Gazetevatan.com » Yazarlar » Bitmeyen aşklar senfonisi

Bitmeyen aşklar senfonisi

04 Aralık 2016 Pazar


 
“Kendi kırıntılarını kurtar ve eğer boğulursan, en azından sahile doğru yüzerken boğulduğunu bil.” –Ray Bradbury, Fahrenheit 451
 
 
Geçen hafta söz verdiğim gibi bir haftadır gelen mailleri tek tek okudum.
 
Başlı başına bir vaka olanları sizlerle paylaşarak, üzerine kalem oynattım.
 
Ve fakat, tüm bunların ötesinde, herkesin ortak bir derdi var.
 
Bitmeyen aşklar.
 
Kimi üniversitedeki sevgilisine dönmüş onunla yeniden denemeye çalışıyor, kimi asla olmayacağı için ayrıldığı en son sevgilisine.
 
Herkes, “Olmayacağını biliyorum ama denemek istiyorum” diyor.
 
Belki başka türlü olur diyor...
 
Tam da bu minvalde yüzden fazla mail ulaştı elime.
 
Dolayısıyla içlerinden birini burada paylaşsam diğerlerine ayıp olacak.
 
O halde hissettiğiniz o bitmemişlik, yarım kalmışlık duygusunun adını koyalım ilk önce...
 
Zeigarnik etkisi.
 
Evet, durumunuzun tıbbi bir tanımı da olduğuna göre konuya girelim...
 
 
Ziegarnik etkisi, Rus psikiyatr Bluma Zeigarnik tarafından saptanan bir durum.
 
Temel olarak, bitirilmemiş işlerin zihni bitirilmiş işlerden daha çok meşgul ettiğini ortaya koyuyor.
 
Yarım kalmışlık hissi, karşınızdaki kişiyi unutmanızı zorlaştıyor yani.
 
Şöyle bir örnek vereyim size, X adındaki uzak bir memlekette bir tatlı yediniz.
 
Canınız durup durup o tatlıyı çeker.
 
Bir dilim daha yemek için kudurursunuz.
 
Aynı tatlıyı yapmayı öğrenip bir iki kere kendi kendinize yapıp yediğinizdeyse, o kadar büyük bir tutku olmaktan çıkar sizin için.
 
Konu aşka gelince de böyle.
 
Bir ısırık alıp bıraktığımız ilişkilerde, devam etseydi ne olurdu sorusu sürekli beynimizi kurcalıyor.
 
O insanla yaşanılan küçücük anların senaryosu beyinde defalarca oynarken, şekil değiştiriyor.
 
Kötü anlar çıkarılıyor, masalsı bir hikayeye dönüşüyor.
 
Sizi ondan soğutan şeyleri yoksunluk ve yarım kalmışlık hissiyle unutuyor, iyi noktalara odaklanıyorsunuz.
 
Sanki hayatınızın aşkıymış gibi.
 
Sanki devam etse asrın aşkı olacakmış gibi.
 
Yaşanmamış şeylerin muhtemel senaryosu beyninizde defalarca oynarken, siz o insana daha da çok aşık olduğunuza ikna ediyorsunuz kendinizi.
 
Söz konusu insan evli ya da başkasıyla birlikteyse, senaryo daha da derine iniyor.
 
İyice ümitsizliğe kapılıyorsunuz.
 
Keşke şöyle olsaydı, keşke böyle olsaydı diyip diyip duruyorsunuz.
 
 
Aslında tek bilmeniz gereken, yaşadığınız şeyin aşk olmadığı.
 
Sadece eksik bir hikaye olduğu için kafanızı kurcalıyor o insan.
 
Karşınıza daha güçlü çekim duyacağınız biri çıktığında muhtemelen son bulacak bir durum sözünü ettiğiniz.
 
Aşk dediğiniz şey, bütün mantığınız bangır bangır hayır derken, bedeninizin o insanı ölümüne istemesinden başka bir şey değildir.
 
Zannettiğiniz kadar aşık olsaydınız bırakıp gidemezdiniz.
 
Karşınızdaki size aşık olsaydı bırakıp gidemezdi.
 
Aşkın olduğu yerde kimse basıp gitmez çünkü.
 
Emin olabilirsiniz.
 
Keşkeleri bir kenara atın şimdi...
 
İyi haber, öyle de olsaydı böyle de olsaydı sonuç değişmeyecekti.
 
Zaten elinizden geleni yapmışsınız.
 
Elinizden gelen oymuş.
 
Fazlasını da yapsanız olmayacaktı.
 
Çünkü olmuyorsa olmuyor.
 
70 kere de deneseniz, 100 kere de, olmuyor.
 
Denenmişi var.
 
GEÇEN HAFTADAN KALAN 5 ŞEY
 
1- SOKRATES PUB:
 
Geçen hafta okurun teki bana çemkirik attırmış, Nişantaşı’nda mantar gibi türeyen, sokakları işgal eden yerleri yazıp duruyorsun, milleti mahalleye dolduruyorsun diye... Ben yine de hesabımı ödeyerek gittiğim ve sevdiğim yerleri yazacağım. Kimse kusura bakmasın. Geçen ay Teşvikiye’de açılan Sokrates’e uğradım bu hafta. dekorasyonu çok güzel olmuş. Sunumlar çok özenli. Ama daha da güzeli, servis elemanlarının ilgisi ve nezaketi. Kendinizi o kadar rahat ve şehrin kaosundan uzakta hissettiriyor ki, mahallenin en yenisi ve en güzeli şu anda. Daha şimdiden oturmak için masaların kalkmasını beklemek zorunda kalıyorsunuz. Öyle de iyi iş yapıyor. Tebrikler. Ancak buradan Şişli Belediyesi’ne de iki çift lafım var. Önce işgaliye alıp mekanların önlerine kışlık sigara içme alanı yapmalarına izin verdiniz, sonra da kaldırın bunları buradan dediniz. Gerekçe? Araba park edecekmiş. Nişantaşı burası. Sokakta park halinde yeterince araba var zaten. Sigara içenleri bu soğukta kapı önlerinde veremden geberterek öldürmeyi mi planlıyorsunuz Sayın Hayri İnönü? Mahalleli olarak Teşvikiye’den kaldırımdan kaldırttığınız masaları yerine koydurmanızı rica ediyoruz. Şimdiden teşekkürler.
 
