Çılgın baba Hakan Vreskala

17 Şubat 2012 Cuma - 0:13 | Son Güncelleme : 17 02 2012 - 0:13

Farklı tarzıyla kendine has bir dinleyici kitlesi oluşturan Hakan Vreskala’dan samimi açıklamalar


10 yıldır İsveç’te bir kalp atıyor kıpır kıpır, biriktiriyor tüm yaşadıklarını müziğine yansıtmak için. İzmir’in kordonundan, İstanbul’un meydanlarından, İsveç’in soğuk ikliminden bir sürü duygu, deneyim eklemiş notalarına ve tarzını bir türlü çözemediğimiz şarkıları çıkmış ortaya. Albüm tanıtım konserleri için Türkiye’ye gelen Hakan Vreskala’dan bahsediyorum. Belki henüz onu tanımıyorsunuz ama dinleyince neden bu kadar ilgi çektiğini anlayacaksınız.

Baba tarafından Makedon bir ailenin İzmir’de dünyaya gelen oğlu Hakan Vreskala. Müzik eğitimi için İsveç’e yerleşip orada kendine bir hayat kurmuş. Bu hayatın içinde 6 yaşındaki oğlu Axel Sarp da var. Öyle ki Hakan’ı İsveç’e bağlayan tek şey oğlu olmuş. İsveçli olan eşi ile Sarp 2 yaşındayken ayrıldıkları için bir hafta annesinde bir hafta babasında kalıyor Sarp. Biz de bu bilgiden hareketle nasıl bir baba olduğunu, albümünü ve yepyeni projelerini konuştuk bolca.

“Baba olduktan sonra adam oldum”

Çocuğunuz olduktan sonra hayatınızda birçok şeyin değiştiğine vurgu yapıyorsunuz hep. Nedir bu değişimler?


Empati duygum çok gelişti öncelikle. Daha önce bu duygudan yoksun olduğumu fark ettim. Karşınızda açken rahatsız olan ama ne olduğunu anlamayan, susadığını bilmeyen küçük bir insan var. Bazen annesini özleyip babasına ayıp olduğu için söyleyemeyip içine atan bir insan. Hep bir adım önde olmam gerekiyor. Bir çocukla tek başına kalmak ayrı bir psikoloji. Eşimle beraber yaşaydım herhalde bu kadar kaliteli zaman geçirmezdim oğlumla. Onu bu kadar tanımaz, biraz daha standart bir baba olurdum.

Nasıl vakit geçirirsiniz baba-oğul?

Müzisyen olduğum için hafta içi pek işim olmuyor evdeyim. Oğlum bende olduğunda tüm paramızı yatırdığımız legolarla oynuyoruz, TV izlememeye çalışıyoruz, alışverişe gidiyoruz, Hint yemeği yiyoruz, ben bir yerde oturup bira ya da kahve içiyorum o da sütünü… Biz küçükken elektrik borularıyla külah yaptığımız kağıtları atardık, tüftüf denir ona. Bir yandan dokunaklı anlar yaşayarak tüftüf oynuyoruz ve başka oyunlar da. Bisiklete, kaykaya biniyoruz yani aklına gelecek her şeyi yapıyoruz. Çok eğleniyoruz her şeyden önce. Muhteşem bir arkadaş ama hep bir adım önde olmam gerekiyor.

Tüm bunlar insanda inanılmaz bir empati yaratıyor ve ister istemez yaptığım müziğe de yansıyor. Çünkü empati yeteneği her şeyin hissedilişindeki hassasiyeti 100 kat artırıyor. Ben baba olduktan sonra adam oldum diyebilirim. Daha önceki kariyer peşinde, materyalist, huzursuz hayatım çekilmez geliyor bana açıkçası.

Sizinle ilgili anlatımlarda sıkça rastlanan “zıpırlığınız” da ortadan kalktı mı baba olunca?

Farklı şekilde oldu, mesela ben de hayatımı daha kaliteli yaşıyorum artık. Muhakkak ki daha az zaman kalıyor bana ama hayatımdaki gereksiz her şeyi attım. Dışarı çıkmıyorum belki ama insanlar bana geliyor. Muhabbetin değerini yeniden keşfettim. Eve insanlar gelsin, çocuklu insanlar gelsin, yemek yapalım, çocukları da işin içine dahil edelim ki baş ağrısı olmasın. Bu ve benzeri şeyler daha çok önem kazanmaya başlıyor. Artık çok daha keyif alıyorum hayattan. Zıpırlığı oğlumla beraber yapıyorum diyebilirim.

“Ayrılık bence çok acınası bir durum”

Birçok çocuğun hayalindeki eğlenceli bir babasınız diyebilir miyiz?


