Amaç Türkiye’nin bir Ar-Ge merkezi olması

03 Kasım 2014 Pazartesi - 20:13 | Son Güncelleme : 03 11 2014 - 20:13


2014 Mayıs ayında İTÜ Teknokent’te hizmete giren Intel Ar-Ge Merkezi, ilk ürünlerini vermeye başladı. Intel Türkiye Genel Müdürü Burak Aydın, gelecekten çok umutlu. Aydın “Ar-Ge Merkezi’ndeki çalışmalarımız iki farklı konu üzerinde odaklanmış durumda. İlki Nesnelerin İnterneti dediğimiz birbiri ile iletişim halinde olan sistemler. Giyilebilir teknolojiler de bunun bir parçası. Diğeri ise ileri eğitim teknolojileri.” diyor.
 
2014 Mayıs ayında İTÜ Teknokent’te hizmete giren Intel Ar-Ge Merkezi, ilk ürünlerini vermeye başladı. Intel Türkiye Genel Müdürü Burak Aydın, gelecekten çok umutlu.
 
Burak Bey, neden Türkiye ve neden Ar-Ge Merkezi? Neden Türkiye?
 
Bunun birkaç sebebi var: Öncelikle genç nüfusumuz ve çok başarılı mühendislerimiz var. Ayrıca ülkemizde uzunca süredir devam eden ekonomik istikrar süreciyle beraber yeni nesil başarılı teknoloji şirketleri ortaya çıktı.
 
Finans dünyasında Avrupa’nın önündeyiz, Türkiye’deki Mobil Operatör firmaları Avrupa’nın en başarılıları arasında. Öte yandan savunma sanayi konusunda son yıllarda ciddi atak içerisindeyiz, Tüketici elektroniğinde EMEA Bölgesi’ne hizmet veren markalarımız var ve Avrupa’nın otomobil fabrikalarının bir kısmı Türkiye’de. Bunun yanında coğrafi olarak Avrupa, Afrika ve Asya üçgeninin tam ortasındayız. Bütün bunlar Ar-Ge merkezi için Türkiye’yi iyi bir aday ülke yapıyor. Ama tabi bu yeterli değil. Bir de Ar-Ge yapabilecek odak alan ve bunun mantıklı açıklaması gerekiyor. Avrupa’da üç Ar-Ge merkezimiz oldu Türkiye ile birlikte. Diğer iki Ar-Ge Merkezi’nin biri Avrupa’nın en büyük Data Merkezlerinin bulunduğu Dublin’de ve odak alanı Bulut teknolojileri, diğeri ise dünyanın lider otomobil şirketlerinin bulunduğu Almanya, Münih’te ve odak alanı Otomobil Teknolojileri.
 
Biz 15 ülkenin arasından sıyrılarak açtığımız Ar-Ge Merkezi’nin odak alanını; Fatih Projesi’ni ve etrafında oluşturduğu ekosistemi, Nesnelerin İnterneti alanında başarılı olabilecek tüketici elektroniği firmalarımızı ve bu alanlarda yapabileceklerimizi düşünerek, eğitim ve IoT (Nesnelerin İnterneti) seçtik ve Genel Merkezimizi bu konuda başarılı olacağımıza ikna ettik. Ar-Ge Merkezi’nin resmi açılışı yapılmadan uluslararası alanda patent başvuruları yapmayı başarmamız ve daha birinci yılını oldurmadan ilk ürünleri görebilmemiz “Neden Türkiye” sorusunu açıkça cevaplıyor.
 
Daha bu yılın başında WhatsApp isimli uygulamanın 16 milyar dolara satıldığını gördük. Geçen yıl Yahoo’nun 17 yaşındaki bir İngiliz gencin projesi olan Summly’yi 30 milyon dolara satın aldığına şahit olduk. Estonya’dan çıkan Skype, birkaç yıl önce dünya devi Microsoft tarafından satın alındı. Çek Cumhuriyeti’nden 1 Milyar Dolar piyasa değerine sahip AVG gibi başarılı bir anti virüs markası çıktı. Tüm bu saydığım başarılı projelerin altında yenilikçilik, araştırma ve geliştirmeye verilen değer yatıyor. Intel olarak Türk mühendislerinin de böyle değerli projelere imza atabileceğini düşünüyoruz. O nedenle İTÜ Teknokent’teki Intel Ar-Ge Merkezi bizim için çok önemli. Amacımız Ar-Ge merkezimiz aracılığıyla iş ortaklarımızı aynı zamanda Ar-Ge proje ortaklarımız olarak konumlamak, ülkedeki know-how birikimine ve açık inovasyon kültürünün gelişimine destek olmak ve bu vesileyle Türkiye’den bilişim ihracatı yapılmasına ve başarılı girişimlerin çıkmasına doğrudan veya dolaylı liderlik etmek.
 
