Gazetevatan.com » Yazarlar » Türk filmlerinin tadı Alman radyosunda

Türk filmlerinin tadı Alman radyosunda

09 Temmuz 2017 Pazar


İtalyan arkadaşım Giacomo, Berlin’de kurduğu Cashmere Radio’yu anlatırken, Türkler için de çok özel bir proje yayınladıklarından bahsediyor. Radyoda Türkçe olan tek program ‘Filmin Tadı’. Programda reklam ve belgesel çalışmaları yapan Kerem Soyyılmaz ile Bilgi Üniversite’si Sosyoloji bölümünde akademisyenlik yapmış olan Sezai Ozan Zeybek, Türk filmlerindeki yemek, müzik ve şehirleşmeyi konuşuyor. İlk bölümde Çöpçüler Kralı’ndaki margarin, ekmek ve konserve üzerine müthiş detayları dile getirmişler, ikinci ise yolda. Berlin’den yola çıkan sinemamızı başka bir açıdan irdeleyen ‘Filmin Tadı’nı Kerem’den dinledik.

Casmehere radyo ile yollarınız nasıl kesişti?

Cashmere Radio ile kader bizi bir araya getirdi sanırım. Kopenhag’daydım ve konuğum olmasını istediğim sosyolog Ozan Zeybek’ten olumlu cevap aldığım için çok sevinmiştim. Ancak Ozan İstanbul’da değil, bir araştırma için Berlin’de olduğunu söylüyordu. Ya Berlin’e gidecektim ya da yaz sonuna kadar bekleyecektim. Derhal Berlin’e gitmeye karar verdim ve programı kaydetmek için mümkünse ücretsiz bir stüdyo aramaya başladım. Berlin’de yaşayan Cassandra Mehlhorn isimli arkadaşıma ulaşıp yardım istedim. Kendisi bana Cashmere Radio’dan Giacomo ile geri dönüş yaptı. Konuyu anlatıp çalışmalarımı paylaşınca Giacomo her ay bir bölüm yapmamı istediğini söyledi. Bir anda programımız kendi radyosunu da bulmuş oldu. Cashmere deneysellik ve ortak çalışmayı çok seven bir oluşum.

Programın ana fikri nasıl ortaya çıktı?

Eskiden beri film izlerken insanların yedikleri ve içtiklerine takılıp sahneyi kaçırdığım oluyordu. Mesela Neşeli Günler’deki turşu dükkanı ve turşu etrafında dönen tüm sohbetlerden aşırı zevk alıyordum. Adile Naşit’i turşu hazırlarken görmek beni köydeki anneannemin evine götürüyor ve çocukluğumun lezzetlerini hatırlatıyordu. Sanırım filmlerin bilinçaltımıza dokunmasında yemek sahnelerinin etkisi büyük. Kendim de film yönetmeni olduğum için bir sahnedeki elementlerin kazayla orada olamayacağını iyi biliyorum. Bu nedenle filmde gördüğümüz yemeklerin bize neler söylediğini konuşmayı denemek istedim. İlk etapta küçük videolar yapmayı düşünüyordum ama sevgili dostum Metehan Korkmazel’in önerisiyle radyo programına karar verdim.

70’lerdeki margarin ve ekmek birleşimi 

Türk sinemasında yemek ve müzik birleşimini nasıl tarif edersin?

Filmleri seçerken ilk baktığım şey yemek ve sosyal hayat, ikinci baktığım ise mutlaka müzikler. Dinleyiciye çalabileceğim şekilde müzikleri olan filmleri tercih ediyorum. Bence Türk sinemasında çoğunlukla ikisi de yönetmenin çok fazla üzerinde düşünmeden tercih ettiği şeyler. Bu çok düşünmeden yapılan tercihlerin bize daha gerçek bilgiler verdiğini düşünüyorum. Yani masadaki yemek hem günün gerçekliğini veriyor, hem de yönetmenin resmettiği sınıfsallığı görmemizi sağlıyor. Margarin seven çöpçü hem orta sınıf bir yönetmen olan Zeki Ökten’in yine orta sınıfa yaptığı filmin bir gerçekliği ama aynı zamanda 1977’deki margarin çılgınlığını resmeden bir gözlem. Özellikle eski Türk sinemasında filme özel müzik tasarımı her zaman biraz lüks olarak algılandığı için birçok filmde aynı müzikleri duyuyoruz.

