Cumhurbaşkanı Erdoğan: S-400 konusunda geri adım atmak söz konusu değil

AA |  18 Mayıs 2019 Cumartesi - 22:25 | Son Güncelleme : 19 05 2019 - 2:09

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Ofisi'nde gençlerle bir araya geldi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, S-400 konusunda geri adım atmak gibi bir şeyin kesinlikle söz konusu olmadığını vurgulayarak 'O iş bitti.' dedi.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul  Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerine ilişkin, "Büyükçekmece'ye, Maltepe'ye  itiraz oldu. Oralarla ilgili itirazlar reddedildi. Reddedildiği için de bizler  kalkıp, 'Niye reddedildi? Burada çete var' demedik ya, 'Başımız gözümüz üstüne'  dedik, kabul ettik. Ama şimdi büyükşehirle ilgili olan da nedense çok çirkin,  hakikaten siyaseti kirleten bu tür ifadeler bizleri ciddi manada üzmüştür. Ama  ben inanıyorum ki benim milletim, İstanbullu hemşehrilerim bunun gereğini de  seçimlerde sandıkta yapacaktır." dedi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu'nda gençlerle  iftarda bir araya geldi. Erdoğan, iftar sonrasında gençlerle söyleşi  gerçekleştirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 19 Mayıs'ta gençlerle Samsun'da bir araya  geleceklerini belirterek, siyasi parti liderlerini de Samsun'a davet ettiğini  hatırlattı.

Erdoğan, Samsun'daki kutlamalarda vatandaşlara hitap edeceğini ifade  ederken, "Samsun'a çıkışın 100. yıl etkinliklerini bu yıl çok farklı bir şekilde  kutlamanın inşallah bahtiyarlığı içerisinde olacağız. Bununla birlikte de bir  mesajı vermenin gayreti içerisindeyiz. 2023'ü de biliyorsunuz Cumhuriyetimizin  kuruluşunun 100. yıl dönümü olarak kutlayacağız. Bu 100. yıl Samsun'a inşallah  çıkış, 2023'ün Cumhuriyetimizin kuruluşu. Bunlarla beraber bu süreci çok etkin,  çok aktif bir şekilde siz gençlerle beraber geçirmenin gayreti içerisinde  olacağız." diye konuştu.

Söyleşinin yapıldığı salonun önemine vurgu yapan Erdoğan, şöyle devam  etti:

"Bu salon çok anlamlı bir salon. Bu salonda geçmişte büyüklerimiz,  Osmanlı, onlar senede iki kez falan uluslararası çok büyük toplantıları  yaparlarmış. Ben de bu göreve geldikten sonra, başbakanlığım ve cumhurbaşkanlığım  dönemimde yine uluslararası bazı müstesna toplantıları bu salonda yapıyorum. Bu  salonun adı Muayede Salonu. Her toplantıya da açık değil ama görüldüğü gibi çok  farklı bir özelliğe sahip. Ve tabii 1856 buranın açılış yılı. O günden bugüne  Dolmabahçe Sarayı'nda demek ki 163 yıl geride kaldı. Ve şimdi 163'üncü  yılındayız. Görüldüğü gibi bütün işçilikleriyle, yaptığımız restorasyon  çalışmalarıyla burayı ayakta tutmanın gayreti içerisindeyiz ve şu anda burası 2  bin metrekare, böyle bir büyük alana sahip. Avize 4,5 ton ağırlığında bir avize.  Üzerinde de 2 milyon adet kristal taş var."

Sarayların Cumhurbaşkanlığına bağlandığına değinen Erdoğan,  "Cumhurbaşkanlığı olarak da burayı çok hassas bir şekilde korumanın gayreti  içerisindeyiz. Sarayların hepsi milletimizin en önemli mal varlığıdır.  Dolayısıyla buraları bizim çok iyi korumamız lazım ama gençlerimizin de buraları  gelip görmeleri, gezmeleri lazım. İstanbul'da sadece Topkapı Sarayı değil, bunun  dışında da birçok saraylarımızın bütün renovasyonlarını, restorasyonlarını  yapıyoruz. Nitekim Yıldız Sarayı hakeza öyle, Beylerbeyi aynı şekilde... Bunların  hepsinin bakımlarını vesairelerini yapmak suretiyle gençliğe açmak  kararlılığındayız. Bu zenginliklerimizin gençlerimiz tarafından bilinmesi lazım."  dedi.

"Ben çok daha iyi olacak diyorum"

Buluşmada gençlerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, 23 Haziran'da  yapılacak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerine ilişkin konuştu.

Seçimin İstanbul için çok çok önemli olduğuna işaret eden Erdoğan,  şunları söyledi:

"İstanbul dünyada müstesna bir kent. Sıradan bir yer değil. 94'de  buraya İstanbul halkı beni belediye başkanı olarak seçti. Ve buradaki 4,5 yıl  belediye başkanlığımdan sonra malum yaşadığım bir hadise var. Ondan sonra 4 ay 10  gün cezaevi, sonra çıktık partimizi kurduk. 16 ay sonra iktidara geldik. İktidara  geldikten sonra da 17 yıldır iktidardayız. Gerek 11 yıl başbakanlık, arkasından  cumhurbaşkanlığı süreci ve halkımın hizmetkarı olarak bu yolda çalışmalarımızı  sürdürüyoruz. Eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, ulaşımdan enerjiye, tarıma,  bütün bu alanlarda dış politikayla ülkemizi bulunduğu yerden şöyle 3,5 kat  büyütmek suretiyle farklı bir yere taşıdık. İnşallah daha iyi olacak gayretiyle,  ben çok daha iyi olacak diyorum."

"Burada bir hırsızlık var, bir kaçak var"

Erdoğan, bir gencin, "Eğer seçimi siz kazansaydınız yine de itiraz  edecek miydiniz?" sorusunu şöyle yanıtladı:

"Her şeyden önce böyle bir netice karşısında itirazlar olabilir.  Bunlar siyasette seçime girenlerin, sandığa müracaat edenlerin en doğal hakkıdır.  Ama bu itiraz merci neredir? İlçe seçim kurullarıdır, il seçim kurullarıdır, daha  üst merci Yüksek Seçim Kurulu'dur. Siz itirazını yaparsınız. İtirazını yaptıktan  sonra nihai merci Yüksek Seçim Kurulu'dur. Yüksek Seçim Kurulu kararını verdikten  sonra da artık diyeceksiniz ki 'şeriatın kestiği parmak acımaz' ve işi  bitireceksiniz. Ama şu andaki süreç ne yazık ki böyle gitmiyor. Yani 29 binden 13  bine oy düşüyor, şimdi buradan buraya eğer oylar düşüyorsa bu ne demektir? Burada  bir hırsızlık var, bir kaçak var. 29 binden 13 bine niye düşüyor?"

"Bildiğini söyle o zaman veya ispat et"

1963 yılında seçimleri şaibe karıştığı gerekçesiyle iptal edindiğini  hatırlatan Erdoğan, "Nitekim 1963'te seçime şaibe karıştığı için seçim iptal  edildi. Onların dönemleri... Şimdi şaibe çok çok büyük ve itirazlarımız yapıldı.  Bütün delilleriyle, belgeleriyle bu itirazlar yapıldı. Bu itirazları yaptıktan  sonra Yüksek Seçim Kurulu bunun iptaline karar verdi. İptal kararı verilene kadar  CHP'nin başındakiler, Yüksek Seçim Kurulu'na methiyeler döşerken, ne zaman ki  iptal kararı verildi bu defa aman yarabbim neler söylemediler, 'çete' mi  demediler... 'Burada nelerin döndüğünü biz biliyoruz ama konuşmuyoruz.' Bildiğini  söyle o zaman veya ispat et. Müddei iddiasını ispatla mükelleftir. Sen iddianı  ispatla mükellef olduğuna göre bunu da ispat edemiyorsan o zaman kusura bakma. Şu  anda Yüksek Seçim Kurulu kararını verdi. Zannediyorum pazartesi filan da beklenen  o ki gerekçeli karar da açıklanacak. Ve gerekçeli kararın da açıklanmasıyla  birlikte, şu anda zaten süreç başlamış vaziyette. Bizler de çalışıyoruz, öbür  tarafta diğerleri de çalışıyor." değerlendirmesinde bulundu.

"İstanbullu hemşehrilerim bunun gereğini seçimlerde sandıkta  yapacaktır"

2 Haziran'da ülke genelinde bazı ilçelerde de seçim yapılacağını  aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bir de 2 Haziran seçimleri var değişik ilçelerde. Denizli'nin  Honaz'ında, Kırıkkale'nin Keskin'in de gibi... Buralarda yapılan seçimlerde de  bizim aleyhimize olanlar var, Milliyetçi Hareket Partisi'nin aleyhine olanlar  var. Kars, Iğdır, buralarda onlar böyle bu tür çirkin yaygaralar koparmadılar,  verilen karara herkes uydu. CHP'ye ne oluyor da uymuyor? Ve aynı şekilde  Büyükçekmece'ye, Maltepe'ye itiraz oldu. Oralarla ilgili itirazlar reddedildi.  Reddedildiği için de bizler kalkıp, 'Niye reddedildi? Burada çete var' demedik  ya, 'Başımız gözümüz üstüne' dedik, kabul ettik. Ama şimdi büyükşehirle ilgili  olan da nedense çok çirkin, hakikaten siyaseti kirleten bu tür ifadeler bizleri  ciddi manada üzmüştür. Ama ben inanıyorum ki benim milletim, İstanbullu  hemşehrilerim bunun gereğini de seçimlerde sandıkta yapacaktır.