 
Aslı Hanım, Ar-Ge Merkezi’nde kısa zamanda neler üretildi?
 
Burak Bey’in de belirttiği gibi Türkiye’deki çalışmalarımız Nesnelerin İnterneti ve ileri eğitim teknolojileri konularına odaklanmış durumda. Eğitim alanında Intel RealSense teknolojisini kullanan “Adaptif Öğrenme Platformu” adını verdiğimiz bir proje üzerinde çalışıyoruz. Ar-Ge Merkezi’nde bu projeyi “Geleceğin Öğrenme Ortamı” olarak da isimlendiriyoruz. Bu sisteme göre bilgisayar ve tabletle ders çalışan öğrencilerin göz ve yüz hareketleri gibi fiziksel verileri üç boyutlu kameralarla algısal hesaplama teknolojisi sayesinde izleniyor. Bu veriler kullanılarak öğrencinin derse ve konuya olan ilgisi düzenli olarak ölçülüyor. Bu sayede kişiye özel bir tablo ortaya çıkartılarak öğrenme sürecinin daha efektif kullanılabilmesi için platform otomatik seçenekler kurgulayabiliyor. Örneğin; kullanıcının sıkıldığını anlarsa sistem kısa bir ara önerebiliyor. Öğrencinin sonraki ders programı da buna göre ayarlanabiliyor. Bu çözümün bilgisayarlarla 1-1 öğrenme ve dijital eğitim platformlarının yaygınlaşması ile öğrenme süreçlerine büyük katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Hedefimiz bu tür projeler ile tüm dünyada eğitim alanında teknolojinin daha etkin kullanımını sağlamak ve bu teknolojileri Türkiye’den dünyaya taşımak. Projemiz, Amerika’da da büyük bir heyecanla takip ediliyor. Amerika’nın önde gelen önemli üniversiteleri ile de Ar-Ge işbirlikleri için temaslar halindeyiz. Burada da gerçekleştirilecek ortak çalışmalarla projelerimize uluslararası arenada farklı bir boyut kazandıracağız.
 
Bir diğer projemiz de giyilebilir cihazlar alanında. Bir süre önce ABD’li ünlü rapçi 50 Cents’in kulaklık ve aksesuar markası SMS Audio ile Intel’in yaptığı işbirliği sonunda dünyanın kalp ritmini ölçen ‘ilk’ kişisel ses sisteminin geliştirilmeye başlandığını duyurmuştuk. SMS Audio Biosport ismi verilen bu kulaklıklar birkaç ay içinde tüm dünyada satılmaya başlanacak. Bu kulaklıkların sahip olduğu teknolojinin temelindeki Android yazılımın bir kısmı da Türkiye’de Intel Ar-Ge Merkezi’nde geliştirildi.
 
 
Teknokent’te faaliyet gösteren bir Ar-Ge merkezinin üniversitelerle de yakın temas halinde olması gerekiyor, değil mi?
 
BA: Zaten Intel Ar-Ge Merkezi’nin temel amaçlarından biri bu. Türkiye’nin kendi fikri mülkiyet projelerini yaratmasına ve ülkemizdeki patent sayısının artırılmasına katkıda bulunmak istiyoruz. Bu merkezde ne kadar büyük başarılara imza atarsak bütçesel anlamda o kadar fazla fona ulaşabileceğimizi, her yeni kaynağın da daha değerli fikirlerin hayata geçmesine olanak vereceğini biliyoruz. Bunun için de üniversitelerdeki yenilikçi fikirlere ihtiyacımız var. Intel olarak Maker adını verdiğimiz geliştiricilere yönelik Galileo isimli bir anakartımız var. Bu kartlardan toplam 1000 adedin üzerinde bir rakamı Türkiye’deki 36 üniversiteye dağıtmak ve üniversite öğrencileriyle akademik kadroları da inovasyon ekosistemimizin bir parçası haline getirmek istiyoruz. Bu konuda üniversitelerimizin de bizimle aynı heyecanı paylaştığını söyleyebilirim. Ar-Ge Merkezi’nde üretilen fikirler geliştikçe, projeler olgunlaştıkça merkezin çalışan sayısı da artacak.