Gazetevatan.com » Yazarlar » Jinekologun kapısındaki bey

Jinekologun kapısındaki bey

13 Temmuz 2016 Çarşamba


"Her gün en büyük düşmanınla ya da hayatının aşkıyla karşılaşacağını düşünerek giyin."

Öyle de yaparım.

Kendimi bildim bileli, fönsüz, makyajsız sokağa çıkmam.

İstisnalar haricinde.

Hastaneye serum yemeye giderken bile makyajsız adım atmam.

Bir kere kendimi aynada nasıl gördüğüm benim için meseledir.

Bütün modumu değiştirir.

Her sabah uyandığımda işe kendimden hoşlanarak başlamak zorundayım.

Bu da benim varoluş biçimim.


Diyorum ya, bazı istisnalar dışında.

Geçen ağustos mesela...

Bir ay boyunca regl olamadım.

Şiştim. Şiştim.

Artık balona döndüm.

32 bedenden 36 bedene çıktım bir ayda.

Evlere sığamıyorum.

"Ulan" dedim içimden "Bunca yıl peygamberliğe atamamı bekledim. Belki de insanlığı kurtaracak yeni peygamberi dünyaya ben getireceğim." Umut dünyası işte.

Yazarsanız, kafanız hiç normale işlemiyor.

Hep bir çizgide yüksek doz sıçramalar.

Hep bir en deli şeyi düşünmeler.

N'aparsın? Kurgunun esiriyiz be reyiz.



O sabah kalktım.

Duş aldım.

Üstüme bir gömlek elbise geçirdim.

Saçlarımı ıslak ıslak topladım.

Makyajsız koştum evin dibindeki hastaneye. Jinekologa.

Umut ya...

İkinci bir Meryem Ana vakasıyım belki de...

Ya da erken menopoza girdim.

Tabii ya! Bu hayat canımı bu kadar sıktığına göre, otuzda menopoza da bağlar beni.

Kalleş hayat.

Kelekçilik yapma hayat! Daha çok gencim.



Hastaneye girdim.

Asansör bekliyorum.

Leş gibiyim.

Zaten korkudan ödüm patlıyor.

Zaten hastalık hastasıyım.

Betim benzim atmış.

Yine vasiyetimi düşünüyorum o sırada.

Gülmeyin.

Bunlar benim için normal şeyler.

Ben her hastaneye gidişimde vasiyetimi düşünürüm.

O sırada da düşünüyorum.

Yanıma biri yaklaştı.

Uzun boylu biri.

Kafamı kaldırıp gayriihtiyari baktım.

Ay tövbe yarabbim! İnanamadım.

"Şimdi mi?!" dedim içimden.

Dünyanın bütün günleri, bütün anları bitti, şu an mı ulan! Şu an mı?! Aynen eğdim kafamı.



Asansör geldi.

Bindik.

Asansör hareket etmedi.

Takıldı bi şey oldu.

Oğlan tırstı indi.

"Oh!" dedim. "Yırttım!" İnşallah da kulak burun boğaza filan gelmiştir.

İnşallah da plastik cerraha gelmiştir.

Tabii ya! Ne işi var jinekoloji katında?

 

Asansör hareket etti.

Kata çıktım.

Kayıt işlemlerimi yaptırıyorum.

Bankodaki kız "Arzum Hanım bir de parmak izi" dedi.

"Ay" dedim "Al! Gbt'mi de al da bitsin! Bu ne kalabalık ayol!" Jinekoloji katı kaynıyor.

Herkes malum kişiyi dinlemiş zırt pırt doğuruyor demek.

Hava bin derece.

Klimalar aciz.

Parmak izimi verdim ve kafamı çevirdim.

Anam! Bizim oğlan kollarını bağlamış karşımda oturuyor.

Bana bakıyor.

Gülümsüyor.

Hayırdır inşallah!

 

Bakın, jinekologun kapısı biriyle tanışmak için en yanlış yerdir.

Hele ki o biri erkekse.

Ya sevgilisini kürtaja getirmiştir ya karısını doğuma...

Başka bir şey düşünülemez.

Ben de öyle düşündüm.

Sessizce geçip bizim oğlanın en uzağındaki yere oturdum.

Her yer dolu olduğu için aşırı uzağa oturamadım tabii.

Aramızda maksimum üç metre.

Oğlan sürekli bana bakıyor.

Yanımdaki koltuk boş.

Oğlan sürekli bana bakıyor.

Avına kitlenmiş panter gibi it.