Yeni askerlik sistemine ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, "Yeni  askerlik sistemiyle ilgili olarak 4 hatta 5 ana başlık var. Bunlardan bir tanesi,  Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihtiyacı; ikincisi öngörülebilir oluşu; üçüncüsü  süreklilik; dördüncüsü eğitim ve mesleki gelişim ihtiyacı; bir diğeri de eğitimli  insan gücü kaynağının etkin ve verimli kullanılması. Bir şey çok çok önemli,  bedelli askerlikle diğerleri karıştırılıyor. Bedelli askerlik noktasında yıllarca  çok ciddi birikimler, bunun dışında yurt dışında olanların 'Bizim durumumuz ne  olacak?', 'Bedellide ücretler şu şekilde ağır, bu şekilde ağır.' gibi birçok  şeyler oluyordu. Bir dönem yaptığımız değerlendirmelerde belli bir bedel koyduk.  Tabii kabul edenler oldu ve geldiler, askerliklerini o ücretten yaptılar. Daha  sonra bir düşüş söz konusu oldu ve bu düşüşle birlikte attığımız bazı adımlar  oldu." diye konuştu.

Erdoğan, son dönemde gelinen noktada ücretin bedellide ciddi manada  düşürüldüğünü dile getirerek, şu bilgileri verdi:

"Bu düşürülen ücretle de şu anda askerlik kabul görmeye başladı.  Yükümlü erbaş, erler var; yedek astsubaylık var, bir de yedek subaylık var.  Bunlar bu dönemin farklı özellikleri. Tabii yedek subaylıkta alışılmış olan süreç  devam ediyor. Ancak asıl önemli olan yedek astsubaylık ki burada istihdamda şu  anda meslek yüksek okulları da burada görev alabilecekler. Bu şimdi oraya bir  farklılık getiriyor. Aynı şekilde yükümlü erbaş, er, burada da... Hepsinde de  tabii belli bir ücret ödeniyor bu süreç içerisinde. Bütün bunlarla beraber  aslolan bizim için de gerçekten çok çok önemli olan bir süreç de şu: 5 ay kıta  diyoruz, burada belli bir harçlık kendilerine ödeniyor. 5 aydan sonra kendisi  terhis olabiliyor, bu imkan var ama bunun öncesinde 1 ay temel eğitimden geçiyor.  Yedek astsubaylıkta ise 2 ay temel sınıf eğitimi, bu da harçlıklı, ardından 10 ay  da kıta hizmeti var. Burada da yine eğer isterse terhis olur, 'Devam edeceğim.'  derse, devam etme şansı var. Devam etme kararını verirse, bu nereye götürür onu?  Bu, onu astsubaylığa götürür. Astsubay olduktan sonra bir başka imkanı daha var.  Oradan subaylığa bile geçebilir. Subaylığa geçmenin ötesinde bir imkan daha var.  Eğer gerçekten imtihanları başarıyla verirse, generalliğe kadar gidebilir. Yedek  subaylıkta da yine 2 ay temel sınıf eğitimi var. Yine harçlığı alıyor ve ardından  10 ay kıta var. 12 ay oluyor. İsterse yine terhis, isterse yedek subaylıktan  subaylığa geçebiliyor."

"Hayvanlara vahşice muamele insanı ciddi manada üzüyor"

Hayvan haklarına ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, Meclis'in bu  dönemdeki çalışmaları içerisinde hayvan haklarıyla ilgili çalışmaların belli bir  yere geldiğini belirterek, belediyelerin bu alanda yapacağı çalışmaların yanı  sıra, devletin de yasal düzenlemeyle getireceği bazı uygulamalar olacağını  bildirdi.

Erdoğan, "Bu işin iki boyutu var. Bir, hayvanlara yapılan vahşice  muamele insanı ciddi manada üzüyor. Bir de kontrolsüz olarak hayvanların  caddelerde, Allah göstermesin, çocuklarımızın üzerine saldırıp bazı yerlerde  parçaladıklarını da görüyoruz. Onun için yapılacak olan hazırlık çok hassas.  Adeta öyle bir hassasiyet göstermemiz gerekiyor ki hem bu hayvanların  sahiplerinin kontrolünü artırması lazım, 'Bırakalım salıverelim ne yaparsa  yapsın.' olmaz. Bütün dünyadaki uygulamaları da arkadaşlarımız çalıştılar." dedi.

Büyük oğlunun bir köpeği olduğunu, onu ailenin bir mensubu olarak  gördüklerini, ayrıca kendisine hediye edilen köpeklerin bulunduğu bir yerleri  olduğunu anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bir gün Peygamber Efendimiz yanında sahabelerle giderken yol  kenarında bir köpek ölüsü görüyor. Bir koku var. Yanındakiler o kokudan böyle  nefret edermiş gibi yapıyorlar. Peygamber Efendimizin şu ifadesi çok manidardır.  Peygamber Efendimiz kokuya değil, dişlerine bakıyor, 'Ah, dişleri ne kadar  güzel.' diyor. Biz böyle bir peygamberin ümmetiyiz. Hayvanlara da bizim bu  şekilde bakmamız, bu şekilde muamele etmemiz... Onun için de başta hükümet olarak  bizim ve belediyelerin hepsinin yapması gereken görevler var. Çok çeşitli yollar  var, kısırlaştırma yollarıydı vesaire, birçok adımlar. Ama işte bu Pitbullar  vesaire, bunlarda ciddi sıkıntılar oluyor. Bunların koruma altında olması lazım.  Geçenlerde kediyle ilgili bir tablo yaşadım. O bayanın kediye tavrı yenilir  yutulur bir şey değildi. Toplum olarak hayvanlara karşı bu duyarlılığımızı  artırmamız lazım. Çünkü o da bir yaratılmıştır, ona bakacağız. Biz insanız o da  hayvan. Dolayısıyla inşallah bu yasayla beraber buradaki o beklentiyi büyük  oranda gidermiş olacağız."

"Bu milletin efendisi değiliz, hizmetkarıyız"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Son dönemde ülkemizde ciddi bir  kutuplaşma var. Siyasilerin kullandığı dil, toplumu oldukça geriyor ve bu  kutuplaşmayı körüklüyor. Sizce de artık buna bir son vermenin zamanı gelmedi mi?"  sorusuna, şu karşılığı verdi:

"Sorun çok çok güzel. Bu akşam burada gençlerimizle bir aradayım.  Burada bana muhabbeti olan da var olmayan da var. Benimle aynı siyasi görüşü  paylaşan da var paylaşmayan da var. Samsun öncesinde bugüne kadar gençliğe böyle  bir şey yapılmış değil. Eğer bugün Dolmabahçe Sarayı'nda Muayede Salonu'nda bir  araya geldiysek, bu bir sinyaldir, işaret fişeğidir. Derdimiz şudur; bu ülkede  inancından, etnik yapısından, bölgesel, dinsel, ne olursa olsun kimsenin  dışlanmadığı bir Türkiye. Başı açıkmış, başı örtülüymüş, şöyle giyiniyormuş,  böyle giyiniyormuş, bunlar bizi ilgilendirmez. Biz, yaratılanı yaratandan ötürü  sevmeye mecburuz. Biz böyle bir inancın mensubuyuz. Beni yaratan Allah sizleri de  yarattığı için ben sizleri seviyorum. Burada bu farklılıkları ortadan kaldırmamız  lazım. Güneydoğulu, doğulu, Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Abaza, Roman,  Boşnak... Böyle bir ayrıma gidemeyiz. 82 milyon benim vatandaşım, benim  kardeşimdir. Hepsini sevmeye mecburum. Bizim bir anlayışımız daha var. Biz, bu  milletin efendisi değiliz, hizmetkarıyız. Özgürlükler noktasında, bu kardeşiniz  iktidar olduğu ana kadar Güneydoğu'da, Doğu'da Kürtçe bir tabela göremezdiniz.  Biz geldikten sonra orada Kürtçe tabela... Bunun yanında cezaevinde oğluyla  Kürtçe konuşamazlardı, Kürtçe konuşur hale geldi. Bütün bunlar bizim  iktidarlarımız döneminde oldu. Temel hak ve özgürlükler noktasında biz kimsenin  önünü kesmedik, kesmeyiz, kesilmesine de müsaade etmeyiz. Terörle mücadeleye  gelince, terör konusunda hassasız. O başka bir şey."

İktidara geldiklerinde Türkiye'de 76 üniversite varken, sayının şu  anda 206'ya çıktığını, 81 ilin tümünde üniversite olduğunu kaydeden Erdoğan,  "Oralara niye yaptık bu üniversiteleri? Dedik ki ilim 81 vilayetin tamamına  ulaşsın. Benim Iğdırlı, Hakkarili kardeşim, gencim oradan kalkıp da İstanbul'a  gelmesin, onun ayağına üniversite gitsin. Bütün bunlar ne için? Biz devlet olarak  tüm 82 milyonun hizmetkarı olduğumuzu sağlıkta, eğitimde ispatlamamız lazım.  Hastanelerimiz, sadece illerde değil, ilçelere varıncaya kadar var. Bu ayrımı her  alanda ortadan kaldıralım diye bu adımı attık ve inanıyorum ki bu her geçen gün  çok daha başarılı bir şekilde uygulama alanı bulacak ve böylece çok daha huzurlu  günleri hep birlikte yaşamış olacağız." şeklinde konuştu.

