Gazetevatan.com » Yazarlar » Marilyn Monroe bugün güzel bulunmaz mıydı?

Marilyn Monroe bugün güzel bulunmaz mıydı?

22 Nisan 2018 Pazar


60 yılda güzel bulunan kadın figürü değişti. Doğurganlık için önemli görülen geniş kalçaların yerini ince beller, ardından anoreksik vücutlar aldı. Dünya ayağa kalkmışken, popüler kültür kocaman popoları dayattı. İşte bir uçtan diğerine savrulan kadın bedeninin hikayesi.
 
Kadınlar ideal vücuda sahip olma konusunda da çok çekti. Rönesans tablolarında şaheser olarak resmedilen kadınlara şişman diye burun kıvırdık. Marilyn Monroe’nun 91-61-86 santimetrelik vücut ölçülerine özendik, sonra Kate Moss gibi 34 beden kot pantolonlara sığmak istedik. Yani moda denen ‘üst akıl’ bizim güzellik konusundaki alıcılarımızla oynayıp durdu. Şimdi kendimizle barışma zamanı. Aslında ‘ideal vücut’ tamamen bir algı. Tarihte kısa bir yolculuk, kadın bedenine dair düşüncelerin değişken olduğunu gösteriyor. 
 
Antik çağda kadın balıketi, geniş kalçalıydı
 
Eskiden ‘ideal’ vücuda sahip olmak daha kolaydı. Milattan önceki döneme ait tanrıça heykellerinin dolgun bacakları, göbekleri ve kolay doğum yapabilmeleri için önem taşıyan geniş kalçaları vardı. Güzelliğin ve aşkın tanrıçası Afrodit bile balıketiydi. 15-16’ncı yüzyılda Rönesans’ta yapılan tablolarda ayva göbekli, basenli, kalçalı kadınlar dikkat çekti. Kıvrımlı olmak öyle bir takıntı haline geldi ki kadınlar daha fazla ‘kavis’ uğruna korseye girmeyi bile göze aldı. 
 
Yeme bozuklukları salgın gibi yayıldı
 
1920’lerde incecik kadınlar arzulanır oldu. Kıvrımlar artık makbul değildi. Medya da bu görüntüyü ‘yüceltti’.  ABD’de Sex Roles dergisindeki araştırmaya göre 1901’den 1925’e kadar dergilerdeki kadın fotoğraflarının göğüs ve bel oranları yüzde 60 küçüldü. Kadınlarda yeme bozuklukları salgın gibi yayıldı. Herkes daha ince olmaya çalışıyordu. Birinci Dünya Savaşı sonrası kaynaklar azdı ve ince olmak için çabalayan kadın birçok kişinin işine geliyordu.
 
Tüketen kadın Marilyn’i idolleştirdi
 
1940’lara doğru durum bir kez daha değişti. Sex Roles’un aynı araştırmasına göre dergilerdeki kadınların vücut oranları bu kez üçte bir oranında genişledi. Çünkü artık ekonomiler toparlamış, tüketen kadın gerekli olmaya başlamıştı. Marilyn Monroe’nun seks idolü olarak ortaya çıkması bu döneme denk geldi. “Daha çok kıvrım” diye bağırıyordu herkes. 1945’te sona eren 2. Dünya Savaşı sonrası erkek nüfusu azaldı, kadınlar ekonomik hayatın içine girdi ve kendi ayakları üzerinde durmaya başladı. Değişim ekonomik şartlar yüzünden değil kendi istekleriyle olabilirdi sadece. 1950’lerle dengeleri değiştiren yeni adımlar geldi. Modacı Givenchy ve Audrey Hepburn ikilisi çıktı karşımıza. Onun tasarımlarını giyen Hepburn sayesinde kadın korseden kurtuldu, pantolon giymeye başladı ve zarafetle özdeşleşti. 1953’te ise Playboy dergisi yayın hayatına başladı. Art arda yayınlanan kapaklarla seksapalitenin anlamı bir kez daha değişti. Kadınlar tekrar incelmeye başladı.
 
Feminizm korseyi attı, medya diyeti getirdi
 
Tekrar ince kadın ‘moda’ olunca bu kez Marilyn Monroe’nun yerini Twiggy gibi incecik, memesiz, poposuz modeller aldı. Yıllardır korseyle dolaşan, seksi olduğu için duvarlara posterleri asılan kadınlara bir nevi tepkiydi bu. Çünkü ekonomik olarak iyiden iyiye güçlenen kadın tam da o dönemde dünyada kadın haklarında 2. dalgayı başlatmıştı. 1960’da ABD’de doğum kontrol hapı ilk kez onaylandı. 1966’da ABD’deki en büyük feminist yapılanma olan Ulusal Kadın Örgütü (NOW) kuruldu. Yani kadın aslında bu dönemde ‘özgürleşti’. Ama zamanla yine medya ve onun dayattığı ideal kadın vücudu baskısı kazandı. Tek fark korsenin yerini diyet ve egzersiz almıştı. Şık olmak isteyen kadının vücudu da buna uygun olmalıydı. 1970’lere gelindiğinde anoreksia nevroza vakaları bir kez daha zıplamaya başladı.
 
Obezite korkusu sıfır bedene taptırdı
 
1980’ler ve 90’lar bol spor, diyetle geçti. İnce ama aynı zamanda sağlıklı, güçlü ve atletik vücutlar ön plandaydı. Podyumda Cindy Crawford ve Naomi Campbell’in dönemiydi. Dünya Sağlık Örgütü bu dönemde ilk kez obezite tehlikesine dikkat çekmeye başladı. 1990’larda dünya genelinde 200 milyon obez vardı. 2000’e gelindiğinde rakam 300 milyona çıkacaktı. Bir şeyler yapılmalıydı. Ve yine çare için gözler moda dünyasına döndü. 90’ların ortalarına doğru bu kez Kate Moss sahneye çıktı. İncecik vücudu, darmadağınık duruşuyla seksapalitenin anlamını bir kez daha yerle bir etti. Herkes sıfır beden olmak istiyordu. 
 
5 yaşındaki çocuk bile vücudunu önemsedi
 
2000’lerde kadınların kendine güveni azaldı. ABD’de yapılan araştırmalarda 5-6 yaşındaki çocukların üçte biri, ideal vücut ölçülerinin kendilerininkinden az olduğuna inanıyordu. 7 yaşındakilerin dörtte biri kendi istekleri, aile veya doktor önerisiyle diyet yapıyordu. 12 yaş altındakilerin yeme bozukluğu nedeniyle hastaneye kaldırılma oranı 1999-2006 arasında yüzde 119 artmıştı. 
 
Kardashian’larla tekrar kıvrımlı vücudu sevdik
 
Hata 10 yılda fark edildi. 2010’larda Barbie bebeklerin vücutları değiştirildi ve kilo aldı. Ancak sosyal medya kontrolsüz  güçtü. Her dört gençten biri sosyal medyada gördüğü fotoğraflar yüzünden vücudu hakkında strese giriyordu. Bunun üzerine birçok marka “Vücudumu seviyorum” kampanyalarına başladı. Podyumlar her renkten, ırktan, kilodan mankenlerle süslendi. Yetmedi... Bu kez umut ABD’de 2007’de başlayan “Keeping Up With the Kardashians” reality showuydu. Kardashian kardeşler sınırı aştı, kadınlar büyük popo ve memelerle, kıvrımlarla barışsın diye yüceltildi. Güzel kadın algımız bilinçli olarak değişti.