Gazetevatan.com » Yazarlar » Gündem yaratmak bizim işimiz....

Gündem yaratmak bizim işimiz....

05 Ağustos 2017 Cumartesi


Bu haftaki güdemimiz “müftülük nikahı.” Biz bunları tartışıp toplumsal liflerimize tek tek ayrılırken, acaba Türkiye’nin kaderiyle ilgili ne gibi kararlar geçiyor kapalı kapılar ardından?

Gündem yaratmak konusunda ülkemizden ilerisi yok muassır medeniyetler içinde. Güya, “PR”, “Medya yönetimi”, “Algı yönetimi” hep gavur icadı... Kimin icadı bilmem ama layıkıyla uygulayan biziz maşallah. Bir günümüz dahi geçmiyor ki “büyüklerimiz”, kemik kıvamında hararet yaratacak bir mevzuyu önümüze atmasın. Hepimiz işi gücü bırakıp sosyal medyada çarpışıyoruz. Tartışma programları bu sayede televizyon sektörüne tutunuyor, yorumculara ekmek çıkıyor. Bakınız biz gazetelerde yazanlar, “büyüklerimizin” itina ile sunduğu zengin mönüden, toplumu o hafta galeyana getirecek hangi konunun fitilini ateşlesek diye seçim yapıyoruz. Sonuç: Safsata, gürültü, laf salatası, haybeden çene yarışı... Bu arada, “kapalı kapılar ardında Türkiye reality show”u çekiliyor da hiç birimiz onu izleyemiyoruz. Önümüze atılanları dişleyerek birbirimiz arasında çekiştirirken, memleketin başına çeşit çeşit çorap örülüyor gizlice. Biz de ancak, cihatla matematiği anlamak, Evrim teorisini kaldırıp cahilliğe cahillik katmak, kıyılacak nikahı müftülere bırakmak gibi “seviye bir” konularla, köy kahvesi tadında memleket kurtarıyoruz. Bize tahsis edilen sığ sularda boğulup, ufku görmeden ha babam çakıl taşı saymayı marifet sanıyoruz. Ez cümle, bize servis edilen ve bilinçli olarak toplumun çeşitli katmanlarının fayına basan oyalama gündemlerle, memleketin asıl meselelerini elden kaçırıyoruz. Bu hinliklerle halkı elinde oynatanlara da her seferinde bu numaraları yutan biz saflara da yazıklar olsun! Efendim neymiş, bu haftalık bize oyalanmamız için atılan mevzuu “müftülük nikahı” imiş... Geç bunları anam babam, bekleyelim görelim... Biz tartışa tartışa, toplumsal liflerimize tek tek ayrılırken, acaba Türkiye’nin kaderiyle ilgili ne gibi büyük kararlar geçiyor kapalı kapılar ardından? Bize tutulan kırmızı pelerine şartlanmış halde burnumuzdan soluyarak koşarken, neler var kim bilir gözümüzün önünden kaçan?

 

Bir anlaşmazlıkta paylaşılacak çocuklar, mallar olmasa, nikaha da gerek olmazdı.

Kalbin sözü imzadan önemli

Bu arada imam nikahı, müftülük nikahı, belediye nikahı, kilise nikahı, sinagog nikahı, bıdı bıdı nikahı herkes atıp tutuyor ya, yok biribirinden farkı!Toplumsal rollerin belirleyiciliğini sabit kılmak için sonradan icat edilmiş düzenleyiciler hepsi. Sanki eskiden belediye vardı da peygamber efendimiz dini nikah istiyordu! Sanırsın “dini nikah”, dini vecibe için yapılan bir şey! Yahu herkesin mi kafası karışık yoksa kimse tarih sayfası çeviremiyor mu bu ülkede? Nikah, nikahtır. Toplumsal ilişkilerde, mal - mülk paylaşımlarında anlaşma sağlansın, roller tarif edilsin, herkesin pozisyonu belli olsun da günlük yaşamda nizam olsun diye yürürlüğe sokulmuş düzenlemelerden biri hepi topu.

Toplumların doğrudan din üzerinden yönetildiği zamanlarda, dini nikahla adı konulan anlaşmaları onaylama görevi, hukuk düzeniyle kamu görevlileri eline verilmiş. Ve evet bu sebeple, hiçbir önemi olmasa da, laik düzende bu aktin hukuki şahidi bir dini kurum olmamalıdır. Yoksa, ha imam kıymış nikahı ha hiç tanımadığın belediye başkanı, ha internetten atmışsın imzayı, ne fark edecek! Eğer ortada, olası bir anlaşmazlıkta paylaşılacak çocuklar, mal - mülk gibi unsurlar olmasa, evlilik için nikaha da gerek olmazdı, kandırmayalım birbirimizi. Nikah dediğimiz şey, birliktelik için değil, ayrılıklarda mağduriyeti önlemek için ortaya konmuş bir düzenlemedir. Bu, ilişkilerin ve rollerin topluma ilanı için yapılan “adına koyma” işlemlerinde maneviyat, duygusallık vs aramak saflıktır. Ama dini, ama belediye ama müftü aracılığı ile onaylanacak tüm evlilik akitlerinin amacı, olası bir boşanma sırasında kazanılacak hukuki haklar için bir teminattır sadece.

Evet, kendini bildi bileli aynı adamın elini tutan, 21 yıllık kanuni evliliği ve çocuğu olan, bir kadın yazdı bu satırları.

Çünkü bir hayatı paylaşmak ve aile olmak, toplum önünde verilen sözlerin ve sağlama alınmak istenen teminatların çok ötesinde, gönlümün sözü imzamdan çok daha kıymetli benim için.