Dünyanın değişik havalimanlarına bakıldığında, onların da şehrin  dışında yer aldığını anlatan Erdoğan, "Belki 2-3 sene sonra diyeceksiniz ki 'Bu  ne bakışmış, ne ufukmuş bu. Gerçekten bunu tam yerine yapmışlar.'. Sadece Havaist  değil, oraya raylı sistemleri getireceğiz. Bu raylı sistemle havalimanına kadar  ulaşım imkanını bulacağız. Sadece Havaist ile bu olmaz. Bunların hepsini  planladık. Hafif metroyu havalimanına kadar planladık. Seçim sonrası bu adımı  kararlılıkla atacağız. Havalimanı en büyük rahatlığı hafif metro ile alacak.  Bazıları tabii bir yandan kuru sıkı atıyorlar. Metro, o da iyidir ama maliyetleri  bir hafif metro gibi değildir. Daha ağırdır. Maliyet analizlerini yapmak  durumundayız. Maliyet analizlerini yaptığımız zaman hangisi daha seri, hızlı ve  daha ucuz yapılır, bu analizlerden sonra kararımızı vereceğiz." diye konuştu.

AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım'ın,  bu işin tam manasıyla piri olduğunu dile getiren Erdoğan, sözlerine şöyle devam  etti:

"Ulaştırma Bakanlığımızı yaptığı dönemde bu konuda çok başarılı  sınavlar vermiştir. İstanbul'umuzun ulaşım olayı en önemli sorunlardan bir  tanesi. Bu işi de yine Binali Bey ile süratle aşacağımıza inanıyorum. Zaten  merkezi yönetim olarak da belediyelerimize her türlü desteği veririz. Bunun bir  örneği mesela İzmir'dir. İZBAN, İzmir Belediyesi'nin yaptığı değildir. İzmir  Belediyesi'ndeki İZBAN'ın yüzde 50'sini ulaştırma bakanlığı olarak biz yaptık.

Aynı şekilde İzmir Belediyesi suyunu getiremiyordu. Aynı şekilde DSİ  olarak biz devreye girdik ve su sorununu biz çözdük. Bu tür şeylerde ister  istemez büyük şehirlerde birçok şeyin altından büyük şehir belediyelerinin  kalkması da mümkün değil. Bunlara ciddi manada merkezi yönetimin destek vermesi  işi çok daha kolay olacaktır. İstanbul'da bir tarafta 39 belediyenin 25 tanesi AK  Parti'dedir. Bir tarafta da meclisin kahir ekseriyeti bizim meclis üyelerimizden  ulaşmaktadır. Dolayısıyla bu dayanışma, İstanbul'a olan hizmeti daha da  hızlandıracaktır, arttıracaktır."

Hemen veri kontrollerini yapmaya başladılar"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Öğrenci akbilinde 85 liradan, 40 liraya  indirim gerçekleşti. AK Parti grubu 'bunu biz yaptık' diyor, CHP de 'biz yaptık'  diyor. Ancak 'daha önce neden yapılmadı' deniyor." şeklindeki soru üzerine, şu  yanıtı verdi:

"Onlara sadece şu soruyu sorsanız yeter; 19 gün İstanbul'a büyükşehir  belediye başkanı olduk diye hava attınız. Peki bunun sözünü daha önce  vermiştiniz. Bu havayı da attığınıza göre, o 19 gün içinde niye bunu yapmadınız?  Bir şey yaptılar. Ne yaptıklarını söyleyeyim, hemen veri kontrollerini yapmaya  başladılar. Bu da FETÖ'nün uygulamalarıdır. Beyefendi zaten Samanyolu TV'de  çalıştığı için oradan biliyor veri kontrollerini. Veri kontrollerini yapmak için  talimatı verdikleri yerler var. 'Bize veri bilgilerini geçin.'. Bunu söylediler.  Ama ben de diyorum ki 19 gündü. Hemen getirseydin meclise, suyu da çıkarsaydın,  aynı şekilde otobüslerin olayı. Kaldı ki benim belediye başkanlığım döneminde biz  o zamandan indirdik. Hatta 65 yaş üstüne biz belli saatlere kadar ücretsiz paso  uygulaması yaptık. Dini bayramlarda otoyollar, köprüler ücretsizdir. Hala  öyledir. Tereciye tere satılmaz. Bunlar bunu yapıyor. Şimdi diyorlar ki otobüsler  bayramda ücretsiz. Bunlar zaten vardı."

"Fizyoterapistlerin açıkta kalacağına inanmıyorum"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir öğrencinin "Asgari maaşın altında çalışan  fizyoterapistler var. Bu bizi endişelendiriyor. Sağlık Bakanlığı bu yıl  alımlarını arttırdı ama yeterli olduğunu düşünmüyoruz. Bu konu hakkında neler  yapılabilir?" sorusu üzerine, bu konunun teknik bir konu olduğunu söyledi.

Erdoğan, "Fizyoterapist noktasında ihtiyaç var. Bu ihtiyacı da  bakanımla da geçenlerde görüştük. Yeteri derecede bizim fizyoterapist alma  noktasında kadro tesisini kuracağız. Fizyoterapist masaj yap, gönder olamaz. İşin  hakkını vermek lazım. İşin hakkını vermeye kalktığın zaman en az 45 dakikanı  alır." diye konuştu.

Erdoğan, kendisine soruyu soran öğrenciye "Sen hiç fizyoterapi yaptın  mı? Ne kadar sürüyor?" sorusunu yöneltti. Öğrenci de "Hakkını vererek yaptığımda  yarım saatten aşağı sürmüyor." yanıtını verdi. Bunun üzerine Erdoğan, "Demek sen  de az yapıyorsun." dedi.

Durum böyle olduğunda, hasta sayısı da fazlaysa bol miktarda  fizyoterapiste ihtiyaç olduğunu belirten Erdoğan, bunun kapılarını açarak, arz  talep dengesini kuracaklarını, fizyoterapistlerin açıkta kalacağına inanmadığını,  başarılı fizyoterapistlerin iş bulacağını düşündüğünü söyledi.

Klinik açma konusunda doktorlara bağımlı olan fizyoterapistlerin kendi  kliniklerini açmalarının mümkün olup olamayacağının sorulması üzerine Erdoğan,  "Bunun ehli bakandır. Onlarla bunu danışıp, konuşmakta fayda var. Bu  istişarelerden sonra bunun açıklamasını yapmak çok daha faydalı olur. Bunların  çok suistimali yapılabiliyor. Ona da fırsat vermemek lazım." yanıtını verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan program öncesinde gençlerle iftarda bir araya geldi.

"Benim kanun yapma yetkim yok"

"Geçen yıl 24 Haziran seçimlerinde, sistem değişikliğine dair çok  güzel söylemler vardı. Fakat yaşadığımız süreç içinde, sistem değişikliğinin  oturtulamadığına dair bir kanaat oluştu. Bunun sebebi nedir?" sorusuna karşılık  Erdoğan, şunları söyledi:

"Sistem değişikliği dediğimiz kolay bir olay değil. 10 yılların  getirdiği bir sistemi, herkesin de talebi olmasına rağmen değiştiremiyorlar ama  siz bunu değiştirmenin kararlılığında bir adım atıyorsunuz. Rahmetli Demirel,  Türkeş, Erbakan olsun bütün bu siyasilerin, bu sistemi değiştirmek, başkanlık  sistemine geçmek konusunda hep vaatleri olmuş ama başaramamışlar. Biz bu konuda  kararımızı verdik. Ben, belediye başkanlığından itibaren başkanlık sistemine  geçme olayını hep ifade etmişimdir. Biz de bir yere kadar geldik, en sonunda  Cumhur İttifakı'nı oluşturduk.

Onunla birlikte dedik bu adımı atalım. Sonunda bir adım atıldı ve  başkanlık sistemine geçtik. Başkanlık sistemine geçişle birlikte Türkiye'de  beklentiler çoğaldı. Bu beklentilerin hepsinin bir anda olması mümkün değil. Ama  şu anda birçok şey oluyor. Bir de süreç giderken, bazı şeyler, yanlışlar ortaya  çıkıyor. Bunları da yolu yürürken görüyorsunuz. Sonra bunları düzeltme yoluna  giriyorsun. Bunlar bazen mevzuat değişiklikleridir, bazen yasal düzenlemelerdir.  Bir de sayısal olarak anayasa değişikliği yapacak güce sahip değilseniz, orada o  düzenlemeyi yapamıyorsunuz."

"Cumhurbaşkanı veya başkan, kanun yapar mı? Bunu, ana muhalefetin  başındaki zat bile bilmiyor." diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

"Benim kanun yapma yetkim yok. O çıkıyor 'Cumhurbaşkanı kanun yapıyor'  diyor. Cumhurbaşkanının kanun yapma yetkisi yok. Cumhurbaşkanının sadece,  Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yapma yetkisi var. Bu kararnamenin de anayasaya ters  olmaması lazım. Bütün bunların dışında eğer hakkında kanun çıkarılmışsa, siz o  konuda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi de çıkaramazsınız. Biz sadece bütçe kanununda  düzenleme yapabiliriz. Onun da önünü zaten anayasa açmış. Biraz bundan dolayı  ağır bir gidiş var. Ben inanıyorum ki 2023'e kadar çok şey, çok daha farklı bir  şekilde yoluna girecek. Cumhur İttifakı olarak, bu ittifakımız güçlendikçe de çok  daha seri, çok daha güzel adımları atacağız."   

