Asıl mahalle baskısı Aleviler'e...

Şule TÜRKER / VATAN |  01 Kasım 2010 Pazartesi - 10:44 | Son Güncelleme : 01 11 2010 - 10:44


Hükümetin Alevi açılımı konusunda tartışmalar sürerken, EIDHR (Avrupa Birliği- Demokrasi ve İnsan Hakları Aracı)’nin desteğiyle “Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik için Hareketlenme” başlıklı proje kapsamında “Türkiye’de Alevi olmak” araştırması yapıldı

TÜRKİYE’DE ALEVİ OLMAK

Alevi Kültür Dernekleri ve Alevi Enstitüsü’nden Cahit Korkmaz’ın proje direktörü olduğu çalışmanın araştırma koordinatörlüğünü Yrd. Doç. Aykan Erdemir yaptı. Proje konsorsiyumu ise Alevi Kültür Dernekleri, ODTÜ Sosyoloji bölümü, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Alevi Enstitüsü’nden oluşuyor. Yrd. Doç. Erdemir’in yürüttüğü projenin amacının, “18 yaş üstü Alevi yurttaşların yaşamlarında karşılaştıkları her türlü ayrımcılık, dışlanmışlık, engelleme, ötekileştirme ve nefret söylemlerini ortaya koymak” olarak belirtiliyor.

Çalışmada, “Alevi yurttaşların maruz kaldıkları sistematik ayrımcılık uygulamalarını ifşa etmek, toplum ve kamu nezdinde ayrımcılığa ilişkin farkındalığı artırmak ve eşit yurttaşlık mücadelesine hız kazandırmak için veri toplandığı” vurgulanıyor. Çalışmada, “Aleviler kendilerini nasıl tanımlıyorlar?”, “Kime güveniyorlar?”, “Ayrımcılık arttı mı?”, “Alevi açılımı başarılı olacak mı?” gibi soruların çarpıcı yanıtları ortaya çıkıyor. Yrd. Doç. Aykan Erdemir, çalışmasını ve sonuçlarını VATAN okurlarına detaylarıyla anlattı...



Kaç ilde yapıldı?

Çalışma, 14 ilde; Adıyaman, Amasya, Ankara, Aydın, Bursa, Erzincan, Gaziantep, Isparta, İstanbul, İzmir, Kars, Mersin, Sivas, Zonguldak’da yapıldı.

Kaç kişiyle görüşüldü?

Çalışma 258 mülakat, 1672 de internet tabanlı olarak gerçekleştirildi.

Ne kadar sürdü?

Proje 4 Mart 2009’da başladı, 18 ay sürdü.

Alevilik’te de ‘çeşitlilik’ var

Yrd. Doç. Aykan Erdemir, Alevilerin kendini tanımlamalarını şöyle yorumluyor: Sünnilerde olduğu gibi Aleviler de hetorejen bir topluluk, yani çeşitlilik arz ediyor. Alevilerin bir kısmı, Aleviliği bir inanç ya da din olarak sunarken, küçük bir kısmı için yaşam biçimi. Kendilerini farklı şekilde adlandırıyorlar.

13 yıldır Aleviler üzerinde çalışan, “Türkiye’de Alevi olmak” araştırmasını yapan Yrd. Doç. Aykan Erdemir, anketin sonuçlarını VATAN’a şöyle yorumladı.

Alevilere yönelik ayrımcılık araştırması fikri nasıl ortaya çıktı?

