Gazetevatan.com » Yazarlar » Paris, daha fazla üstüme gelme!

Paris, daha fazla üstüme gelme!

27 Haziran 2015 Cumartesi


Bizim ekibin yurt dışı seyahatleri meşhurdur. Bugün o seyahatlerin birinde başıma gelenlerden bahsetmek istiyorum. Çok sık karşımıza çıkmayacak türden, sevimli bir hikayeden…
 
Hikayemizin başrol şehri Paris. Ekibimize yeni katılan, uzun zaman eğitimini bu şehirde yapmış şefimiz ve iki arkadaşım, benden birkaç gün önce şehre ulaşmışlardı. Ben de yeni başlamış ünlü bir şovu seyretmek üzere aralarına katılacaktım. İstanbul’da şovun biletlerini satın aldıktan sonra, Paris için yola çıkmak için uçağa bindim.
 
Paris trafiğine ne olmuş öyle? Normal süreden bir buçuk saat geç vardım havaalanından şehir merkezine. Bir süre sonra biten telefon pilimin krizi de beni boğmaya başladı. Gerçi, ne dert ediyorum? Paris’i otomobilin penceresinden seyretsene öyle.
 
 
Yok, durum öyle arka koltukta rahat rahat yayıla yayıla, keyif yapabileceğim bir durum değil. Her şey saati saatine programlı. Otele gidip bavullar bırakılacak. Üst değiştirilecek. Şova yetişmeden bir şeyler atıştırılacak. Ama nerde! Kaybedilen o bir buçuk saat yüzünden hem şovdan, hem de yemekten oldum. Biten telefon pilim yüzünden arkadaşlarıma da ulaşamadım. Otele vardığımız zaman, taksiye ödeme yapmak için elimi cüzdanıma attığımda ise karşıma çıkan para ile, “Şimdi bir kez daha yandık” dedim içimden. 
 
Taksi şoförü ve birçok esnaf, yüksek rakamlardaki euro’yu asla almıyor. Bendeniz, parayı İstanbul’da bozdurmayı unutmuşum. Doğru koş resepsiyona, bozsunlar değil mi? Yok efendim yapamazlarmış; “Karşı kaldırımda, 200 metre kadar uzakta döviz ofisi var, orada bozdurun.” Peki... Yağmurlu bir Paris havasında, bavul lobiye teslim edilerek döviz ofisine koşulunur. Talih bu ya, dükkan kapanmış.
 
Islak, gergin ve uzun yolculuk sonrası sakinliğimi korudum. Tekrar otele geri döndüm ve rezervasyonumu söyledim. Arkadaşlarımın beni beklediğini, parayı bozamıyorlarsa, ödemeyi taksiye onların yapmasını ve sonra onlara nakit ödeme yapacağımı belirttim. Müdürler arandı, bir telefon trafiği döndü. Makbuzlar, fişler kesildi, imzalar atıldı... Dedim ki, “Eyy Paris, duy sesimi!”
 
Gerginim. Tabii, uzun süren trafik macerası iki katı ödenen taksi bedeli de başka bir gerginlik sebebi.
 
Arkadaşlarım beni beklemekten yorulmuşlar, odalarında değiller haliyle. Telefonu şarj ettikten sonra kendilerine ulaştığımda, “Bekle. Şovu kaçırdık ama, harika programımız var. Sakin ol” tembihleriyle otelde beklemeye başladım. Üstüne basa basa tembih ettikleri bir başka şey de, “Siyah giyin. Umarım ceket getirmişindir?”
 
Hoppala! Paris, bu kadar üstüme gelme… Lobide buluştuğum arkadaşlarımdan, ceketim olmadığı için ufak ufak azar işittim. Sürprizleri bir harikaymış ama, korkarım beni içeri alamayabilirlermiş, ceket yüzünden. Bana hazırladıkları harika sürprizin ne olduğunu da öğrendim: Dünyaca ünlü bol Michelin yıldızlı şefin yeni açtığı lüks restoranda bir akşam yemeği.
 
 
 
YARIN:
 
Siyah giymek şart...
 
Ceket işini nasıl çözdük...
 
Peki o yıldızlı yemeklerin başıma açtıklar...