Ülke ekonomisi yönünden 2019 yılını nasıl değerlendirdiği sorulan  Erdoğan, "Son dönemde, hele hele son seçim öncesinde dikkat ederseniz Batı  ülkemize kur faiz enflasyon üzerinden çok ciddi baskılar uygulamaya kalktı ve  bununla bizi köşeye sıkıştırmaya yeltendiler. Tabii enflasyonda bir tırmanış söz  konusu oldu. Ondan sonra faizle bu devam etti. Ben çok açık samimi olarak şunu  söyleyeyim. Bir defa faiz konusunda hassasiyetlerim var. Şu anda biz faizde iyi  değiliz. Ama enflasyon yavaş yavaş inişe doğru geçmiş vaziyette. Kur şu anda  sendeliyor. Beklentileri tabii çok daha yüksekti ama beklentilerini bulamadılar.  Bulamayacaklar inşallah. Yani biz şu seçimi hayırlısıyla şöyle bir atlatalım.  Atlattıktan sonra bunların bütün oyunları bozulacak." değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan, 23 Haziran'da bir belediye seçimine gidildiğini vurgulayarak,  "Bu bir hükümet seçimi, bir kabine seçimi değil, bir başkanlık seçimi değil. Ama  Batı, dünya bunu nasıl nitelemeye kalkıyor? Sanki bu ülkede bir başkanlık seçimi  var ve bu başkanlık seçimiyle beraber de yani 23 Haziran'da, veya 31 Mart'ta  Erdoğan gidecek, onun yerine bir başkası gelecek. Böyle bir şey yok ki. Erdoğan  gene yerinde. AK Parti yine yerinde. Kabine yerinde." dedi.

Milli Eğitim Bakanının bir eğitim reformuyla alakalı bir açıklama  yaptığına işaret eden Erdoğan, "Bu açıklamada 2023 hedefi gözüküyor ve onun  altında yani bu neticeleri biz 2020, 2021, 2022 gibi almaya başlayacağız diyor.  2019-2020'de nereye geleceğiz, 2020-2021'de nereye geleceğiz, yani derslerdeki  adet noktasındaki sayıları veriyor. Şimdi bu bir ufuktur. Eğer böyle kısa sürede,  hani eskiden koalisyon hükümetlerinde olurdu ya, 'geldim gidiyorum' falan, 10  aylık, 12 aylık, 15 aylık hükümetlerin olduğu dönemler. Böyle bir şey olsa  bunları böyle söylerler mi? Söylemezler." diye konuştu.

Erdoğan, şimdi böyle bir durumun söz konusu olmadığını, 2023'e kadar  Türkiye'de neler yapacaklarını konuştuklarını, eğitimde, imtihan sistemlerinde,  öğretmenlerle ilgili neler olacak, ne kadar öğretmen kadrosu verilecek,  hastanelerde, şehir hastanelerinde neler yaptıklarını ve yapacaklarını  konuştuklarını dile getirdi.

"Bunları siz nerede konuşursunuz? Ancak önünüzde her hangi bir bariyer  yoksa, önünüz açıksa ancak orada konuşursunuz" diyen Erdoğan, "Bizim şu anda  önümüz açık. Peki 23 Haziran'da ne var? 23 Haziran'da İstanbul'da maalesef  oyların çalınması üzerine yapılan bir yenilenme seçimi var. Şimdi bu yenilenme  seçimini yapacağız İstanbul Büyükşehir Belediyesiyle alakalı. İstanbul Büyükşehir  Belediyesiyle alakalı yapacağımız bu seçim sonucunda inşallah ben şunu özellikle  temenni ediyorum. Yani buna inancım tam. Ben diyorum ki bu seçim neticesinde  benim halkım, benim vatandaşım daha güzel bir neticenin olması için 'oylar yerini  bulacak' diyecek."  dedi.

"23 Haziran seçimleri daha da güzel olacak"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bundan önce partilerin seçim kurullarından  buradaki görevlilerin ismini alamadığını vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Kim onlar? Memurlar. Çünkü her sandıkta 2 memurun olması lazım. Ama  sandıklara bunlar, bırakın memurları bankalardan, oralardaki işçileri memur diye  sandıklarda görevlendirdiler. Biz bunları şimdi isim isim verince bunların  kaçacak herhangi bir yeri kalmadı. Listeler ortada ve bankalar tutuştu bu sefer.  'Bizden istediler de verdik'. Kusura bakmayın sizden böyle bir şeyi isteme  yetkisi yok. Eğer istediyseler sizin onlara vereceğiniz tek cevap vardı 'Bunlar  memur değil ki'. Bankalarda çalışan memur değildir, işçidir. Ziraat Bankası'nda  çalışan bile işçidir. Halk Bankası'nda çalışan da işçidir. Vakıfbank'ta çalışan  da işçidir. Bunların hiçbirisi memur değildir. Özel sektör bankalarının tamamı  işçi statüsünde. Maalesef halkı bu şekilde aldattılar ve bunlar geldiler seçim  yönettiler."

Şimdi bu seçimde bunun olamayacağını dile getiren Erdoğan, çünkü her  siyasi partinin seçim kuruluna gidip isimleri alabileceğini söyledi. Bunun ciddi  bir kontrol mekanizması olduğunu vurgulayan Erdoğan, bu kontrol mekanizmasıyla  birlikte yapılacak olan 23 Haziran seçimlerinin daha da güzel olacağını dile  getirdi.

"Daha oturmuş ve kendimize has bir eğitim sistemi"

Gençlere rol model olması için gençlikteki başucu kitabının ne olduğu  ve eğitim sistemine ilişkin görüşleri sorulan Erdoğan, Milli Eğitim Bakanı Ziya  Selçuk'un bunun cevabını verdiğini, sürekli değişen bir eğitim sistemi değil,  daha oturmuş ve kendimize has bir eğitim sistemi olması gerektiğini söylediğini  aktardı.

Erdoğan, eğitim dendiği zaman bunun adeta meslek liselerini  kapsadığını kaydederek, "Ama biz de öğretim var. Eğitim yok. Şimdi biz bunu  eğitim-öğretim olarak ele alırsak o zaman çok daha farklı bir şekilde cereyan  edecek. İnşallah temennimiz o dur ki, sürekli değişen değil, oturmuş, yerli ve  milli bir eğitim öğretim sistemiyle, geleceğe ve ders adetlerine boğulan bir  sistem değil. Ders adetlerinde de sınıflar yükseldikçe azalan ve az dersle çok  şey veren, öğrenci de mezun olduğu zaman hakikaten o işin hamallığını değil,  tamamıyla o işi hazmetmiş, onu sindirmiş öğrenciler olarak yetişmek." diye  konuştu.

Öğrencilik yıllarında başucu kitabı olarak bir hocasının tavsiyesi ile  Mehmet Akif Ersoy'un "Safahat" isimli kitabını okuduğunu anlatan Erdoğan, bir  hocasının da Necip Fazıl'ın "İdeolocya Örgüsü" isimli kitabını tavsiye ettiğini  söyledi.

Erdoğan, sadece bu kitaplarla değil, bunları çeşitlendirerek birçok  yazarın kitabı ile özellikle şiire düşkün olduğu için şairlerin eserleriyle haşır  neşir olduğunu anlatarak, bunların içerisinde Sezai Karakoç, Yahya Kemal Beyatlı,  Ahmet Hamdi Tanpınar'ın eserlerini de okuduğunu dile getirdi.

Roman olarak lise yıllarında İnce Memed'i okuduğunu kaydeden Erdoğan,  "Safahat istiklal şairimizin de eseri olduğu için onda adeta ruh dünyamın  zenginleştiğini gördüm. Üstadın eserlerinde İdeolocya Örgüsü, gerek Çile'de olsun  bunları yakalama fırsatını buldum. Çerçevelerinde hayatımın çerçevesini çizdim."  şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'de yeni üniversitelerin açılması yerine  var olan üniversitelerin kalitesinin artırılması yönünde bir şeyler yapılıp  yapılamayacağı sorusuna da, şu yanıtı verdi:

"Var olan üniversitelerin kalitesinin artırılması ifadenize karşı şunu  söyleyeyim, var olan üniversitelerin kalitesinin yanında acaba o üniversitelere  Ağrı'dan, Iğdır'dan, Kars'tan bu çocuğu gönderebilecek mali imkana anneler  babalar sahip mi? Yok. Ama biz üniversiteyi onların ayağına götürdüğümüz zaman  bize düşen görev ne? Biz oraya sadece profesörü, doçenti göndereceğiz. Ama  oradaki üniversiteyi kazanan benim gencim Ankara'ya, İstanbul'a nasıl gideceğim  bunu düşünmeyecek. O üniversite imtihanlarında gideceği üniversite olarak önce  şehrinin üniversitesini yazacak. Şu anda o şehirlerdeki üniversitelerin  öğrencilerinin çoğu, o şehrin gençleri. Biz işi kolay kıldık. Bundan sonraki  safhada sizin dediğiniz safhadır. Şimdi illere göre, öğretim üyelerinde geri  dönüş başladı. Yurt dışından vesaire. Artık geri dönen hocalarımız var.  Gönderdiğimiz bizim burslu hocalarımız var. Biz de tabii yardımcı doçentliği  kaldırdık. Şimdi kariyer yapma noktasında da süratle doktoradan sonra doçentlik  ve profesörlük olayıyla... Kariyer öğrenciye itimat telkin ediyor."