Bu proje aslında Avrupa Komisyonu Demokrasi ve İnsan Hakları Aracı çerçevesinde alınan bir destekle yürütülen ikinci ayrımcılık çalışmamız. Daha önce de yine Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Araştırmalar Koordinatörü Cahit Korkmaz’ın yürütücülüğünde Alevi sivil toplum kuruluşlarının gözlemleme ve savunuculuk kapasitelerini geliştirmeye yönelik bir proje hayata geçirmiştik. İlk projedeki amacımız, Türkiye’de ayrımcılıkla mücadele ile ilgili farkındalık yaratmak ve yaratıcı mücadele yöntemleri geliştirmekti. O proje bize Aleviler’in Türkiye’de maruz kaldığı ayrımcılığın nesnel verilerle belgelenmesi gereksinimi olduğunu göstermişti. Türkiye’de Alevi yurttaşlara yönelik inanç temelli ayrımcılığın ne kadar yaygın olduğunu görmek istiyorduk. Eurobarometer denilen ve her yıl tüm AB ülkelerinde yapılan bir anket var. Eurobarometer Türkiye’de de uygulanmasına rağmen ayrımcılıkla ilgili anket yapılmazdı. Biz bunun önemli bir eksiklik olduğunu düşündük. Kendi kısıtlı olanaklarımızla da olsa en azından Alevi yurttaşlar açısından ayrımcılığı araştıralım dedik.

Neden Aleviler?

1996 yılında lisanüstü eğitimime başladığım günden bugüne Alevilik üzerine araştırmalar yürütüyorum. Doktora tezim de Türkiye’deki Alevi örgütlenmesi üzerine. Mezhep temelli ayrımcılığın Türkiye’nin en temel toplumsal sorunlarından biri olduğunu düşündüm hep.

Ne zaman yapıldı araştırma?

Proje 4 Mart 2009’da başladı, 18 ay sürdü. Şu anda proje sonuçlarının sunuşlar ve yayınlar aracılığıyla kamuoyuyla paylaşımı aşamasındayız.

18 ay uzun bir süre değil mi?

Aslında projenin saha araştırması bir ay sürdü. 2009 yılı Temmuz ve Ağustos aylarında 14 ilde uygulandı. Hemen sonrasında da internet anketi gerçekleştirildi. Ama proje yalnızca bir veri toplama projesi değildi, aynı zamanda ayrımcılıkla yaratıcı mücadele yöntemleri geliştirme amacıyla ayrımcılık karşıtı bir koalisyon oluşturma projesiydi. Araştırmamızın verileri de Türkiye’de ilk defa 40 örgütün katıldığı ayrımcılık karşıtı koalisyonun oluşturulması için kullanıldı. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı binasında, insan hakları örgütlerini, engelli örgütlerini, cinsel yönelim örgütlerini, inanç örgütlerini, etnik kimlik örgütlerini, kadın örgütlerini ve sendikaları biraraya getirdik. Projemizin merkezinde çoklu ayrımcılıkla ortak mücadele kavramı var. Biliyoruz ki insanlar yalnızca inançları nedeniyle ayrımcılığa uğramazlar. Aslında hepimiz gündelik hayatta farklı kimliklerimiz nedeniyle çoklu ayrımcılığa uğruyoruz. Bununla tek tek mücadele etmek mümkün değil. Kısacası ya hep beraber, ya hiç birimiz...

Böyle bir koalisyon mu oluşturuldu?

Evet. 24 Kasım 2009’da basın açıklamasıyla, Hükümetin Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu kanun tasarısına katkı verme talebimiz dile getirildi. Ne yazık ki Hükümet, Paris ilkelerini ihlal etti ve sivil toplum kuruluşlarını dikkate almadı. Bir kez daha katılımcılığa ve yönetişim anlayışına ne kadar uzak olduğunu gösterdi...

Koalisyon çalışmaya devam edecek mi?

Bugüne kadar üç kez toplandık. Israrla şunu dile getirdik: Türkiye’de insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele söz konusu olduğunda AB’nin ve Avrupa Konseyi’nin ilkeleri çerçevesinde biz de sürecin parçası olmak istiyoruz. Fakat ne yazık ki Türkiye‘de “ülkeye komünizm gerekiyorsa onu da biz getiririz” anlayışı hala egemen. Hükümet, “insan hakları gerekiyorsa onu da devlet yapar, topluma seyretmek düşer” anlayışında. Umarım koalisyonumuz devam eder. Umarım gün gelir hükümet, savunuculuk yapan örgütleri dinler.