Aslında bunlar yeterli değil. Bir çocuk anne ve babasının bir arada olmasını ister. Doğrusu da budur. Ki ben anlattıklarımla ayrılığın reklamını da yapmış olmayayım, aksine bence çok acınası bir durum. Çünkü çocuğun anne ve babasına ihtiyacı var, bu kadar basit! Yetişkinler açısından bencil bir durum; çocuğu anneye verip babaya vermemek, babaya verip anneye vermemek. Yani aslında benim bencilliğim, eski eşimin bencilliği, işin gerçeği bu. Vicdan azabı veriyor tabii bu, vicdan azabı ise daha bir dört elle sarılma güdüsünü getiriyor. Evet, işin %99’u sevgi ama %1’i de hala benim vicdan azabımla ilgili...

Sarp ile Türkçe konuşuyor musunuz?

Benim geliştirdiğim bir metotla konuşuyoruz. Günlük hayatta her şey Türkçe komutlar ve nesneler gibi ama duygular anlatılacağı zaman İsveççe giriyor işin içine. Her şeyi anlamasını istiyorum çünkü. Kızacağım zaman Türkçe konuşmuyorum (Gülüyor). Türkçe ile ilgili kötü anıları olsun istemediğimden bu da. Bir de çok temkinli gidiyorum. Sıkılmasını istemediğim için yüklenmiyorum. Ama oğlumun Türkçesi çok iyi olacak bunu biliyorum.

Sizin metoda göre giderse duygularını Türkçe ifade etmekte zorlanacak :)

Tabii öyle sorunlar yaşıyor ama kendi dilini konuşurken bile duygularını ifade edemediğin anlar oluyor. O değil de başka sorun çıktı. Çocuk sadece benim Türkçemi anlıyor (Gülüyor). O nedenle bu sene dozajı biraz artıracağım.

Getirdiniz mi Türkiye’ye?

Sürekli geliyor. Hatta ilk olarak 3 haftalıkken geldi buraya. Annemler doğum için İsveç’e gelmişlerdi yanımıza ama doğum gecikti ve bizimkiler doğumu göremeden döndüler. Biz de ilk kez çocuk sahibi olmuşuz, hiç deneyimimiz yok ve annemin çocuğu görmesi konusunda deli gibi odaklanmışız. 3 haftalık çocukla atladık uçağa geldik. Sonra “Ne yapıyoruz biz?” dedik. Sonuçta doğduğu coğrafya değil, mikrop falan kapsa ne yapacaksın? O zamandan beri benimle sürekli geliyor. Konserlere de geldi. Çok fazla uçan ve gezen bir çocuk.

“Bir kızım olsun istiyorum”

Müzikle arası nasıl?


Çok çok iyi ama kıskançlık giriyordu işin içine. Ben evde gitar, darbuka çalınca sanki onunla bir rekabet haline girmiş gibi oluyor. Ben adımlar atıyorum tabii bunu aşması için. Şimdilerde kendi ilgi gösteriyor. Projem başarıya ulaştı yani (Gülüyor). Zaten hiçbir şansı yok, o da müzisyen olacak.

İleride babalığı 2. kez yaşamayı istiyor musunuz?

Evet, kesinlikle bir kızım olsun istiyorum. Sanırım ben kız arkadaş istemiyorum ama çocuk istiyorum. Kız arkadaşlar zor oluyor :)

Ekşi Sözlük’teki arkadaşınız olduğunu söyleyen birinin uzunca yazdığı bir hikaye var. Gerçek midir o?

Evet gerçek. O hayatımda çok önemli rol oynayan arkadaşlarımdan biridir. Muhteşem bir yazardır kendisi. Ben de çok ağladım onu okuyunca.

Uzun vadede de olsa Türkiye dönüş gibi bir planınızı dile getiriyorsunuz. Çocuğunuzun geleceği de dahil mi bu plana?

Aslında ben Sarp 4 yaşındayken buraya dönmek ve üniversite gerginliği başlamadan kaçalım istiyordum. O yılları burada okumak insanı adam yapıyor. İsveçlilerin duygusallığı çok had safhada ve bu konuda zaafları var. Bu da beni geriyor. Bana göre duygularla yönetilmek, hayatta insanı birazcık başarısız ve mutsuz yapıyor. Benim oğlum da inanılmaz duygusal, bu durumdan kurtulmasını isterdim.

Peki, hayatınızı orada devam ettirme nedeniniz sadece oğlunuz mu?

Sadece oğlum. Benim ilgilendiren 3 şey var; politika, müzik, yemek. Üçünün hası da burada. Aslında şu hikayeyi anlatırsan ne demek istediğim daha net anlaşılacak.

Çok şairane hastalıklar biliyor musun? Ellerimde, dirseğim ve vücudum birçok yerinde kurulukla ortaya çıktı, doktora gittim. İlk sorusu “Sen en zaman geldin İsviçre’ye?” oldu. Ben de benim etnisitemi mi konuşacağız diye çıkıştım. 10 yıl önce gittiğimi söyledim ve doktor aslında bu kurulukların 2 yıl önce bile çıkmasının normal olduğunu, muhtemelen Akdeniz ülkesinden gittiğim için de güneş eksikliği yaşadığımı anlattı. Özetle sen bu coğrafyaya ait değilsin sonucuna getirdi. Bitki gibiyiz aslında, kuruyoruz toprağımızdan alınınca. Bunlar da benim kurumaya karşı geliştirdiğim yöntemler işte (Cebinden CD’lerini çıkarıp gösteriyor).

