Gazetevatan.com » Yazarlar » Merkez Bankası beklemeli mi?

Merkez Bankası beklemeli mi?

22 Ekim 2018 Pazartesi


Piyasalar Merkez Bankası’nın Perşembe günkü PPK toplantısına odaklanacak. TCMB’den bir sürpriz beklenmiyor. Ekim ayı enflasyonunu beklemeyi tercih edecektir. Dolar/TL’de 5.50 psikolojik sınır, diğer kritik seviye 5.30 olarak görünüyor

 
 
Bu haftanın bizim piyasalarımız için finansal indikatörü 25 Ekim Perşembe günü yapılacak olan Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısından çıkacak olan karar olacak. Dolar/TL kurunun geçtiğimiz hafta 5.5194 seviyesine kadar gerilemesi sonrasında piyasalardaki genel beklenti, PPK toplantısından “bu toplantı pas” kararı çıkması yani faizlerin sabit bırakılması yönünde. Reuters’in 15 kurumun katılımı ile yaptığı ankete göre de 12 kurum yüzde 24 seviyesindeki bir hafta vadeli repo faizinin sabit tutulmasını beklerken, üç kurum 75, 100 ve 175 baz puan artış öngörüyor. Kurların genel seviyesinin gerilemesinin sebeplerinin başında Brunson’un serbest bırakılması ve tabii ki bir önceki PPK toplantısından çıkan 625 baz puanlık politika faizinde artış kararının önemli payı vardı. 

10 yıl yerine 5 yıl riski

TCMB büyük ihtimalle; bu denli sert faiz artışı kararından sonra Ekim enflasyon rakamlarını görmek isteyecektir. Enflasyon sepetine konu olan ürünler başta olmak üzere nihai tüketiciye yönelik fiyatlardaki “yüzde 10 indirim kampanyası” Ekim’de TÜFE’yi “görece” aşağı çekebilecek. Ancak üretici fiyatları için bu kampanyalar geçerli olmadığından 5 Kasım’da açıklanacak enflasyon verilerinde TÜFE-ÜFE farkı daha da fazla açılabilir. Diğer yandan bütçede hedeflenen vergi artışları hayata geçecek olursa Ekim enflasyonunda gelebilecek “görece” rahatlama orta vadede çok da kalıcı olmayacaktır. TCMB; şimdilik Ekim rakamlarını bekleyecek, olası bir faiz artışını bir sonraki toplantıda tartışacaktır.   

Brunson’un bırakılması, geçtiğimiz haftanın iyi haberlerinden biri olan Hazine’nin 2 milyar dolarlık eurobond piyasasından borçlanmasını da kolaylaştırmışa benziyor. Hazine; 6 milyar dolarlık talebin geldiği ihraçta, yüzde 7.25 kupon ve 7.5 getiri vererek 2 milyar dolar borçlanmayı başardı. Geçtiğimiz türbülanslı dönem için başarılı denebilecek bir borçlanma.

Diğer yandan yılın başındaki borçlanmasına bakıldığında aynı başarıyı söylemek çok da kolay değil. Yılın başındaki 2 milyar dolarlık borçlanma 10 yıllık idi ve kupon faizi yüzde 5.1, getirisi de 5.2 olmuştu. (Getirinin kupon faizinden yüksek olması, ilk satış sırasında nominal değerden az da olsa daha düşük fiyattan satış yapılmasından kaynaklanıyor)  

Vadenin kısalması; yatırımcıların Türkiye’nin 10 yıllık riski yerine 5 yıllık riskini tercih etmelerinden kaynaklanıyor. Benzer risk algısı getiri tarafında da gözleniyor. 230 baz puanlık artışın önemli bir kısmı Türkiye’nin risk priminin en kolay izlendiği 5 yıllık CDS (Credit Default Swap) oranlarındaki artıştan geliyor. 5 Ocak 2018’de 152 baz puanda olan CDS oranı, o tarihten bu yana yükseldi. 4 Eylül’de 566’ya kadar çıkan oran, geçtiğimiz haftayı 380 seviyesinde kapattı.