Profesörlüğe geçmenin o kadar zor olmadığını ama asıl en zor olanın  doktora olduğunu kaydeden Erdoğan, doktorayı atlattıktan sonra doçentliğin ikinci  bir zor aşama olduğu, onu da aştıktan sonra profesörlüğün işin zor olan kısmı  olmadığını, Türkiye'nin artık bunları da yakaladığını dile getirdi.

"Bir yargı mensubuna sen bu şekilde hakaret edemezsin"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "İstanbul seçimlerinin yenilenmesi  kararıyla birlikte birtakım demokrasi eleştirileri gelmeye başladı. Geçmişte siz  de birtakım haksızlıklara uğradınız. CHP'nin bugün İstanbul'da yaşadığı olayla,  sizin geçmişte yaşadığınız olay benzerlik taşıyor mu?" şeklinde sorulan soruya,  kendisinin yaşadığı olayla, bu durumun uzaktan yakından alakası olmadığını  söyledi.

Bu durumun çok farklı olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Benim yaşadığım da  mesela elimizde bizim tercihli sistem vardı. Ben milletvekili olduğum halde,  benim kendi partimden olan kişi itiraz ederek Yüksek Seçim Kurulu vasıtasıyla  benden milletvekilliğimi aldı. Kimdi? Benim ilçe başkanımdı. Ben o zaman il  başkanıydım. Seçime öyle girmiştim. İtiraz etti ve milletvekilliğimi aldı. Biz de  olanda hayır vardır dedik. Sineye çektik. 1994'te bu defa İstanbul Büyükşehir  Belediye Başkanlığı geldi. Yani oradaki olayla bunun arasında dağlar kadar fark  var. Şimdi bu ise çok farklı. Farklı siyasi parti veya farklı siyasi görüşte  olanlar kalkıyor, biz diyelim itirazımızı yapıyoruz. Bizim en doğal hakkımız  itiraz. Bunu yasalar veriyor size." ifadelerini kullandı.

Erdoğan, yasanın verdiği bir hakkı kullandıklarını vurgulayarak,  sözlerini şöyle sürdürdü:

"Şimdi Belçika'da aynı şey yapılıyor. Belçika'da yapıldığında kabul  görüyor. Seçimin yenilenmesine karar veriliyor. Avusturya'da aynı şekilde seçimin  yenilenmesine karar veriliyor. Değişik bir versiyon olarak söylüyorum. Seçim  sisteminden kaynaklanıyor. Mesela Amerika'da Trump, Bayan Hillary Clinton'dan 3  milyon az oy aldığı halde seçim kazanıyor. Niye? Seçim sistemi onu getiriyor da  onun için. Ama bunlar gibi böyle kavga etmiyorlar. Bunlar işi öyle bir şeye  götürdüler ki. Bakıyorsunuz Yüksek Seçim Kurulu mensuplarına 'çete' diyor.  Anayasamızın 138. maddesinde bırakın böyle bir çete demeyi, ima dahi edemezsiniz  diyor. Ama maalesef YSK'nın mensupları bunlara karşı herhangi bir dava açmadılar.  Bilmiyorum açarlar mı, açmazlar mı? Bana göre açmaları lazım. Bunun adı tazminat  davası olur, tazminat davasından sonra dokunulmazlıkların kaldırılması olur. Bu  onun en doğal hakkıdır. Bir yargı mensubuna sen bu şekilde hakaret edemezsin.  Saygısızlık yapamazsın. Onlar bundan sonraki süreçte orayı nasıl yönetecekler,  nasıl götürecekler? Meydan okuyor. Yani bu kabadayılık yapılacak olan yer değil.  Kendine çok güveniyorsan, çok inanıyorsan sandık orada. Gene sandık gelir. Tamam  sandığa gidilir. En büyük hakem, millettir. Millet ne derse doğru olan odur."

İstanbul gibi bir yerde oyların 29 binden başlayarak 13 bine geldiğini  kaydeden Erdoğan, "Bu ne demektir? Burada bir şaibe var. 1963'te şaibe yenilenme  kararına neden oluyor, şimdi korkuyorsun kaçıyorsun ve belgeler çok daha farklı.  Bu belgeler neticesinde YSK bu işin yenilenmesine karar veriyor."  değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan, bir üniversite öğrencisinin, internet ağının geliştirilmesi  konusundaki sorusunu yanıtladı.

Çalışmaların devam ettiğini söyleyen Erdoğan, "Bu konuda İstanbul'da  Binali Bey, bu işin en önemli çözümüdür. Bu tabii Ulaştırma Bakanlığımızı da aynı  zamanda ilgilendiren bir konu. Çalışmalar hepsi yapılıyor. Binali Bey'in de  dolaylı katkısının olacağı bir alandır. İnşallah, İstanbul Büyükşehir Belediyesi  seçimlerinden sonra bunlar çok daha ciddi bir hız kazanacaktır ve bütün bu  internet ağlarında vesaire adımlarımızı hızla atacağız." ifadelerini kullandı.

Bir öğrencinin, evlerinin bulunduğu Gaziosmanpaşa Sarıgöl  Mahallesi'ndeki kentsel dönüşüm problemini aktardığı Erdoğan, Gaziosmanpaşa ile  ilgili konuyu bildiğini ve üzerinde özel olarak çalıştıklarını belirterek, "Şimdi  bu konu üzerinde gerek Gaziosmanpaşa Belediye Başkanımız gerekse Çevre ve  Şehircilik Bakanımız Murat Kurum Bey, her ikisini görevlendirdik. İnşallah çok  daha seri bir şekilde ele alacaklar ve bir an önce burada bize oradaki kentsel  dönüşümdeki vatandaşlarımızın da yardımcı olması lazım. Onlar da bize yardımcı  olur, önümüzü açarlarsa o zaman çok daha hızla inşallah o işi bitiririz." diye  konuştu.

"Sanatçı sanatıyla siyaset yapmalı"

Bir öğrencinin, "Sizin davetlerinize katılan bazı sanatçıların, CHP  adayının sloganını sosyal medya hesaplarında paylaşarak sizin karşı cephenizde  yer aldılar. Size göre bu vefasızlık örneği midir?" şeklindeki sorusunu Erdoğan,  şöyle yanıtladı:

"Sanatçı, sanatıyla aslında konuşmalı. Sanatçı sanatıyla siyaset  yapmalı. Yoksa sanatçı dediğiniz gibi kalkıp da sanatını veya bulduğu o  muhabbeti, sevgiyi kalkar da bir karşı siyasi anlayışa tavır koyarak  genelleştirirse bu ülkede birliğe, beraberliğe katkıda bulunmaz. O zaman bu  sıkıntıların kaynağı olur. Yıllar yılı mesela özellikle sinema, tiyatro vesaire  bu alanlarda sıkıntıları olan bu sanat dünyasının bu sıkıntılarını başkanlığımda  bizim kabinemiz giderdi. 'Bunların önünü açalım.' dedik, bunu yaptık ve  kendileriyle külliyede bir de toplantı yaptık. Tabii ardından bunu görünce ciddi  manada hakikaten ben de üzüldüm."

"Sonu iyi olacak"

AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Binali Yıldırım'ın  Haliç Kongre Merkezi'nde katıldığı programda atılan sloganlara değinen Erdoğan,  şöyle devam etti:

"Dikkat edin burası Haliç Kongre Merkezi. Haliç Kongre Merkezi'nin  temelini atan benim. Ondan sonra AK Partili belediyeler Haliç Kongre Merkezi'ni  yaptı. Haliç Kongre Merkezi'nin olduğu yer, hayvanların kesildiği mezbahaneydi.  Her türlü sakatatın işlendiği bir yerdi orası. Nereye geliyorlar buraya, Kültür  Bakanımla Binali Bey, o akşam orada pazar günü yapılacak bir operetle ilgili  olarak o eseri izlemeye geliyorlar ve o eseri izlemeye geldiklerinde maalesef bu  slogan atılmaya başlanıyor. Bu slogan atılmaya başlandığı anda bile bizim başkan  adayımız Binali Bey, dönüyor onlara, sadece alkışlıyor. Kucaklayan kim?  Kucaklayan Binali Bey. Kucaklanmaya muhtaç olan, olduklarını söyleyenler ise  maalesef orada bu toplumun gerilmesine neden olanlar. Fakat onlar öyle de  yapsalar biz yine sabırla bu yola bu şekilde devam edeceğiz. Ben diyorum ki benim  İstanbullu hemşehrilerim zaten bu kardeşlerini ta 94'ten tanır. Binali Bey'i  bütün hizmetleriyle tanır. Ulaştırma Bakanlığından tanır, Başbakanlığından tanır,  Meclis Başkanlığından tanır. Biz buralardan beri tanınan, bilinen insanlarız.  Dolayısıyla marifet iltifata tabidir; iltifatı olmayan marifet zayidir. 'Sonu iyi  olacak' diyorum ben yine de."