Peki Türkiye’de Aleviler kendilerini nasıl tanımlıyorlar?

Öncelikle söylemek gerekir ki, aynı Sunnilerde olduğu gibi Aleviler de hetorejen bir topluluk, yani çeşitlilik arz eden bir topluluk.

Aslında genel kanı bu çeşitliliğin Alevi toplumunda olduğudur?

Doğru. Halbuki dünyadaki tüm inanç toplulukları, aynı Sunnilerde de olduğu gibi çeşitlilik arzeder. “Aleviler kendilerini nasıl tanımlıyor?” araştırmasından çıkan birinci tepsit bu. Gerek inançları, gerek adlandırma biçimleri farklı.

İkinci tespit nedir?

İkincisi, Alevilerin bir kısmı, Aleviliği bir inanç ya da din olarak sunarken, az da olsa bir kısmı için bu bir kültür, felsefe, yaşam biçimi. Yani onlar için Alevilik inancın da dışında bir anlam taşıyor. Daha doğrusu inanç dışı anlamlar taşıyabiliyor.

Bu şaşırtıcı bir tespit mi?

Çok da şaşırtıcı değil. Bugün biliyoruz ki Yahudilik de buna benzer alt gruplar barındırmakta. Daha süküler Yahudiler mevcut ki bunlar Yahudiliği, bir kültür, felsefe olarak algılıyor, yani onlar için din boyutu ağır değil.

Araştırmadan bu konuda çıkan başka sonuç var mı?

Kendilerini farklı şekilde adlandırıyorlar; Tahtacı, kızılbaş gibi... Farklı adlandırma biçimleri, bize şunu gösteriyor, Aleviliğin, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi çok merkezileşmiş, kurumsallaşmış bir yapısı yok. Dolayısıyla da gerek geleneksel farklılıklar, gerek yöresel farklılıklar, farklı adlandırma biçimleri olarak karşımıza çıkıyor.

Bu bir sorun teşkil ediyor mu?

Hayır, Alevilik açısından bu bir sorun değil. Çünkü Alevi öğretisinde şöyle bir yaklaşım vardır; “Yol bir, sürek binbir”. Yani Alevilerin yolu birdir, fakat bunun binbir farklı tezahürü olabilir, binbir farklı yanı olabilir. Konuya Alevi öğretisi içinden bakıp bu çeşitliliği anlamak gerekir.

‘Çeşitlilik engel gibi sunuluyor’

Bu farklılıklar devletten beklentilerde de çeşitlilik, ayrım yaratıyor mu?


Hayır ama bu çeşitlilik Türkiye’de Alevilerin hak ve özgürlüklerinin verilmemesine gerekçe olarak gösteriliyor.

Nasıl?

“Önce Aleviler kendi içinde anlaşsın, ondan sonra biz onların taleplerini yerine getirelim” deniliyor. Ve bu sürekli gündeme getiriliyor.

Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

Hayır. Çünkü Türkiye’de Aleviler çok farklı farklı olsa da, hepsinin ortak bir talebi var; eşit yurttaş olmak. Hiçbir Alevi grupu yok ki Türkiye’de biz üçüncü sınıf vatandaş olalım desin, hiçbir Alevi grubu yok ki biz temel hak ve özgürlüklerimizi istemiyoruz desin. Dolayısıyla ayrıntılara takılmamak gerekir. Elbette ayrıntılarda farklılıklar olabilir. Fakat benzeri farklılık Sunnilikte de, Şiilikte de mevcut. Dediğim gibi bu durum Alevilikte ne yazık ki onlara haklarını vermemek için kullanılan bir bahane.