“Albüm dediğin pahalı bir kartvizit”

Hazır ortaya dökülmüşken sorayım. Nedir bu delinin hikayesi?


Önceki röportajlarda anlattığım için çokça, en güzel çıkan cümleleri hemen sana satayım (Gülüyor). Tek gayem benim gibi insanlarla tanışmakmış, ben de röportajlarda anlattıkça fark ediyorum. Başka hiçbir şey değil. Biraz yalnızlık, biraz cinnet, biraz duygu seli ve kendin gibi insanlarla tanışma derdi… Kim bunlar? Bir şeylere kızgın, bir şeyleri değiştirmek isteyen insanlar. Bu parçaları sunduğumdan beri yolum hep çok güzel insanlara denk geldi, sayıları hiç önemli değil. Dolayısıyla bu albüm benim için işlevini görmüştür. Zaten albüm dediğin, pahalı bir kartvizitten başka bir şey değil.

Bu tanıtımın geri dönüşleri nasıl? Sosyal medyada çoktan yayılmaya başladı şarkılarınız.

Çok keyifli ve pozitif dönüşler alıyorum. Çok kötü olacağını, bir sürü insanla uğraşacağımı düşünmüştüm. Çünkü belirgin bir duruşum, bazı şeyleri hiçe sayışım var. Öte yandan şu da var ki birçok insan hala bilmiyor. Zaten ilgisi olan bilecek gibi geliyor, herkesin bilmesine de gerek yok.

Şarkılarımı dinleyen insanların arkadaşına dinletme hissinin ortaya çıktığını da gördüm. Demek ki insanı harekete geçiren bir şey var. Benim daha öte mutluluk olamaz.

Bu muhalif duruşun uzaktan uzağa devam etmesi zor değil mi?

İnsanlar düşünüyordur “Sen en konuşuyorsun?” diye. Ben bu coğrafyaya aşığım her şeyiyle, kime ne hesap vereceğim ki! Beni elbette zorluyor çünkü saplantı yarattı. Kendimi durduk yere saçma bir gurbet psikolojisi içine sokuyorum. Sağlıklı bir şey değil aslında, platonik bir durum. Ama benim gerçekliğim de bu.

Duvara Karşı tiyatro oyununun müziklerini yaptıktan sonra Türkiye’den hiç teklif geldi mi film, dizi ya da oyun müziği yapmanız için?

Çok sayıda geldi ama İsveç’te yaşıyorum ve sıcağı sıcağına burada olmayınca ciddiyete binmedi o işler. Bu albümden sonra teklifler kesildi tabii. Bir daha da kolay kolay gelmez (Gülüyor). Olsun canım, her yerde olacak da değiliz zaten.

Stand-up yapıyorsunuz İsveç’te hatta Türkiye’de de yapma planınız var. Bu işe başlama hikayeniz nedir?

İsveç’te bunu yapmak zorunda kaldım. İlk projelerimden biri enstrümantal Anadolu müziği yapmaktı, hayata da geçirdik. Sonra “Biz çalışıyoruz ama bu insanlar ne anlıyor?” düşündüm. Her türkünün hikayelerini anlatmaya başladım. Bunlar büyüyüp konserlerden daha çok ilgi çekince, Devlet Tiyatrosu’ndan bir zorlama ile bunu bir One Man Show haline getirdik. Sonunda türküler de kalmadı sadece benim parçalarım, darbuka şovlar, davullar, düğünler, stand-up… Böyle bir şeye dönüştü. Ben çocuk tiyatrosu da yapıyordum, onlara hikaye anlatıyordum. Irkçı karşıtı faaliyetler için biçilmiş kaftandı bu. En zor seyircinin çocuklar olduğunu da belirteyim bu arada.

2 yıldır yapıyorum bunu, sanırım yazdan sonra da Türkçesini yapacağım burada. İsveç’te bu işi “Hayatın kendisi kadar politik, kendisi kadar komik” diye lanse ediyordum, burada da aynı şekilde olacak. Aklıma bir şey gelirse söylemezlik etmeyeceğim. Buna politika da dahil. Birçok kişi kendi kendi sansürlüyor, ben bunu yapmayacağım. Zaten her yaptığım iş gibi dar bir çevreye hitap eden bir iş olacak.

15 Şubat akşamı İstanbul’da tanıtım konserini yapan Vreskala, deli dolu bir performans sergiledi. Gitar, darbuka ve davul şovuyla konsere gelenlere uzun uzun alkışlattı kendini. Vreskala, 16 Şubat akşamı da (bu akşam) Ankara’da dinleyicileriyle buluşacak. Ankara’nın soğuğunda sıcak ve enerji dolu bir gece yaşamak isteyenlere duyurulur!

Röportaj: Hanife Yaşar / hurriyetaile

ETİKETLER

0