2- TEMA GECESİ:
 
Oyuncuların şarkı söyledikleri özel bir gece yaptı Tema çocuklar yararına. NTV de canlı yayınladı geceyi. SMS’lerle bağışlar toplandı. Çok şükür ki hedeflenen para da bir araya getirilmiş. Yalnız bir küçük ricam var, seneye şarkı söyleyebilen oyuncular katılsın bu geceye. Pek çok performans dinlenmeyecek kadar fenaydı. Sanırım yayına gelen sesi de farklı vermişler. Ortaya sonuçları açısından hüzünlü bir iş çıktı. Bu kadar iyi niyetli işlerde bir gıdım daha özen bekliyoruz.
 
3- VICTORIA’S SECRET DEFİLESİ
 
Gavur yine yapmış yapacağını. Paris’te düzenlenen defile gerek melekleri gerekse sahne şovlarıyla yine muhteşemdi. Bruno Mars’lı, Lady Gaga’lı, The Weekend’li şova, bu kez Bella Hadid damgasını vurdu. Beş yıl önce Adam Lavine’in o dönemki kız arkadaşı olan meleği sahnede öpmesi nasıl olay olduysa öyle hem de. Bella ve The Weekend henüz ayrıldılar. Bella sahneden öyle havalı bir geçiş yaptı ki, tam olarak “Kaybettiğin insana dön de bir bak derim” anı yaşattı izleyenlere. İnternette caps furyası aldı başını yürüdü tabii. Hala bakıp bakıp gülüyorum ben de. İzlemeyen varsa Youtube’dan bulup izlesin.
 
4- EVLENECEKSEN GEL
 
Her ev yazarı gibi ben de gündüz kuşağına maruz kalıyorum. Esra Erol’undan Zuhal Topal’ına her birinden haberim var. Ama favorim Seda Sayan’lı Evleneceksen Gel. Öyle bir cast yapmışlar ki gülmekten ağlıyorum. Solmaz diye İzmirli Roman kızı var bir tane... Kız dansı ve talipleri arasında kalıyor. Oğlanlar bunun göbek atmasına laf ettikçe “Aman bir ecalim var...” diyerek göbek atmaya başlıyor. Sonra bir tane tuhaf makyajlı emekli polis Filiz var... Allah günah yazmasın her gelene golf biliyor musun diye soruyor. Sanırsın Tüsiad eski başkanının karısıymış da adam ölmüş bu kızıyla ortada kalmış... Muhteşem! Küçük Emrah’ın bir türlü kabul etmediği, ettikten sonra da kabullenemediği oğlu Tayfun da programda kısmetini arıyor. Annesi, beğendiği kızı istemiyor. Gerekçe basit. Tayfun’un evlenmek istediği kız evlenip boşanmış ve bir çocuğu var. Şimdi ne denir ki? Ablacığım sen evlenmeden çocuk yaptın yıllarca babalık hakkını aradın, elin kızına evlenip boşandı çocuğu var diye nasıl laf ediyorsun denmez mi? Denir elbet de... Yine dememiş olalım biz. Oxford’da okuduğunu iddia eden Azeri bir kız var. 30 yaşında, 21 yaşında çocukla evlenmeye kalkıyor... Bana tek taş almadı, orta yerde dans ediyor diye nişan atıyor... Daha neler neler. Akıl sağlığınız el verirse arada bir bakın. Gülmek eğlenmek için birebir. Ev kadınlarının kafası nasıl yanıyor, kendilerini nasıl sunuma veriyorlar anladım ben... Tövbe laf etmem daha kimseye. Aman bir ecalim var... Acıyor mu, kremini sür! Yaşa be Solmaz! Oyna be Solmaz! Kıskananlar çatlasın! Oyum Solmaz'a!
 
5- 117 YAŞINDAKİ KADININ UZUN YAŞAM SIRRI
 
Hala içkisini içen Emma Morano, 29 Kasımda 117 yaşına girdi. Söylediğine göre uzun yaşamasının tek sırrı bekar olması. 1938 yılında kocasından boşanan Emma, “Bir erkek tarafından domine edilmeye ihtiyacım yok” diye açıklama yapmış. Kocası ona şiddet uyguluyormuş ve sürekli hakaret ediyormuş. Doktorlar bile Emma’nın hiçbir takviye almadan bu yaşına nasıl geldiği konusunda şaşkın. Oysa Emma kendinden emin... Bekar kaldığım için uzun yaşadım diyor. Gerçekten bazı erkekler insanın ömrünü yiyor. Orası kesin. Bekar kalın demeyeceğim ama... Ruhunuza iyi gelmeyen, enerjinizi emen kimseyi uzun süre etrafınızda barındırmayın. Alın size ölümsüzlük sırrı.
 
Canın mı acıdı, kremini sür!
Haydi hayırlı pazarlar canlar.