Ödüm patlıyor kalkıp yanıma oturacak diye.

Başımı telefondan kaldırmıyorum.

Ama para etmedi.

Oğlan kalktı.

Sakince yanıma oturdu.

"Allahım inşallah da muhabbete girmez" diye dua etmeye başladım bu kez.

Belli ama girecek.

Girdi şerefsiz.

"Ne sıcak di mi?" "Herkes de doğurmaya ne meraklı di mi?" "Di mi?" "Di mi?" "Hıııı..." dedim bir iki kez.

İşlemedi.

"E ben de B..." dedi oğlan.

"Arzum" dedim. "Senin sorunun ne? Dış gebelik mi?" Otuz saniye aptala döndü.

Sanırım o an nerede olduğunu hatırladı.

Jinekologun kapısındayız! Sıra bekliyoruz! Oğlan açıktan bana yürüyor! Pardon, koşuyor.

Sevim koş! Benim Ruz bacıma yürüyorlar! "A... Şey... Kız arkadaşımın günü geçti de..." diyebiledi neden sonra.

"Sen üzülme. Sıcaklardandır" dedim en sakin halimle.

Başka da bir şey diyemedi.

İnsan olan o dakika susar zaten.

Azıcık insan olan.



Beş dakika sonra test sonuçlarını verdiler bunun eline.

Suratı paramparça elveda diyip çıktı hastaneden.

Ben muayeneye girdim.

Stresten şiştiğimi öğrendim.

At gibi sağlıklıymışım.

Yine kutsal bir kişilik olma ihtimalimi es geçtiğime üzüldüm.

Ölmeyeceğim ya da menopoza girmeyeceğim için sevindim.

En azından bir yirmi sene daha.

Ve çıktım hastaneden.



Cake House'a indim.

Melisa'yı aradım.

"Melisa" dedim. "Hani o bizim çok beğendiğimiz, uzun kirpikli, aşşırı yakışıklı, serseri saçlı oğlan vardı ya..." "B?" dedi.

"He" dedim. "B. Az önce tanıştı benimle." "Aaa?" dedi "Kız arkadaşı vardı onun." "Hala var" dedim. "Sanırım haftaya da kürtajları var." "Oha!" diye bir ses geldi karşıdan.

"Oha tabii!" dedim. "Bu arada iyi haber tanrı katından peygamber doğurmakla görevlendirilmemişim." "Aman Arzum! Alemsin!" dedi.



Ben mi alemim, sevgilisini kürtaja getirmişken kapıdan yeni karı kaldırmaya çalışan uzun kirpikli oğlan mı, demedim.

Biz bu çocukla beş yıldır ilk kez neden doğumhane kapısında denk geldik demedim.

Acaba çocuklarımın babası bu mu olacak demedim.

Düşünüp düşünüp sinirden güldüm sadece.



Bir adama dikkatle bakın.

Hayatındaki kadına nasıl davrandığına bakın.

Bugün sizin için elindekinden vazgeçen, yarın başkası için sizden vazgeçer.

Bugün hayatında biri varken başkasına yürüyen, yarın hayatında siz varken başkasına yürür.

Başkasının elindeki şeye uzanmayın.

Ne kadar parlak, cafcaflı görünürse görünsün, başkasına ait olana göz dikmeyin.

Karma şıllığın tekidir.

Keser döner, sap döner, o sap elinizde kalır sonra.

Nereye koyacağınızı şaşırırsınız.

Allah muhafaza!

 

Merak ediyorsanız, jinekologun kapısındaki bey hala aynı kızla birlikte. Geçen gün yeni dizisi başladı. Yazın yayından en hızlı kalkacak dizisi gibi görünüyor. Beyefendi başka kapılarda başka kızlara yürüyor mu bilemem. Beni ilgilendirmez. Ben üstüme düşeni yapıp bir hanım arkadaşımın daha yuvasını kurtardım. Kalanını da garısı düşünsün.



Hayatım, yanlış zaman doğru insan karmasında aktı durdu bir zaman.

Oturdum film izler gibi izledim.

Bayılıyorum hayatımın bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçmesine.

Hastasıyım hayatımın romantik komedi tandansının.

Bazen tür korku-gerilim ya da dram-trajediye kayıyor ama olsun.

O da lazım.

O da güzel.

Kendimi başrolde izlerken hiç ben bu düzeni bozarım, demedim.

Akışı engellemedim.

Aksın gitsin istedim de...

Ben bu düzeni bozarım aga.

Ben bu düzeni çok pis bozarım.