Gazetevatan.com » Yazarlar » Perdede şiir!

Perdede şiir!

21 Mart 2017 Salı


Sinema tarihinin başyapıtlarını ve kült filmlerini beyazperdede izleme fırsatı sunacak 36. İstanbul Film Festivali 5-15 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek. Festivalin bu yıl sinema dünyasının en iyilerini, yol gösterenlerini ve köşe taşlarını sinema tutkunlarıyla buluşturacak yeni bir bölümü var: “Cinemania”. Senaryosu Yılmaz Güney’e ait Şerif Gören’in çektiği “Yol”, Francis Ford Coppola imzalı mafya klasiği “Baba”, George Orwell’in klasik romanından beyazperdeye uyarlanan “1984” bu seçkide yer alacak filmlerden sadece birkaçı...

16 dakikalık şölen

Ancak ben seçkide yer alacak başka bir eserden ve onun yaratıcısından söz etmek istiyorum... Filmlerinin zihnimizde, kalbimizde, lezzetli bir tat bıraktığı İranlı yönetmen Abbas Kiarostami’den... Akira Kurosawa’nın “Sözcükler onunla ilgili duygularımı anlatmaya yetmez. Satyajit Ray’in ölümü beni epey kederlendirmişti. Ancak Kiarostami’nin filmlerini gördükten sonra, bize onun yerini dolduracak doğru insanı gönderdiği için Tanrı’ya şükrettim.”, Martin Scorsese’nin “Kiarostami, sinemadaki en üst düzey sanatsal yeteneği temsil ediyor.”, Jean-Luc Godard’ın “Sinema D.W. Griffith ile başlar Abbas Kiarostami ile biter.” dediği bu usta isim maalesefki geçen yıl aramızdan ayrıldı. Fakat gitmeden önce de, sevenlerine son görsel şiirini bırakmayı da ihmal etmedi. Şöyle ki, İstanbul Film Festivali’nin “Cinemania” bölümünde yayınlanacak 16 dakikalık kısa filmi “Take Me Home”la bizlere hoş bir veda etmiş olacak. İzleyici festivalde aynı zamanda Kiarostami’nin sıkı dostu fotoğraf sanatçısı ve aynı zamanda ressam olan Seyfullah Samadian’ın “76 Minutes and 15 Seconds with Abbas Kiarostami” isimli şiirsel belgeselini de izleme şansı yakalayacak. Belgesel, usta sinemacının bu alemde yaşadığı süreyi simgeliyor...

O bir şair!

Bu arada fotoğraf demişken, Kiarostami on parmakta on marifet insanlardan... Şair, fotoğrafçı, grafik tasarımcı, senarist, yapımcı, yönetmen vs... Tek bir fotoğrafın bir filmin sebebi olabileceğini, sinemanın başladığı yerin tam da orası, tek bir fotoğraf olduğunu söyleyen ustanın fotoğrafları da şiirsel... Ayrıca, “Rüzgârla Yoldaş” isimli bir kitapta türkçeye kazandırılmış şiirlerine de göz atmanızı tavsiye ederim.

Gelelim Kiarostami filmlerine... Belgesel tarzı hikâye anlatımına sahip Kiarostami’nin en önemli filmleri arasında Köker Üçlemesi (Deprem Üçlemesi) yer alıyor. Serinin ilk filmi “Arkadaşımın Evi Nerede?” yönetmenin 1987 yılında çekilen ilk minimal filmi. Diğer iki film ise, 1991 yapımı “Ve Yaşam Sürüyor” ile 1994 yapımı “Zeytin Ağaçları Altında”. “Arkadaşımın Evi Nerede?” de, arkadaşına defterini vermek için onun evini arayan Ahmed’in, çocuk gözünden naif mücadelesini ekrana yansıtırken, ikinci film “Ve Yaşam Sürüyor” bir baba ve oğlunu merkeze oturtuyor. Arkadaşımın Evi Nerede filmindeki iki küçük çocuğu bulmak için yaptıkları yolculuğa eşlik ederken, deprem sonrası hayata tutunuşun en acı ve en yumuşak diline tanık oluyoruz filmde. “Zeytin Ağaçları Altında” ise ikinci filmden kısa bir sahne üzerinden gelişiyor...

Hepsi ayrı bir tat!

1997 yapımı “Kirazın Tadı” Kiarostami’nin iddialı filmlerinden biri. Öyle ki yönetmen bu filmi Cioran’ın “Eğer intihar olasılığı diye bişey olmasaydı, şimdiye kadar kendimi çoktan öldürmüştüm.” sözü üzerine çekmiş. İntihar öncesi bir adamın ruh halini işleyen filmin kahramanı Bedii mezarını örtecek birini bulmak için yolculuğa çıkıyor. Adını İranlı şair Fürüğ Ferruhzad’ın aynı isimli şiirinden alan “Rüzgar Bizi Sürükleyecek” 1999 yapımı bir film... İsmini şiirden alan bir filmin elbette içi de şiir barındırıyor. Belgesel çekmek için köyün en yaşlı kadının ölümünü bekleyen insanlar üzerinden, Kiarostami yine ölümü sorguluyor...

Gerçek bir öykü!

Yönetmenin izlenmesi gereken bir diğer filmi ise “Yakın Plan” 1990’da çekilen film Hüseyin Sabzian’ın gerçek öyküsüne dayanan yarı belgesel niteliğinde. Gerçekdışı gibi görünen bu öyküde, Sabzian ailesini geçindirmekte güçlük çeken fakir bir adamken, zengin bir ailenin onu yönetmen sanıp hürmet gösteriyor. Ancak oyunun sonunda dolandırıcı damgasıyla hapse düşüyor Sabzian...

Yönetmenin dili Farsça olmayan ilk filmi olma özelliğini taşıyan Fransızca olarak çekilen “Aslı Gibidir” ise oyuncu kadrosuyla da dikkat çekiyor. 2010 yapımı filmde, Fransız oyuncu Juliette Binoche ve William Shimel yer alıyor. Binoche’un film boyunca giydiği elbisesi nedeniyle İran’da yasaklanan yapım yazdığı öykü kitabının tanıtımı için İtalya’ya gelen bir yazarla Floransa civarındaki bir sanat galerisinin sahibi olan Elle’in ilişkisini ekrana yansıtıyor...

Kiarostami’nin izlenesi filmleri elbette bunlarla sınırlı değil... Festivalde son görsel şiirini izlemekle kalmayıp, “Her filmim bir tek filmin bir parçası” diyen usta yönetmenin, basit diliyle, yormadan izleyiciyi etkisi altına alan yapımlarına da mutlaka bir göz atın...