Demek oluyor, dedeler güçlerini Alevi örgütlerinden alırken, Alevi örgütlerindeki talipler de inançsal otoritelerini dedelerden alıyor. Yani karşılıklı bir bağımlılık ilişkisi. Bu yüzden de Aleviliğin içindeki çeşitlilik daha da arttı diyebiliriz. Dolayasıyla Alevilikteki durum çok anlaşılmaz bir durum değil. Bu çeşitlilik Aleviliğin mevcut sosyolojik yapısının sonucu.

Dedelerin etkisi azalıyor

Dedelerin etkisi artıyor mu azalıyor mu?

Alevilik’te geleneksel olarak dedeler çok etkindir, özellikle inancın içeriğini belirlemede, tanımlamada etkindirler. Fakat artık benim “Talip devrimi” dediğim bu durum yaşanıyor.

Nedir bu?

Aleviler ikiye ayrılır, bir dedeler vardır, inanç hizmeti veren, bir de talipler vardır, inanç hizmetlerini alanlar. Son dönemde Türkiye’de bir talip devrimi yaşandı. Yani Alevi talipler artık inancı belirlemede en az dedeler kadar etkin.

Bunu nasıl anlıyoruz?

Çünkü artık talipler, Alevi vakıf ve derneklerinde yönetici. Çünkü artık talipler Alevilikle ilgili kitaplar yazıyor ve medyada artık taliplerin sesini duyuyoruz. Dolayısıyla dini otorite daha şehre yayıldığı, merkezi olmadığı için çok farklı Alevilik tanımları ve çerçeveleri ortaya çıkıyor. Dedelik kurumu 70 ve 80’li yıllarda zayıflamıştı. 1990’lı yıllarla birlikte dedeliğin yeniden güçlenmesi, talip devriminin sonucunda gerçekleşti. 90’larda Aleviliği canlandıran Alevi dernek ve vakıfları oldu. Ve dedelerin kentlerde yeniden taliplerle buluşmasını ve cemevlerinde hizmet vermesini, örgüt yöneticisi talipler sağladı.

Dedelik neden zayıflamıştı?

Geleneksel anlamıyla tıkanmıştı ve kırdan kente göçle taliplerden kopmuştu. Kentlerde Aleviliği yeniden toparlayan, canlandıran ve örgütleyen, eğitimli talipler oldu. ve dedelere de yeniden bir alan açan, onlara görev veren bu talipler oldu.

Yani dedelik kurumu talipler sayesinde canlandı?

Evet. Ve dolayısıyla Alevilik içinde gücün dağılımı değişiyor. Eskiden dedeler daha etkin ve güçlü konumdayken, bugün artık dedeler, talipler sayesinde sorumlu noktadalar. Görev yapabiliyorlar. Bu şu demek oluyor, dedeler güçlerini Alevi örgütlerinden alırken, Alevi örgütlerindeki talipler de inançsal otoritelerini dedelerden alıyor. Yani karşılıklı bir bağımlılık ilişkisi. Bu yüzden de Aleviliğin içindeki çeşitlilik daha da arttı diyebiliriz. Dolayasıyla Alevilikteki durum çok anlaşılmaz bir durum değil. Bu çeşitlilik Aleviliğin mevcut sosyolojik yapısının sonucu.

Doç. Dr. Aykan Erdemir kimdir?



Araşıtrmayı yapan Yrd. Doç. Aykan Erdemir, Bilkent Üniversitesi mezunu, 13 yıldır Aleviler üzerine çalışıyor. Harvard Üniversitesi Antropoloji ve Orta Doğu Çalışmaları Ortak Programındaki doktorasını da Aleviler üzerine yapan Erdemir, 2004 yılından beri ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nde görev yapıyor. Sosyoloji Derneği ve Anadolu Halk İnançlarını Araştırma Derneği Yönetim Kurulu üyesi olan Erdemir’in Alevilik üzerine çok sayıda İngilizce ve Türkçe makalesi bulunuyor.

YARIN:

* Ayrımcılık arttı mı?
* Hangi konularda ayrımcılık var?
* Çoklu ayrımcılık var mı?

ETİKETLER

0