Gazetevatan.com » Yazarlar » Lütfen okuyun ve paylaşın, artık yeter!

Lütfen okuyun ve paylaşın, artık yeter!

06 Mayıs 2018 Pazar


Uzaktan bakınca dizi dünyası, oyuncular, çekimler ne kadar renkli ve keyifli görünüyor deği mi! Hele hele yeni demlenmiş bir bardak çayın sıcağında koltuğa yayılıp şöyle izlemek gibisi var mı? Aman yani bir de setlerdeki çekim düzeninden filan şikayet edenler var değil mi! Aman canım, bulmuş da bunuyorlar, her gün herkes işe gidip gelirken ne kadar yoruluyor, dizi işindekilerin  bir elleri yağda bir elleri balda, mis gibi karavanlarda, ellerinde şampanya, paralar çuvalla, umurlarında mı dünya... Öyle... Değil mi? Değil işte! Öyle olsa,benim gibi azıcık belini doğrultanlar, koşar adım uzaklaşmazlar bu yan keyfim gel dünyadan... Şimdi bu söylediğim ne kadar ukalaca geliyor değil mi! Oysa yıllardır bu kadar uzun set saatlerinde çalışamayacağımı söylediğimde, “ne istiyorsun yani ” diye anlamaz gözlerle bana bakanlara cevabım çok basit oldu hep: Yaşamak istiyorum. Sadece yaşamak.Tek bir ömrümüz var ve ben de bana bahşedilmiş hayatımı tüketmek değil yaşamak istedim. Bir arkadaşımla kahve içebilmek, akşamları ailemle yemek yemek, çocuğumun büyüdüğünü görebilmek... En önemlisi sağlığımı daha fazla kaybetmeden ayakta kalabilmek... Çok şey mi? Türkiye’de dizi çekiyorsanız nerdeyse  imkansız! Bakın birkaç gün önce yaşananlar bunun yeni bir kanıtı!

 

Yaralanan oyuncu

1 mayıs günü , hem de işçi haklarını en çok hatırladığımız gün, TRT için çekilen “Bir Hadis Bir Film” setindeki  çocuk oyuncu yanarak ağır yaralandı. Figürasyon için gelen bir oyuncu da hafif yaralı olarak kazayı atlattı. Eğer iş güvenliği şartları yerinde olsaydı, yangın gibi tehlike arz eden sahneler için ambülans bulundurulmuş olsaydı, çocuğun durumu bu kadar vahim olmayacaktı. Oyuncu Sendikası yıllardır özellikle çocuk oyuncu çalıştırma şartları üzerine mücadele veriyor. Yetişkin set çalışanları dahi dayanamazken, çocuklar dizi çekimlerinde ne hale geliyor, varın siz hesap edin! Üstelik kendi kararları değil bu çocukların! Aileler adeta birbiriyle yarışıyor çocuklarını oyuncu yapabilmek için. Bir sürü üçkağıtçı ajans türedi ve umut tacirliği ile yalandan  para alıyorlar oyunculuk hayalindekilerden. Oysa çocuk oyuncuların büyük çoğunluğunun ne okul hayatı kalıyor, ne beslenme ne de uyku düzeni... Oysa dizi programı, çocukların yaşam düzenine uygun ayarlanmalı. Ama bu kadar uzun dizileri çekmek zorunda olan yapımcıların başta çocuk, tüm set çalışanlarına insani bir çalışma programı sunabilmeleri de hemen hemen imkansız. Mesele yumurta- tavuk hikayesine döndü! Kanallar uzun dizi istiyor, yapımcılar da yetiştirmek için dayanılmaz iş gücüyle insanları çalıştırıyor. Kimse suçlu değil gibi görünse de aslında kimse masum değil, balık baştan kokuyor! Yine 1 Mayıs günü sette iş kazası sonucu yaşamını yitiren Selin Erdem’in ardından 6 yıl geçti! İş Kanunu’nun gerekliliği olan sette çalışma standartlarının düzeltilmesini o gün bugün konuşuyoruz ama bugün hala benzer ihmallerden dolayı bir çocuk yüzde 48 yanık ve akciğer hasarı ile  hastanede yatıyor! Ha böyle şeyler gariban takımın başına gelir filan sanılmamalı, Hülya Avşar’ın, karnında patlattıkları hatalı fünye ve ambulans bulundurulmaması sebebiyle, ölümüne sebep veriliyordu az daha, bunu kimse unutmamalı. Bu durum, sektörümüzün onulmaz yarası!

- En çok star oyunculara iş düşüyor! Ne yazık ki konuşmaya gelince herkes konuşuyor ama çok az oyuncu elini taşın altına koyuyor. Setlerdeki insani  standartlara uygun çalışma koşulları konusunda önce star oyuncular tavrını koymalı. Tüm set çalışanları için şartlar iyileştirilmedikçe dizi kabul etmemeliler! Ama nerde! 10 yıldır  konuşuyoruz ama dediğinin arkasında duran insan sayısı iki elin parmakları kadar. “Tamam” diyenler, hoşlarına giden proje ve düzgün bütçe buldukları an imzayı basıyorlar. Eğer tüm oyuncular 10 sene evvel birlik olmuş olsaydı bugün çoktan dizi saatleri normale inerdi. Ama 5-10 kişinin tavrı yetmiyor. BERNA “hayır” diyorsa hemen yerine “x” kişi konabiliyor. Oysa birlikten güç doğar, hep birlikte itiraz edilerek ancak haklar alınabilir. Gelin görün ki herkes sadece günü kurtarmayı ve kendini düşünüyor. Oyuncular, kendi haklarını koruyan sendikanın kurallarını dikkate almıyor.

- Yapımcılar için de benzer durum geçerli. 120 dakika dizi yapmayı kabul etmeyen yapımcının yerine kanallar işi hemen kabul edene veriyor, “Ekmek parası ne yapayım” diyen yapımcı da kanallar ne isterse onu yapayım derken ipin ucu kaçıyor. Oysa yapımcılar birlik olsa, kimse zinciri kırmadan el ele net tavır koysa dizi saatleri dünya standartlarına iner. Hem yapım kalitesi hem de çalışanların yaşam kalitesi artar.

- Kanallar ise artık bu durumun vehametini görmeli ve insanlık namına aralarında anlaşarak dizi saatlerini makul süreye indirmeli. Sonuçta herkes kazanacak, kalite arttıkça dünyadaki pazarımız artacak. Reyting yarışı uğruna bu kadar usulsüzlüğe izin verilmemeli.