Söz alan öğrencilerin, organizasyonun düzenlenmesinde emeği  geçenlerden İstanbul Büyükşehir Belediyesi Gençlik Meclisi Başkanı Samed  Ağırbaş'a teşekkür etmesi üzerine Erdoğan, "Kimdir bu Samed. Bir göreyim." dedi.  Samed Ağırbaş'ın o anda salonda olmaması üzerine Erdoğan, "Samed Başkan buraya  getirdi sizi, ondan sonra kayboldu. İçeri mi giremedi yoksa ramazan tatlısı  güllaç yemeye filan mı gitti?" şeklinde espri yaptı.

"S-400'den sonra S-500 söz konusu"

Erdoğan, bir öğrencinin S-400 ve F-35 meselesi konusundaki sorusuna  ise şu yanıtı verdi:

"Biz S-400 ile ilgili konuyu bitirdik. Yani bizim S-400 konusunda geri  adım atmak gibi bir şeyimiz kesinlikle söz konusu değil. O iş bitti ve anlaşmamız  temmuz itibarıyla S-400'lerin bize teslimiydi. Bunu belki de öne çekecekler, daha  erken alacağız. S-400 bir savunma sistemidir. Yani taarruz sistemi değildir. Size  herhangi bir taarruz varsa bu taarruzlar karşısında S-400 hemen devreye girer ve  sizi savunmaya alır ve güçlü bir menzili vardır. Bu noktada ödeme planları  itibarıyla Rusya Federasyonu bize hakikaten çok uygun şartlarda vermiştir ve  S-400'den sonra bir de S-500 söz konusu. S-500'de de yine bir ortak üretim söz  konusu olacak, S-400'de de bir ortak üretim söz konusu olacak. Şimdi biz bunu  yaparken tabii Amerika diyor ki bu diyor, 'Sizin bizden alacağınız F-35  uçaklarına uyumlu değil'. Öyle bir şey teknik olarak da söz konusu değil. Biz  bunun teknik çalışmalarını yaptık. Böyle bir şey yok."

"Er veya geç F-35'leri teslim alacağız"

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in bu konu hakkındaki  açıklamalarını hatırlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ne dedi? 'Bir defa bununla ilgili biz ortaklarımızın veya  üyelerimizin herhangi bir silahı alırken hangisini alsın, hangisini almasın bu  konuda bizim bir telkinimiz olmaz.' Kaldı ki biz zaten biz üye bir ülke olarak  neyi alırsak isabetli olur, neyi almazsak isabetli olmaz bunu bilecek kadar da  bizim teknik bir tecrübemiz var. Generalse bizde de general var. Bizim  generallerimiz onların generallerinden geri değil. Nitekim Stoltenberg de bunları  zaten söyledi ve ben de ikinci bir alternatif daha getirdim. Dedim ki 'tamam, biz  sizden patriotları istedik.' Ne zaman istedik? Ta Obama döneminde istedik. Bize  Obama ne cevap verdi? Dedi ki 'Kongre müsaade etmiyor.' Sayın Trump, 'Böyle  böyle, bu işin önünü kesen Sayın Obama oldu ve 'Kongre müsaade etmiyor' dedi.  Peki şimdi sen kongreden çıkartabiliyorsan sen kongreden çıkart biz patriot da  alalım. Hem S-400'ümüz olsun hem patriotumuz olsun.' Aynı şartlarda bunlar da  bize hala patriot veremediler. F-35'te ise 5 tane F-35'i bizim generalimize ve  pilotlarımıza teslim ettiler. Amerika'da şu anda uçaklarımız. Fakat, orada da  mesela simülatörlerimiz falan var. Bu simülatörleri falan henüz teslim etmediler.  Tabii şimdi aparatlar buraya gelmedikten sonra bizim burada 7 milyar dolarlık  oraya parça üretimimiz var Türkiye'den. Biz bunları bir taraftan hazırlıyoruz.  Bunlar konusunda onların da bazı yaklaşımları var. Biraz bize naz yapıyorlar,  orta sahada top çeviriyorlar ama bu işin olmayacağı noktasında değilim. Er veya  geç F-35'leri teslim alacağız, aparatlarını da teslim alacağız ve S-400'ler de  ülkemize inşallah girecek."

"Savaşın da bir matematiği vardır"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir öğrencinin savunma sanayi konusunda  geçmişte yaşananlara dikkati çekip Türkiye'nin de ambargo uygulayabilecek  seviyeye gelip gelemeyeceği sorusuna, şu cevabı verdi:

"Bir defa sene 74, sene 2019... Biz şimdi 74'te değiliz. 74'te bizim  telsizimiz bile yoktu. Amerika'nın verdiği telsizlerle askerimiz Kıbrıs  Harekatı'nı yapmıştı ve hemen bir susturma tekniğini uyguladı malum dostlarımız  ve bizim orada telsizlerimiz çalışmadı. Telsizlerimiz çalışmayınca Kıbrıs Barış  Harekatı'ndan sonra o bize neyi kazandırdı? ASELSAN'ı kazandırdı. ASELSAN böyle  kuruldu. Kötü komşu bizi ev sahibi yaptı. Onu geçelim gelelim bu dönemlere. Biz  terörle mücadelede özellikle insansız hava aracı istedik. Kimden? Stratejik  ortağımızdan. Maalesef bize insansız hava aracı dahi vermediler. Ben kendilerini  ziyarette kendilerine bunu anlattığım zaman yine vermediler. En sonunda Bush  döneminde, yani Obama'dan önce, Bush'la yaptığım görüşmede bana '48 saatliğine  size tahsis edebiliriz.' dedi insansız hava aracını. Çünkü insansız hava aracını  daha çok koordinatların tespitinde kullanıyoruz. Ondan sonra da belirlenen  koordinatlara uçaklarımız vuruşunu yapıyor. SİHA'lar vardı, onu zaten kimseye  vermiyorlardı. İsimlerini vermem gerekmez. Bu bizi nereye getirdi? Türkiye kendi  insansız hava aracını üretir noktaya getirdi. Onunla kalmadık arkadan SİHA'lar  yine Türkiye'de üretilir hale geldi. İHA'yı ve SİHA'yı Türkiye ürettikten sonra  bizim terörle mücadelemiz katladı ve öyle bir noktaya geldik ki biz şu anda  SİHA'yı, İHA'yı ihraç eder hale geldik. Şu anda biz ihraç ediyoruz. Hele şimdi  bir de daha da öteye geçiyoruz SİHA'nın balinasını üretiyoruz. Bu felaket bir  şey. Bu balinanın her iki tarafında 1,5 ton ağırlığında bombalar yerleşiyor,  toplam ağırlığı 5 ton, böyle kalkıyor ve insansız gereğini yapıyor."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iş başına geldiklerinde savunma  sanayisindeki yerlilik oranının yüzde 20'lerde olduğunu, şu anda ise yüzde 68  yerlilik oranına ulaştıklarını ifade ederek, şunları söyledi:

"Dediğim bütün o üretilen şeyler de altyapı, gövdeler, bunlar,  Eskişehir ciddi manada merkez oldu, Ankara merkez oldu. Şimdi TAI'nin çok önemli  çalışmaları var, TAI'nin çok önemli çalışmaları var ama biz bunları yeterli  bulmuyoruz. Bizim yaptırım uygulama noktasına geldiğimizde hangi alanda neyin  yaptırımını uygulayacağımızın hesabını çok iyi yapmamız lazım. Biliyorsunuz  savaşın da bir matematiği vardır. Onu da iyi uygulamamız lazım. Ona göre de  adımlarımızı atacağız, atıyoruz. Şu anda işte Suriye'de bakın bugün yoğun bir  şekilde gerekli dersleri veriyoruz. Şimdi, şimdi, yeni. Vermeye devam edeceğiz.  Durmak yok. Artık biz 'şunu verirler mi, bunu verirler mi?' diye düşünmüyoruz.  Niye? Elhamdülillah elimizde var ama çok daha güçlü olmamız lazım. Eğer gücünüz  olursa karşı taraf ne yapar? Caydırıcılık çok önemli. Bu caydırıcılığı yapmamız  lazım. Bunu başarılı şekilde sürdürüyoruz, sürdüreceğiz."