Özellikle altını çizmek istediğin konular neler oluyor?

Benim öncelikli derdim sağlıklı ve ekolojik beslenme. Ek olarak geçmişteki yeme alışkanlıklarımızın zaman içindeki değişimi ve bugünkü üretim ve tüketim alışkanlıklarımızın altını çizmeye çalışıyorum.

Mesela ilk programınız olan Kapıcılar Kralı filminde ekmek, müzik ve şehirleşmeye dair çok güzel anekdotlar veriyordunuz. Karşınızda bu konuda ciddi bir döküman söz konusu mu?

Çöpçüler Kralı havası, rengi ve müziğiyle unutulmaz bir film. Aslında benim programı yapma amacım dinleyici ile beraber bir konuyu keşfediyor olmak. Bu nedenle derin bir araştırma yapıp her şeyi izleyiciye anlatmaktansa, kendim de bilmediğim soruların cevabını gerek bir sosyolog gerek bir araştırmacıdan duymayı tercih ediyorum. Böylelikle dinleyici açısından daha kolay takip edileceğini ve eğlenceli olacağını düşünüyorum. Ozan Zeybek’in varlığı programa çok güzel bir derinlik katıyor. Kendisi ekmek, müzik ve kentleşmeyi bir arada konuşabilen biri ve benim için bunları ondan bire bir öğreniyor olmak büyük şans.

Artık müzik tasarlanarak yer alıyor

Berlin çok kültürlülüğün en belirgin şekilde hissedilen yerlerden. Keza göç etmiş Türklerin yanı sıra yeni nesil Türk genci de Berlin’de çok fazla iş yapıyor. Kültürel anlamda şehirdeki diğer gençler ile nasıl bir etkileşim sağlanıyor?

Sana katılıyorum, özellikle son birkaç yılda Türkiye’de sanat ve tasarım üzerine çalışırken Berlin’e taşınan insanlar var. Şehrin en öne çıkan özelliği, bambaşka yerlerden gelmiş birçok insanın bir arada ve birbirlerine saygı göstererek yaşıyor olması. Berlin’deki dünya mutfağından öte, Türk mutfağı da bence ilginç bir konu. İstanbul’da yok olmakta olan esnaf lokantası estetiği ve lezzetini Kreuzbeg’de yakalıyor olmak ilginç. Mesela Kottbusser Damm’daki İmren Lokantası’nda çocukluğumuzun esnaf lokantalarına gidebiliyoruz.

Yabancı dilde de bu programları devam ettirmek ister misiniz?

İlk bölüm sonrasıda Cashmere Radio, İngilizce devam etmemizi istediğini söyledi. Ancak emin olamıyorum çünkü Türkiye’de dinlenmesini istiyorum. Avrupa’da podcast ciddi şekilde dinleniyor ve Türkiye ile ilgili objektif değerlendirmeler çok ilgi çekiyor. İkinci bölümü Temmuz sonunda yayınlayacağız, filmimiz Yusuf ile Kenan olacak. Bu sefer Cihangir’de biraz aşağı, Tophane’ye iniyoruz ve yine kültürümüzü konuşuyoruz.

Türk müziğinin o günden bugüne filmlerdeki evrimi nasıl?

Eskiden filmleri biraz “izlence” mantığıyla yapıyorduk ancak bugün hikaye anlatımı denen şeyi dert etmeye başladığımızı gözlemliyorum. Bu da ses ve müziğin tek tek düşünülüp tasarlanması gerektiği anlamına geliyor. Hatta bu da farklı sanatçıların bir araya gelip bir filmi hep beraber oluşturmaları anlamına geliyor ki sinemanın en sevdiğim özelliği bu.