LIBOR’DAKİ YÜKSELİŞ DÜNYAYI VURUYOR

Hazine’nin borçlanma maliyetinin yükselmesinde Türkiye’nin risk priminin artmasının yanı sıra küresel fonlama maliyetlerindeki artışın da payı vardı. Yıllık dolar LIBOR (London Interbank Offered Rate) faizi geçen Cuma günü itibariyle yüzde 3.0203 seviyesine yükseldi.  

Bu küresel krizin iyiden iyiye hissedildiği Ekim 2009’dan bu yana en yüksek seviye. Yılın başında yıllık dolar LIBOR oranı yüzde 1.835 idi. Fed’in faiz artışlarının finansal piyasalardaki genel fonlama faizlerini yukarı çektiği aşikar. Bunun da bizim genel fonlama maliyetlerimize; kendi risk primimize ilaveten; yansıması kaçınılmaz oluyor. Bu günlerin geleceğini özellikle 2015’ten bu yana biliyorduk, yaşanan küresel maliyet artışları çok da sürpriz değil. Fonlama maliyetlerindeki yükseliş sadece bizim de dahil olduğumuz gelişen ülkeleri vurmuyor. Başta ABD olmak üzere hisse senedi piyasalarını da vuruyor. Brexit ile başı belada olan İngiliz FTSE endeksi ve İtalya ile uğraşan AB’nin en önemli borsası Alman DAX endeksi 200 günlük BHO’nın (Basit Hareketli Ortalama) altına inmişlerdi. Faizler genel seviyesindeki yükseliş, Ticaret Savaşları ile ilgili endişeler nihayet Amerikan borsalarını da vurdu. Önceki hafta içinde 200 günlük BHO’nın altına (50 günlük BHO’ların çoktan altına inilmişti) inen ABD endeksleri, o haftayı hafif toparlanarak 200 günlüklerine yakın kapatmıştı. Geçtiğimiz hafta 200 günlük BHO’nın üzerine çıkacak düzeltme hareketleri görülse de çok da fazla üzerine çıkmayı başaramadılar. Bu hafta LIBOR’daki yükseliş devam ederse; ABD borsalarındaki satışların yeniden hız kazandığına şahit olabiliriz. Geçen haftayı 2.774’ten kapatan S&P 500 için 2.740 seviyesi de aşağı geçilirse 2.615 seviyesinin önü açılacaktır.  

DOLAR/TL NASIL TEPKİ VERİR? 

- Herhangi bir faiz değişikliği olmadığı durumda kurlarda dış faktörlerin etkisi dışında majör bir değişim olmasını beklemiyorum. Cari koşullarda 5.50 seviyesi psikolojik, 5.2850- 5.3015 önemli bir destek seviyesi. Geçtiğimiz Cuma günü sonunda yaşanan 5.70 yükseliş hareketi, piyasalarda “Brunson’ın serbest bırakılması” beklentisiyle satılmış olan dolarların yerine konulma çabasının başladığını göstermesi açısından önemli. Bu da kurdaki aşağı yönlü potansiyelin azaldığını gösteriyor. Ancak euro/dolar paritesinde (İtalya’ya bağlı olarak) euro lehine yükseliş olursa yeniden yüksek 5.50’li rakamlara bir geri çekilme olabilir ancak bunun da sınırlı kalacağını düşünüyorum.   

- 50-100 baz puanlık bir faiz artışı gelirse; TCMB kararlılığını göstermek adına bunu yapabilir, ancak ben beklemiyorum; o zaman yukarıdaki yüksek 5.20’li seviyeler resmin içine girebilir. Daha aşağısının, düşük ihtimal olduğunu düşünüyorum. 

- Herhangi bir faiz indirimi beklemiyorum. Enflasyonla mücadelede kararlılık ve TCMB’nin kredibilitesi için cari faiz seviyelerinin (enflasyonda kötü sürprizler gelmezse) uzunca bir süre korunması gerekiyor. Ancak 25 baz puan dahi olsa bir faiz indirimi gelecek olursa; yeniden 6.00’ın üzerine yükseliş olur, hem de oldukça hızlı. Yukarıda 6.0500-6.0750 ilk direnç seviyesi.