liranın 33 lirasını vakıfları için kullanabilirler. Genelde vakfın giderleri için kullanılır. Biz bu rakamı 7’ye indirdik. Gönüllülerimiz otobüsle gidilecek yerlere otobüsle gidiyor. Ben uçak seyahatlerimi kendim karşılıyorum.

15 bin toplum gönüllüsü ön yargılarını yıkmaya geliyor
* Toplum Gönüllüsü kaç genç var?
Sayıca kaç genç olmasından daha çok projelere bakıyorum ben. 71 ilde 287 proje yaptılar 2007 yılının ilk 6 ayında. 130 bin insan bu projelerden yararlandı. 15 binden fazla genç katılmış bu projelere. Toplum gönüllüleri gençliğin güçlendirilmesi projesi.
* Farklılığa saygılıyız diyorsunuz...
Bizim için, kökeni, başı açık-kapalı olması fark etmez. Aramızda ulusalcı, liberal, tutucu farklı kökenden insanlar var. Bunlar bir masaya oturup tartışmıyor o masayı birlikte kaldırıyorlar.
Biz biliyoruz, baskıyla bir yere gelinmiyor. Baskıyla ancak sorunlar erteleniyor. Bir genç geçenlerde, ’Ben buraya ön yargılarımı yıkmak için geldim’ dedi. Kaçımız önyargılarımızın üzerine gidiyoruz?

Formatlanmış devlet duruşu zor değişir
* Müfredatı değiştirmek için ataklar oluyor ama ideolojik tartışmalar devreye giriyor. STK’lar ve MEB ortak çalışsa sizce yararlı olur mu, sonuç alınır mı?
10 yıl önce Türk Eğitim Vakfı’nda akademisyenlerle oturup ciddi kitaplar yazdık. Gidip hükümete sunduk. 6 ay bekledi. 6 ay sonunda ’Ne oldu?’ diye sordum. 3’üncü sayfada olması gereken bir bayrak, mavi gökyüzü ve istiklal marşı var. Yetkili dedi ki, ’bayrağın ipi bir milim kısa çıkmış fotoğrafta, o yüzden onaylanmadı kitaplar’. ’6 ayda buna mı takıldınız?’ dedim. 10 yıl önce de değişikliğe böylesine kapalıydı iktidar. O zaman mesele siyasi iktidarlarda değil. Devletin formatlanmış bir duruşu var. Bu da çok zor değişiyor.

Herkese eşit olunca eşitsizlik yaparsınız
* Hükümet öğrencilere bedelsiz dağıtıyor kitapları. Maddi sorunlar nedeniyle okula gönderilmeyen çocuklar için bunu fırsat olarak görüyor musunuz?
Olumlu gelişme ancak eğer eşitlikten söz ediliyorsa verme olanağı olan insanlardan okullara katkı alınmalı. Herkese eşit olduğunuz zaman eşitsizlik yapıyorsunuz. Mahallelerde denetim mekanizmaları kurulmalı. Paraların bir kısmı okula gelsin. Maddi sorunlar okullaşmaya engel. Ama bunu para verip düzeltemeyiz.

Yale Üniversitesi
TOG’u örnek aldı


* Toplum Gönüllüleri projeniz yurtdışından da ilgi görüyor mu?
Amerika’daki Yale Üniversitesi, Bangladeş’teki bir üniversite ve Fas’ta 3 üniversite toplum gönüllüleri konseptini aldı. Gönüllü gençlerle toplum projeleri üretiyorlar onlar da. Bu bizi çok mutlu ediyor. Ben aramızdaki gençlerin ileride Türkiye’de çok önemli işler başaracaklarını düşünüyorum. Henüz yolun başındalar.

EN ZOR GÜNÜM
Bankamı bıraktığım gün
Bank Ekspress’i bırakmaya karar verdiğim gün zordu. 1994 yılında kriz olmuştu. İnsanın büyük emekler harcadığı yerden kopması güç oluyor. Kurucusu ve ortağı olduğum bankayı bir gruba devrederken yaşadıklarım çok zordu.

DİĞER YENİ YAZILAR