‘Filmin Tadı’nı Cashmere Radio’nun internet sitesi dışında iTunes ve Soundcloud’da da bulabilirsiniz.’

Filmlerin doğal seti Beyoğlu

Türk filmleri, yemek ve müzik ilişkisi yanı sıra geçtiği mekanları ile de hafımıza kazınmıştır. Geçtiğimiz hafta Google Photos’un özel bir projesine dahil oldum. Gazeteci Nilay Örnek rehberliğinde Beyoğlu sokaklarında geçen film mekanlarının şimdiki hallerini gördük. Örnek’in ince çalışması ile anılarımızda yer edinmiş sahnelerin sokaklarında bizler de yürüdük.

Beyoğlu doğal bir film seti gibi... Şimdinin Türkiye’sini de en iyi anlatan yer hiç şüphesiz yine Beyoğlu. Google Photos uygulamasının pratikliğini göstermek için -bence bundan sonra da yapılması gereken- özel bir tur düzenliyor; “Filmlerdeki Beyoğlu”. Eski halleri Google Photos arşivimizde, yeni halleri ise tam da karşımızda. Nilay Örnek filmleri seçerken ne kadar zorlandığını çünkü burada çok fazla film çekildiğini ve hafızamızda en belirgin olanları göstermek istediğini söylüyor. Buluşma noktamız ise Pera Palas Hotel... Türk sineması kadar birçok yabancı filme de ev sahipliği yapmış bir mekandayız. Banker Bilo’nun o ünlü asansör sahnesinin çekildiği noktada filmi ilk izlediğim anı düşünürken buluyorum kendimi. Ardından bir dönemin ilişkilerine parmak basan Issız Adam’ın Asmalımescit’te çekildiği Antiocha’dan içeri giriyoruz. Restoran hiçbir değişime uğramadan önümüzde duruyor. Ardından Galata’daki Doğan Apartmanı... Tabii ki içeriye giremiyoruz, o ünlü avluyu görmek apartmanda oturanlara özel sadece. Hemen sonra yokuş yukarı yürüyoruz ve Cihangir’deyiz. Neşeli Günler’de geçen ve aslında Samatya’da olduğunu sandığım o turşucu tam da Cihangir’de hep geçtiğim sokağın yanından beliriveriyor. Sokaklarını arşınladığım bu şehrin beni hala şaşırtıyor olması iyi hissettiriyor. Tur devam ederken bana ayrılan süre dolduğu için Eşkıya’daki gibi İstiklal Caddesi’nin kalabalığına karışıyorum. Öğle saati kalabalığı içinde The Marmara Otel’in önüne arabama doğru koşuyorum. “Beyoğlu bitti” geyikleri kafamda çınlanıyor. Gülümsüyorum, yine kalabalığa bakarak. Çünkü sokaklar ne kadar değişse de filmler ve anılarımız hafızamızda kaldıkça Beyoğlu da bitmeyecek diye yine içimden haykırıyorum...

Mekan ve film rehberi

Pera Palas Hotel- Salak Milyoner, Banker Bilo

Antiocha-Issız Adam

Helvetia-İstanbul Kırmızısı, Hayallerim Aşkım ve Sen

Tünel Geçidi-Hayallerim Aşkım ve Sen

Doğan Apartmanı-Muhsin Bey

İstiklal Caddesi-Eşkıya

Santa Maria Draperis Kilisesi-Hayallerim Aşkım ve Sen

Ara Kafe-Organize İşler

Asri Turşucu-Neşeli Günler

Güneşli Sokak-Kapıcılar Kıralı, Çöpçüler Kıralı

Cihangir Parkı-Şen Dul Şaban

Fransa Başkonsolosluğu-Salak Milyoner

Taksim Meydanı-Eşkıya, Salak Milyoner, Neşeli Günler, Üç Arkadaş

Atatürk Kültür Merkezi-Turist Ömer

Taksim Gezi Parkı Merdivenleri-Salak Milyoner, Neşeli Günler, Üç Arkadaş

The Marmara-Eşkıya