Gazetevatan.com » Yazarlar » İş Merkez’den çıktı

İş Merkez’den çıktı

30 Temmuz 2018 Pazartesi


Merkez Bankası son PPK kararıyla ‘Ben para politikası olarak üzerime düşeni yaptım şimdi sırada maliye politikası var’ mesajı verdi. Piyasada gözler kritik Temmuz enflasyonuna çevrildi. TCMB’nin haklı olup olmayacağı Cuma günü ortaya çıkacak

Geçtiğimiz hafta Para Politikası Kurulu (PPK); piyasa katılımcılarının 100-125 baz puanlık faiz artışı beklentisine karşın para politikası faizlerini sabit tuttu. Haftalık repo faizi olan yüzde 17.75’i sabit tutan TCMB, “işgören faiz” dediğim piyasa faizlerinin yine gerisinde kaldı. Yüzde 21-22’lerdeki TL swap faizleri (karşılığında dolar verildiğinden dolayı dolar fonlama maliyetini de buna eklemek gerek) yüzde 24-25’lere yükselmiş olan TL kredi faizlerinin hayli gerisinde kalmayı başardı.  
Toplantıdan sonra yapılan açıklamada, “Enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar para politikasındaki sıkı duruş kararlılıkla sürdürülecektir. İhtiyaç duyulması halinde ilave parasal sıkılaştırma yapılabilecektir” denmiş. Sıkı duruş nerede? Merkez Bankası daha ne kadar piyasanın gerisinde kalacak? Ya da bu kadar beklenti oluş(turul)muşken sıkılaştırılmayan para politikasında, ilave sıkılaştırılmaya başka ne zaman ihtiyaç duyulacak?  
Açıklamada yeni olan önemli bir nokta var. Buna geçmeden önce... Bu toplantı diğerleri ile aynı “sıklette” bir toplantı değildi. Bu toplantı yeni “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin” ilk PPK toplantısı idi. Bu toplantıdan çıkacak karar; Merkez Bankası bağımsız mı olacak, yoksa seçimlerden önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi Merkez Bankası siyasi otoriteyle “uyumlu” hareket edecekti, bunun anlaşılacağı bir toplantı olacaktı.   
 
Ne demek istedi?
 
Piyasalar; faizlerin sabit tutulma kararını, bir anlamda Merkez Bankası’nın bağımsızlığına veda olarak algıladı. Diğer yandan; PPK toplantısının hemen öncesinde Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın yapmış olduğu toplantıların, halkla ilişkiler çabalarının da bir anlamı olmadığını düşünmeye başladı. Dolar/TL kurundaki ve özellikle 10 yıllık tahvil getirilerindeki yükseliş, borsadaki düşüş piyasaların karar tepkisiydi, sert oldu.  
Toplantı sonrasındaki açıklamada yer alan ‘...maliye politikasının dengelenme sürecine vereceği katkı’ yeni olandı. Sadece bu yeni “ekten” yola çıkarsak; Merkez Bankası bir anlamda enflasyonla mücadelede faiz artışı ile yapılacak katkının maliye politikaları ile desteklenmesi gerektiğini hatırlatmış diye düşünebiliriz. İyimser bir gözle bakıldığında TCMB’nin ‘Ben para politikası olarak üzerime düşeni yaptım, şimdi sırada maliye politikası var’ dedi diye düşünülebilir.   
 
İletişim eksikliği var
 
Ancak ne toplantı öncesindeki faiz artacak beklentilerinin yönetilmesinde ne de toplantı sonrasındaki iletişimde bu anlama gelebilecek bir iletişim stratejisi izlenmedi. Merkez Bankası eğer gerçekten böyle düşünüyor idiyse bunu çok daha önceden seslendirmeye, kamuoyu ile paylaşmaya başlamalıydı. 
Eğer bu söylem; bürokrasi içinde paylaşılmışsa bile, neden faiz artış beklentilerini önleyici bir iletişim stratejisi izlenmedi? Gerek tek başına karar, gerekse de bu zorlayıcı yorumlar; Merkez’in ya etkisinin azaldığı ya da iletişim stratejisinin bir an evvel gözden geçirilmesi gerektiği izlenimini yarattı. Acil bir “yol planı” yapılmalı ve piyasalar ile daha net, sürprizleri az bir para ve maliye politikası iletişin stratejisi oluşturulmalı.   
 