Bir  üniversite öğrencisinin "Muhalefet eksikliği ve yapıcı eleştiri yapmaması  konusunda ne düşünüyorsunuz?" sorusu üzerine, "Hepimizi üzüyor" diyerek şöyle  konuştu:

"Batı dünyasında diyelim ki iktidar bir şey getirdi. Muhalefet  enine-boyuna inceler, hakikaten ülke, millet için faydalıysa kalkarlar  desteklerler. Ama bizde 'şu beyaz', muhalefet muhalefet ya ona 'siyah' der. Ya  beyaz ya, hayır siyah. Muhalefet anlayışı bu olursa, bundan ülke, millet zarar  görür. Muhalefet etmek için muhalefet edilmez. Ülkeye faydalı olacaksa onu  delillendir o şekilde getir ortaya koy. Anayasa Mahkemesi'ne sürekli yasaları  götürürlerdi. Anayasa Mahkemesi de çoğunu iade ederdi. Böyle bir şey olmaz ki.  Yani yaptığın iş doğru olsun, iktidar da senden istifade etsin. iktidar da senden  istifade edemiyor çünkü bunun adı muhalefet değil. Demokrasilerde hakikaten  samimi, dürüst muhalefet ülkeye güç katar. Samimi olmazsa, art niyetli olursa  bugün olduğu gibi o da kan kaybettirir. Temenni ediyorum ki bunları inşallah  aşarız."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sıfır Atık Projesi kapsamına sürdürülebilir  beslenmeyi de ekleyebilir miyiz?" şeklindeki soru üzerine, şu yanıtı verdi:

"Bu konuda biliyorsun bizim hanım sıfır atık konusunda Türkiye'de bir  çalışmayı başlattı ve götürüyor. Bununla birlikte de devletin tüm kurumlarında  sıfır atıkla ilgili işin geri dönüşüm noktası dahil oraya kadar bu işin üzerine  gidiyoruz. Nedir? İşte diyelim metaller ayrı yerde toplanıyor, kağıtlar, organik,  inorganik, ayrı ayrı yerlerde depolanmak suretiyle bundan nasıl istifade ederiz  bunun üzerine gidiliyor. Ki bu 10 yıllardır yapılmayan işlerdi. Şimdi buna yeni  yeni başladık. Eğer bunu iyi değerlendirdiğimiz zaman mesela organiklerde biz  kompost gübreyi üretebiliriz. Ürettiğimiz kompost gübreyle tarımda çok ciddi bir  açığı kapatırız. Hani diyoruz ya 'doğal ürün', eğer kompost gübreyle  tarlalarımızı gübrelersek oradan doğal ürün alırız. Ama yok azotla ki doğal  olmayan bu gübreyle kalkar da biz oraları gübrelersek bereketi fazla - öyle  diyorlar- bir defa doğal ürün çıkmaz, tamamıyla maalesef birçok hastalıkların da  nesi olur? Üreticisi olur. Şu anda bunu çekiyoruz ve bu bizi ciddi manada  yıpratıyor, üzüyor. Belki de yani ad ad, yeri gelecek tıp ve sağlık dünyası da ne  neyi tetikliyor bunun adını koyacaklar. Ben mesela diyorum ki şu kanser  hastalıkları vesaire bunların menşesine indiğimiz zaman işte bu gübreleme  dediğimiz olayda -doğal gübreleme değil- diğerleriyle yapılan gübreleme bizim  bugün işte bu sağlıksız besin, bunlardan dolayı maalesef bedelini asrın vebası  olarak görüyorum bununla ödüyoruz."

"Çin ile Rusya da aynı blokta yer alıyor"

"Uluslararası ilişkilerde hızla ehemmiyet kazanan Çin ve Türkiye'nin  durumundan bahsedebilir misiniz?" sorusuna da cevap veren Erdoğan, şöyle konuştu:

"Şimdi tabii Çin, şu an dünyadaki en önemli üç ülkeden birisi. Yani  ABD, Çin ve Rusya. Tabii ABD'nin son zamanlarda Çin Halk Cumhuriyetiyle bir  sürtüşmeye girmiş olması, Çin'in de bir karşı hücuma geçmesine neden oldu. O  (Çin) da ona (ABD) karşı şimdi bir yaptırım uygulamaya başladı. Tabii aynı  şekilde Rusya'yla olan bu karşılıklı ataklar, yaptırımlar vesaire. Tabii  siyaseten Rusya Federasyonuyla Çin Halk Cumhuriyeti adeta aynı siyasi  tercihlerde, aynı blokta hareket ediyorlar diyebilirim. BM Güvenlik Konseyi'nde  şu anda ABD, İngiltere, Fransa bir blokta yer alıyorsa, Çin ile Rusya da aynı  blokta yer alıyor. Yani bu bir yerde de aslında denge unsuru olmaları bakımından  da önem arz ediyor. Bu özellik bir yerde BM Güvenlik Konseyi'nde yani bizler için  önemli. Çünkü BM Genel Kurulu, aslında kendi içinde ayrı bir güç ama BM Güvenlik  Konseyi'ne tercihte BM'deki 196 ülkenin bakıyorsunuz onlar üzerindeki tesiri çok  da fazla olmuyor. Çünkü 5 artı 15 geçici üye ve bu geçici üyelerin zaten daimi  üyeler üzerinde bir tesiri yok. El kaldırıyorlar, indiriyorlar. Kaldırsa ne olur,  kaldırmasa ne olur? Sadece bir marka, 'Geçici Üye' bu kadar. Her şey o beş tane  üyenin ve bir tane üyesinin dudağı arasında. Onun için de işte 'Dünya beş'ten  büyüktür' diyorum. Benim tezim de bu."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu görüşün yaygınlaşması gerektiğini  vurgulayarak, kimi ülke liderleriyle yaptığı ikili görüşmelerde "Dünya beş'ten  büyüktür" söylemine kimsenin itiraz etmediğini "ama" diyerek şerh koyduklarını bu  "ama" kelimesinin tehlikeli olduğunu ve bundan kurtulmak gerektiğini söyledi.

"Biz iddiamızın arkasında dursak, iddiamızı hep birlikte tam manasıyla  savunsak zaten dünya bu kadar zulme rıza göstermez" diyen Erdoğan, şöyle devam  etti:

"İşte dünyada nerede nelerin olduğunu görüyorsunuz. Bakın şimdi  Suriye'de olanlar, İdlib'te olanlar... Yüzlerce, binlerce kişi ölüyor. Şu anda 3  milyon 600 bin Suriyeli bizde duruyor ve maalesef ana muhalefetin başındaki zat  ne diyor, 'ben bunları kovarım.' Çıkıyor işte bir belediye başkanı, onlardan 'ben  bunları burada yedirmem, içirmem, doyurmam, gönderirim.' Ya Allah göstermesin  aynı şey bizim başımıza gelmiş olsa, öyle mi? Biz varil bombalarıyla bombalansak,  herkes bize kapısını kapasa halimiz nice olur? Bu insanlar keyfine buraya  gelmemiş ki? Şimdi biz hayvan haklarını konuşuyoruz değil mi? Hayvan haklarını  konuşurken, insan haklarını niye konuşmuyoruz? Dünyada İnsan Hakları Evrensel  Beyannamesi var ama İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine acaba dünya  devletlerinin kaç tanesi sahip çıkıyor? Kaç tanesi saygı duyuyor? Şimdi 4 milyona  yakın insan bizim ülkemizde mülteci. Şimdi bizi gördükleri zaman 'siz ne kadar  güzel şeyler yapıyorsunuz, sizi tebrik etmek lazım.' Tamam da bize verdiğiniz  sözler var, önce onları yerine getirin. Avrupa Birliği olarak bize diyorsunuz ki,  3 artı 3 milyar avro biz size ilk etapta göndereceğiz, size bu konuda yardımcı  olacağız... Tamam da biz şimdiye kadar 36 milyar dolar harcadık. Nerede sizin  vereceğiniz o paralar? Dürüst değiller dürüst. Bu Avrupa Birliği, bu Batı dürüst  değil. Bu millet başka."

Sen bakkal dükkanın üzerinde o tabelayı kaldırsan ne olur,  kaldırmazsan ne olur?"

Bazı belediyelerin iş yerlerindeki Arapça tabelaları kaldırma konusuna  da değinen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Diyor ki 'ben bu Arapça harflerini burada görmeyeceğim.' Ya bu  terbiyesizlik ya. Senin görmek istemediğin Arap harfleri, şu anda uluslararası  literatürde, BM'de konuşma dili olarak kullanılıyor be cahil. Ama biz şu anda  orada konuşma dili olarak kullanılmıyoruz. Basarsan parayı sen de kullanılırsın.  Basmazsan parayı seni kimse kale almıyor. Ama Arapça şu anda uluslararası  literatürde yerini almış. Sen bakkal dükkanın üzerinde o tabelayı kaldırsan ne  olur, kaldırmazsan ne olur? Önemli olan insanlık, insanlık... İnsani olarak bu  insanlara biz ne yapıyoruz? Yani bir tane o Ege'de, Akdeniz'de o yavrular  kurtarıldığı zaman bunun Allah katında olan karşılığı nedir, ne değildir? Biz  buna bakacağız. Onun için de biz yaradılanı yaradandan dolayı seveceğiz. Acaba  biz ne kadar mazlumun yanında yer aldık, mağduru kurtardık ona bakacağız. Çünkü  hesap gününde hesabımızı biz bunla vereceğiz. Onun için darda kalanın yanında  olacağız. Bu benim vatandaşım da olsa, aynı şekilde bize sığınanlar da olsa  kapımızı kapamayacağız. Bizim medeniyetimizde iki kavram çok önemli. Bunun bir  tanesi ensardır, bir tanesi muhacirdir. Benim peygamberim bile muhacirdir  biliyorsunuz. Medine ensardır. Biz böyle bir medeniyet ve kültürden geliyoruz.  Ana muhalefetin başındaki zat böyle demiş bu bizi bağlamaz. Ama Türk milletinin  tarihinde, İslam ümmetinin tarihinde bu var. Onlarınkinde bu yok. Onun için biz  bildiğimizi yapmaya devam edeceğiz. Neticesi de bunun çok çok güzel olacak." diye  konuştu.