ECB faizleri ne zaman artıracak?
 
Avrupa Merkez Bankası (ECB), önümüzdeki 2 ay; aylık 30 milyar euro sonrasında da yıl sonuna kadar da; koşullar uygun olduğu takdirde aylık 15 milyar euroluk varlık alımı yapacağını ve yıl sonunda tahvil satın alma programını tamamlayacağını bir kez daha vurguladı. Program sonlandıktan sonra da itfalardan gelen fonları yeniden uzun bir süre yatırıma yönlendirilecek. Geçtiğimiz haftaki toplantıda “yeniden yatırım stratejisinin” ne kadar süreyle devam edeceğinin “telekonferans ile yapılan” bu toplantıda görüşülmediği belirtildi.
Görünen o ki ECB’nin ilk faiz artışı 2019 yılının ikinci yarısında gelecek. Ancak bu tarih, olabildiğince ileri ötelenecek görünüyor. ECB toplantısı sonrasında yeniden 1.1650’lerde haftayı kapatan euro/dolar paritesi böyle söylüyor. Geçen hafta yıllık bazda yüzde 4.1 gelen ABD büyüme oranı da AB tarafında acele etmeye gerek olmadığını söylüyor.   
 
Rahip diplomasisi
 
RAHİP Brunson’un tutukluluğu sağlık sebepleriyle ev hapsine çevrildi. Bu konudaki gelişmeleri yakından izlemişsinizdir. ABD Başkan Yardımcısı Pence; Türkiye’nin muhtemel yaptırımlarla karşı karşıya kalacağını söyledi. F-35’lerle ilgili yaptırımlara Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Tahkime gideriz’ şeklinde tepki koydu. Türk vatandaşı Ebru Özkan için Trump’ın Netenyahu’yu arayarak İsrail’de tutuksuz yargılanması konusunda baskı yapması, akıllara “rahip/rehine diplomasisini” getiriyor. Kısa vadede bazı kazanımlar sağlayabilecek bu diplomasinin, uzun vadede fayda sağlamasını beklemek zor. Bu hafta gelişmeler takip edilecek ve fiyatlanacaktır.   
 
Enflasyon kritik
 
PPK kararından sonra Cuma günü açıklanacak Temmuz ayı enflasyon verileri daha da önemli hale gelmiş durumda. Faizleri sabit tutarak para politikasındaki atılabilecek adımlar atıldı diye PPK’nın haklı çıkıp çıkmayacağına dair ilk ipucu bu hafta içinde gelecek.   
Geçtiğimiz yıl Temmuz ayında yüzde 0.15’lik bir TÜFE artışı kaydedilmiş. Reuters’ın haberine göre yüzde 0.9’luk bir artış bekleniyor. Buna göre geçtiğimiz ay yüzde 15.39 olan TÜFE rakamı, beklenti anketine göre yüzde 16.25’e yükseliyor.  
Benim “Ispanak-ceviz endeksim” en azından yüzde 1.5’lük bir arış olacağını, buna göre de TÜFE’nin yüzde 16.95’e tırmanacağını söylüyor. Bir iyi haber ÜFE tarafından gelebilir. Geçtiğimiz ay yüzde 23.71’e kadar yükselen yıllık ÜFE rakamının içindeki Temmuz enflasyon oranı yüzde 3.03 idi. Bu yılki Temmuz rakamının bu seviyenin altında kalması ve yıllık bazdaki ÜFE’de zirvenin görülmüş ve geri dönüşün başlamış olduğunu tahmin ediyorum. Eğer ÜFE’de yeni yüksekler görmeye devam edecek olursak, PPK kararı bu Cuma itibarıyla “modası geçmiş” hale gelecektir.