Beyin göçünün azaltılması konusunda yapılacaklara ilişkin bir soru  üzerine Erdoğan, "Ben şimdi şaşırdım. Çünkü sizin söylediğiniz belki 10-15 sene  önce olabilirdi ama şu anda Batı'nın ilmini alma noktasında bizim taleplerimiz,  tekliflerimiz vardır ama beyin göçü noktasında göç minimize olmuştur. Şimdi tam  aksine geri göç başlamıştır. Biz bu geri göçü de gerek üniversitelerimizde  gerekse sağlıkta hastanelerimizde bunları almaya başladık. Bunları aldığımız  içindir ki şu anda Avrupa'dan bizim hastanelerimize gelen hastalar var.  İskandinav ülkelerinden, Hollanda'dan, bize şu anda hasta geliyor. Niye? Çünkü  gerek hastanelerimizin kalitesi gerek doktorlarımızın nitelikleri sebebiyle bir  dönüş, burada kalite var, dolayısıyla hastalar da buraya geliyor. Hamdolsun  sağlık turizminde faaliyetimiz her geçen gün artıyor." ifadelerini kullandı.

Erdoğan, devletin yurt dışına kariyer için öğrenci gönderdiğine  değinerek, "Bunu da yapmalıyız çünkü dünya ile birçok konuda entegre olmamız  lazım. Mesela ileri teknolojide biz dünya ile belli ülkelerle entegre oluyoruz.  S-400'de ortak üretim için 100 mühendisimizi oraya gönderdik, ortak üretim  yapacağız. Nükleer enerjiyle ilgili biz yüzlerce mühendisimizi Rusya'ya  gönderdik. Çünkü nükleer enerjiyi ülkemizde aktif hale getireceğiz. Aynı şeyi  Avrupa'yla olsa Avrupa'yla yapıyoruz, Amerika'yla olsa Amerika'yla yapıyoruz.  Çünkü artık insanlığın bu alanlardaki ortak çalışma zemini gelişmekte ve  genişliyor." diye konuştu.

Sosyologların istihdamına yönelik bir soruya Erdoğan, "Sosyolog çok  çok önemli. Yönetimde, yöneticilerin de ihtiyacı var ama eğitimde de çok çok  önemli bir alan." karşılığını verdi.

Erdoğan, bedelli askerlik konusundaki bir soru üzerine, "31 bin  lira... Bu aslında oradaki askerlik süresi içerisinde 6 aylığa muadil bir rakam.  Ayda 5 bin küsur alıyor ve onu 6 ile çarp. O 6 aya muadil bir rakam. Dolayısıyla  alacağı maaş karşılığı yapacağı bir ödemedir." dedi.

Boğaz'da denizin altından geçecek olan 3 katlı projeyle ilgili  çalışmaların hazır olduğunu, projenin ihalesini yapıp uygulamaya sokacaklarını  belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"Kanal İstanbul, aynı kararlılıkla devam ediyor. Bazı ülkelerin ve  firmaların şu anda ona da talepleri var. Bu taleplerle birlikte Kanal İstanbul'u  devreye sokacağız. Onda da geri adım atmak gibi bir şey söz konusu değil. Çünkü  Kanal İstanbul'u o kadar önemsiyoruz ki dünyanın en saygın projelerinden biri  olarak görüyoruz. Orada da çift şehir planlıyoruz. Çift şehirden kastım,  Karadeniz'le Marmara'yı ayıracağı için orada her iki tarafta muhteşem şehirler  oluşturacağız. Bunlara sıfırdan başlanacağı için proje de ihtişamıyla bir  farklılık ortaya koyacak. Bu farklılığıyla beraber Kanal İstanbul kendinden  bahsettirecek. Süveyş Kanalı'nı, Panama Kanalı'nı dünyada herkes bilir. Şimdi  İstanbul, İstanbul Boğazı'yla bir de Kanal İstanbul'uyla Çanakkale Boğazı'yla  olduğu gibi dünyada farklı bir yere oturmuş olacak. Onunla ilgili bazı görüşmeler  şu anda yapılıyor, dünyadan bazı firmaların katılma talepleri var."

"Marmaray'dan 341 milyon 432 bin yolcu taşındı"

Erdoğan, Marmaray'ın CHP'nin karşı çıkışları nedeniyle belirlenenden  geç açıldığını ifade ederek,  şu bilgileri verdi:

"29 Ekim 2013'te açılışını yaptık. O günden bugüne kadar Marmaray'dan  341 milyon 432 bin yolcu taşındı. Osmangazi Köprüsü Temmuz 2016'da trafiğe  açıldı. Bugüne kadar 22 milyona yakın araç Osmangazi Köprüsü'nden geçti. Yavuz  Sultan Selim Köprüsü, 26 Ağustos 2016'da açıldı ve şu ana kadar oradan da 41  milyon araç geçti. Avrasya Tüneli, 19 Aralık 2016'da açıldı. Bugüne kadar oradan  da 40 milyon araç geçiş yaptı. İstanbul Havalimanı, nisan ayında iç hatlarda 6  bin 581, dış hatlarda 20 bin 281 olmak üzere 26 bin 862 uçak iniş kalkış yaptı.  Yolcu trafiği iç hatlarda 1 milyon 7 bin, dış hatlarda 3 milyon 405 bin olmak  üzere toplamda 4 milyon 412 bin olarak İstanbul Havalimanı'ndan gidiş geliş  gerçekleşti. Atatürk Havalimanı millet parkı haline geliyor. Şu andaki mevcut  binaları fuara dönüştüğü zaman hem millet parkı hem fuar olacak bir de  uluslararası uçuşlarda iş adamlarının geleceği bir bölümünü şu anda ona ayırmış  olacağız. Şehir içinde bir havalimanı bulunmuş olsun. İstanbul Havalimanı, Sabiha  Gökçen, bir üçüncüsü de burası."

"Hans'ın, George'un ağzıyla konuşanlara haddini bildirmek gerekir"

"Ülkemizdeki patronlar,  neden ülkemize destek olmak yerine, köstek  oluyorlar. Aynı gemide değil miyiz? Boşnak olarak Türklerden birlik olmayı  öğrendik. Neden böyle davranıyorlar?" sorusuna Erdoğan, "Maalesef bu dediğiniz  tipler, burjuvazi sınıfı yerli olamadılar, milli olamadılar. Bu milletin ekmeğini  yediler. Bu millete, hala ekmeğini yedikleri halde ne yazık ki bazıları ihanet  etmeye devam ediyorlar. Geçenlerde bir toplantıda söylemek zorunda kaldım. Çünkü  ben bu milletin değerlerine saygısızlık yapana 'eyvallah' diyemem. Çünkü kalkıp  da Hans'ın, George'un ağzıyla konuşanlara haddini bildirmek gerekir." cevabını  verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İstihdamı konuşuyor... Sen bu kadar zenginsin.  Ne olur fabrikana, 50 kişi daha, 25 kişi daha fazla alsan ölür müsün, biter  misin? Yapmazlar. Onlar öyle yapmasa da biz, yapanı bulacağız. Onlarla bu yolda  yürüyeceğiz." dedi.

Türkiye'nin bu yıl  istihdamda 2,5 milyon artış hedeflediğini anlatan  Erdoğan, Türkiye'deki tüm oda ve borsalarla Ankara'da görüştüklerini ve istihdam  konusunda söz aldıklarını belirtti.

Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

"Bakıyorsun bir tane bu tür birisi çıkıyor, diyor ki; 'Sen iktidarın  yardımcısı mısın veya sen orada bakan mısın?' gibi laflar ediyorlar. İktidar ne  istiyor? İşsiz insanlara iş. Bu gemi hepimizin değil mi? Burada beraber değil  miyiz? Batarsa beraber batmayacak mıyız? 3,5,10, 20 kişi fazla al yanına. Krediye  sıkıştığın zaman bizden yardım istiyorsun, destek istiyorsun. İşçi ve işsizle bu  noktada münasebeti kurmak gerektiği zaman niçin orada devreye girmiyorsun. Ben  bütün sivil toplum kuruluşları ile çalışırım, onlardan gerekli desteği isterim,  bu da benim görevimdir. Vermeyenler yoluna, verenlerle de biz yolumuza devam  ederiz. Bunu da yaparız, yapacağız, buna mecburuz."

"Asla ümitsiz olmayın"

Öğrencilere başarılar dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu yolda asla  ümitsiz olmayın. Dışarıya kariyer için gitme konusunda, başarılı olanlara her  zaman yardımcı olmak bizim görevimizdir. Batı'da herhangi bir kariyer yapma,  bizim için kayıp değildir, kazançtır." dedi.

Mehmet Akif Ersoy'un, "Alınız ilmini garbın alınız sanatını /  Veriniz  hem de mesainize son süratini" dizelerini hatırlatan Erdoğan, "Biz bunu  yapacağız. Batı'ya gidip, Batı'da kaybolmayacağız. Oranın ilmini alıp, ülkemize  döneceğiz. Yapmamız gereken bu." diye konuştu.

Erdoğan, yerel seçimlere 5 hafta kaldığını anımsatarak, "5 hafta sonra  İstanbulumuzun kaderini, farklı bir şekilde çizelim. Zenginleştirelim, birlik,  beraberlik, dayanışma içinde inşallah İstanbulumuzu geleceğe taşıyalım." diyerek  sözlerini tamamladı.

İstanbul Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü mezunu  müzisyen Pınar Süer'in Neşet Ertaş'ın Gönül Dağı eserini seslendirdiği program,  Erdoğan'ın gençlerle özçekim yapmasıyla sona erdi.
 

 

ETİKETLER